Geçmişin izi (279)

Onlara haydi rastgele dedikten sonra av torbamızı yüklenip önüme geçti Çölen. Epeyce bir dağın bağrında aykırı yürüdükten sonra dimdik aşağı indik. Ormanlık alanı aşıp avlığa kavuştuk. Burası dedi Çölen Gökgeyrek. Bütün Elma...

Abone Ol

Onlara haydi rastgele dedikten sonra av torbamızı yüklenip önüme geçti Çölen. Epeyce bir dağın bağrında aykırı yürüdükten sonra dimdik aşağı indik. Ormanlık alanı aşıp avlığa kavuştuk. Burası dedi Çölen Gökgeyrek. Bütün Elma Kayası avlığının tekeleri buradan taksim olurlar. (Geyrek burada kayrak kelimesinin yerine kullanılıyor) Şu boğaza çok dikkatli bak oradan tekeler uşka gibi gelip geçerler. (Uşka: Hayal)
Burada bir saat filan oturmamız lazım. Üşürsen söyle, sanan kuytu bir yere ateş yakayım. Avlıkta sabahın erken saatlerinde ateş yaksak tekeler gelir ısınır mı dedim Çölen’e. Onlarda mı üşüyor. Boşver dedim ateşi filan biz tekelerimize bakalım. Benden söylemesi. İnsanlar bu ayaza zor tahammül ederler ondan dedim dedi Çöle. Sen istemezsen ben zaten üşümem. Çölen ile hemen birbirimize ısınmıştık. Bu cefakâr ihtiyar hoşuma gitmişti. Gözümüzde dürbünler dikkatle etrafa ararken Çölen anlatıyordu. Bizim avlıklar Davutoğlu’nun burçaklığından başlar. Hatıp’ın makamı, Yosunlu, Gökgeyrek, bu dağlarda dolaşacak avcıya döt gerek demiş eski avcılar ona göre. Dağlarımız serttir diyip gülüyordu Çölen. İşte Elma Kayası’nın avlıkları böyle avlıklardı.
Orda bir saat kadar oyalanmamıza rağmen bir şey göremedik. Tekrar dik aşağı inmeye başladık. Zaman zaman zorlandığım yerler oluyordu. Çölen önümde iki gözünü birden kırpıştırarak geç gel, geç gel hoflanma ben önündeyim diyip beni cesaretlendiriyordu. Nihayet inişi tamamladık. Yalnız ikimizin tutunabileceği yerden Kemerköprü uçaktan görünür gibi görünüyordu. Alara Çayı yer yer görünsede buradan tamamı görünmüyordu. Oradan solumuza döndük. Sarp kayalıklarda solumuzun üstünde epeyce devam ettik. Nihayet soluklanırken karşımızda Ortaköy’ün ve Senir’in köpeklerinin sesini duyabiliyorduk. Tekrar yükselmeye başladık. Ben buralardan gece bile geçerim dedi Çölen. Dediği doğruydu. Bütün avcılık yaşamımda gördüğüm üç cesur sarpçıdan biriydi Çölen. Neredeyse düz duvara tırmanıyordu. Benim çok isteyip beceremediğim şeydi yaptığı. Tekrar yükselmeye başladık. Dimdik bir yerden çıkarken tekrar zorlandım. Yine aynı davranışlarıyla, şefkatli bir ağabeyin, bir babanın tavrıyla geç gel geç egl çekinme diyerek beni cesaretlendirdi. Nihayet bir menevişin dibinde sarpı geride bırakmanın mutluluğunu yaşarken Kemerköprü’den ötede yol çalışmaları için dinamitler patlamaya başladı. Dinamitlerin karşıki dağlarda patlama sesinden bile bulunduğumuz dağın her yerinden kaya parçaları hareketlenip yuvarlandı. Gördün mü dedi Çölen. Ekmeğimiz kesilmemiş. Biz bu selamat yere geldiğimizde patlamalar oldu. Yarım saat evvel biz aşağılardayken olsa belki üstümüze bir kaya yuvarlanabilirdi. Çölen’in olayları böyle basite alıp kolay kabullenmesi çok temiz kalpli insanların kaderciliğiydi şüphesiz ama hiçbir sorumlu aramadan, şikayette etmeden bu kadar tevvekel olması Çölen’e olan sevgimi bir kat daha arttırmıştı.
DEVAM EDECEK