Gazeteciliğin aynası: Reyting mi, hakikat mi?

Abone Ol

​Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda, insanlığın en eski ve en kutsal mesleklerinden biri olan gazeteciliğin derin bir sınavdan geçtiğini görüyoruz. Sahi, gazetecilik nedir ve gerçekten tarafsız mıdır? Yoksa modern çağın getirdiği popülarite ve güç savaşlarının gölgesinde kalan bir meslek haline mi gelmiştir?
​Gazetecilik, sadece bir olay yerine gidip mikrofon uzatmaktan ya da bilgisayar başında kelimeleri yan yana getirmekten ibaret değildir. Gazetecilik; kamunun vicdanı, sessiz yığınların sesi ve her şeyden önemlisi hakikatin bekçisidir.
​En çok merak edilen sorulardan biri de şudur: Bir gazeteci, karşısındaki insanları dinlerken kimin yalan, kimin doğru söylediğini anlar mı?
​Evet, anlar.

​Yılların verdiği mesleki tecrübe, insan sarraflığı ve olaylar arasındaki bağları kurabilme yeteneği, bir gazeteciye adeta görünmez bir "hakikat dedektörü" kazandırır. Gazeteci, gözlerin arkasındaki tereddütü de görür, kelimelerin arasına gizlenmiş gerçekleri de. Ancak mesele sadece anlamak değil, o gerçeği eğip bükmeden topluma sunabilmektir.
​Çünkü gerçek bir gazeteci, reyting için değil, doğruların izini bulmak için tarafsız olmak zorundadır. İşte tam da bu duruşu sergileyebilenlere, mesleğin onurunu koruyanlara "iyi gazeteci" denir.
​İyi bir gazetecinin pusulası izlenme oranları veya beğeni sayıları değil; sadece ve sadece yalın gerçeklerdir.
​Ancak ne yazık ki günümüz medya düzeninde manzara her zaman bu kadar toz pembe değil. Bugün meslektaşlar arasında yaşanan o amansız reyting savaşı, haberciliğin niteliğini zedeliyor. Daha çok tıklanmak, daha çok izlenmek adına sansasyonel başlıkların arkasına saklanan hakikatler, okuyucuya ve izleyiciye haksızlıktır. Bu savaşın kazananı kim olursa olsun, kaybedeni her zaman toplumun doğru haber alma hakkı oluyor.
​Bir diğer büyük yara ise bağımsızlık ilkesinin yitirilmesidir.

Açıkça söylemek gerekir ki, herhangi bir siyasi partiyi veya gücü temsilen gazetecilik yapanlar taraflıdır. Gazetecinin sırtını yaslayacağı tek yer bir siyasi amblem değil, halkın kendisidir. Bir fikrin, bir partinin borozanlığını yapmak gazetecilik değil; halkla ilişkiler faaliyetidir. Gazeteci, gücün yanında duran değil, gücü denetleyen olmak zorundadır.

​Sonuç olarak;
gazetecilik bir bayrak yarışıdır ve o bayrağın üzerinde "Güven" yazar. Bizler reytinglerin geçici rüzgarına kapılmadan, siyasi rüzgarlara göre eğilip bükülmeden, doğruların izini sürmeye devam etmek zorundayız. Çünkü bu mesleği asıl onurlu kılan şey; tüm baskılara ve reyting canavarına rağmen, o temiz ve tarafsız sayfaları yarınlara miras bırakabilmektir.
​Bizlere güvenip makalelerimizi okuduğunuz ve takip ettiğiniz için sonsuz teşekkürler. Dün olduğu gibi bugün de doğru yoldan hiç şaşmadık, yarın da şaşmayacağız.

​Saygılarımla.