En büyük biziz başka büyük yok!

Vallahi ne yalan söyleyeyim, bu cumhuriyet lafazanlığını ağzına dolamış, laiklik bezirganlığı yapanların, laiklik konusundaki kaygılarına birşey diyemem ama, Cumhuriyetin ne anlama geldiğini bildiklerine kesinlikle inanmıyorum. Bugünkü...

Abone Ol

Vallahi ne yalan söyleyeyim, bu cumhuriyet lafazanlığını ağzına dolamış, laiklik bezirganlığı yapanların, laiklik konusundaki kaygılarına birşey diyemem ama, Cumhuriyetin ne anlama geldiğini bildiklerine kesinlikle inanmıyorum.
Bugünkü İran’da Cumhuriyet rejimi olarak tanımlanıyor.
Geçmişte SSCB’de Cumhuriyet olarak tarihtaki yerini almıştı.
Demek ki, salt tek başına Cumhuriyet bir anlam ifade etmiyor.
Cumhuriyeti anlamlı kılan, Laiklik ve Demokrasi.
Bugünkü iktidarın Milli Görüş çizgisinden gelmesi nedeniyle bizim sözde aydınlar, şeriat korkusuyla yatıp kalkmaktalar.
Laikliğin elden gitmesi kaygısını duymak güzel de, yıllardır aynı kaygıyı taşımak, ısıtıp ısıtıp aynı konuyu sofraya taşımak da pek mantıkla bağdaşmıyori!
Rahmetli Atatürk’de İttihatçı çizgiden gelmeydi amma, önce ittihatçıları tasfiye etti.
Bizim Atatürkçü geçinen beyinlerin önemli bir bölümü hem Atatürkçülükten söz ediyorlar hem de hala ittihatçılık yapmakla meşguller.
Adam Milli Görüş çizgisinden gelmiş olmasına rağmen, İslam ülkelerine gidiyor, kendisinin şahıs olarak laik olmadığını ama laik bir ülkenin başbakanı olduğunu söyleyerek, laikliğin dinsizlik olmadığını aksine dini özgürlüklerin hayat bulduğu demokratik bir anlayış olduğu mealinde bas bas bağırmasına rağmen, bizim bazı köşe yazarları hala Türkiye’de Cumhuriyetin ve laikliğin tehlike altında olduğundan dem vurabiliyorlar.
İşin çok daha komik yanı, istisnasız hepimiz, lafı gelince, özgürlüklerden ve özgür düşünceden söz ederken mangalda kül bırakmayız.
Sorarım size, hangimiz kendi uğraşlarımız ve araştırmalarımız sonucunda, dinimizi, mezhebimizi, siyasi görüşümüzü, örflerimizi, adetlerimizi, geleneklerimizi ve de tutuğumuz takımı kendi özgür irademizle seçtik?
Etnik kimliğimiz, sağlık ya da hastalık konularının bir bölümü genetik.
Amma ve lakin, yukarıda sözünü ettiğimiz doğuştan olmayan, sonradan edindiğimiz kimlikler sonradan şu ya da bu biçimde edindiğimiz şeyler olmasına rağmen, biz bunları da bir anlamda genetik aktarım olarak benimseyip kendimize mal edip işin içinden çıkıyoruz.
Ailelere bakın.
Babadan oğula, siyasi tercihler, tutulan futbol takımları, ideolojik körlükler, tarihle ilgili ezberler, her alanda seslendirilen söylemlerin tıpı tıpına aynı olduğunu görürsünüz.
Hatta çoğumuz, babadan deden şu partiliyiz, bütün aile dededen toruna kadar şu takımı tutuyoruz diyerek bununla övünürüz bile.
Bir solcuyu, ya da ülkücüyü dinleyin aynı şeyleri seslendirdiklerini, şiirsel bir ezber içinde dünyayı ve Türkiyeyi yorumladıklarını görürsünüz.
Kaygıları ve hayalleri hep aynı.
Özeleştiri yok.
Olumluya alkış tutmak akıllarının ucundan geçmediği gibi, olumluyu olumsuz gibi göstermek için de ellerinden geleni yapmaktan geri durmuyorlar.
Gerçekçi davranan, kendini geliştiren yok mu?
Tabii ki var.
Amma, onlar da döneklikle suçlanmakta.
Dünyada kendisini önemseyen tek varlık insan.
Dünyada en yiğit en cesur, en çalışkan millet biziz.
Dünyanın en mükemmel dini bizim dinimiz.
Müslümanlık içinde en doğru mezhep bizim mezhep.
Bu ülkeye en büyük hizmeti verebilecek parti bizim desdeklediğimiz parti.
Diğerleri vatan haini, soyguncu vurguncu.
Tutuğumuz futbol takımı içinse hiç ağzımızdan eksik olmayan slogansa, “En büyük (.... ) başka büyük yok.”
Allah hepimize akıl fikir ihsan eylerken, izan ve insaf da vermesini dilemekten başka yapabileceğimiz birşey yok!