Emeklinin feryadı ve siyasetin sorumluluğu

Abone Ol

​"Yakarsa dünyayı garipler yakar..." Rahmetli Müslüm Gürses’in o buğulu sesiyle hafızalara kazınan bu söz, aslında bir dönemin sosyolojik röntgenidir. 1970’li yıllarda zirve yapan köyden kente göç dalgası, beraberinde kendi kültürünü şehre taşıyan ama tam olarak ne köylü ne de şehirli olabilmiş, "İki arada bir derede" kalmış milyonları doğurdu.

Arabesk müzik, işte bu sıkışmışlığın, bu mahzun kitlelerin avazı oldu. Selahattin Cesur’dan Orhan Gencebay’a, Müslüm Gürses’ten Ferdi Tayfur’a kadar pek çok isim, bu kültürün sessiz çığlığını notalara döktü.

​Bugün Ferdi Tayfur denince akla gelen ilk siyasi figür ise şüphesiz MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli oluyor. Sayın Bahçeli, ülke gündemine dair kritik mesajlarını genellikle nostaljik otomobilinin içinde, ağır bir seyir eşliğinde dinlediği Ferdi Tayfur şarkılarıyla vermesiyle bilinir. Ancak geçtiğimiz salı günü partisinin grup toplantısında verdiği mesaj, bu kez müzikal bir tercihten çok daha öte, doğrudan hayatın kalbine dokunuyordu:

​"Gerekirse elimizi değil, gövdemizi taşın altına koymalıyız. Onlar üzülürken bizler rahat olamayız. Onları insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye taşımalıyız. Emeklilerimizin sonuna kadar yanındayız."

​Bu çıkış, sonuna kadar haklı ve insani bir duruşun ifadesidir. Bazıları "İktidar ortağı neden sadece konuşuyor?" diyebilir. Ancak son 30 yıllık Türk siyasetinde bir gerçek var ki; Devlet Bahçeli konuşur, ilgililer gereğini yapar.

Bir yanda CHP’nin tuttuğu "Emekli Nöbeti", diğer yanda iktidar ortağı MHP’nin bu net çıkışı, aslında toplumsal tabanı oluşturan milyonlarca insanın yaşadığı sefaleti tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.

​Siyaset üstü ve objektif bir değerlendirme yapıldığında; mevcut tablo ne yazık ki ülkemize yakışmıyor. "Bütçe imkânları", "enflasyonist baskı" veya "ekonomik gerçeklik" gibi klişeler, artık geçerli birer bahane ya da gerekçe olamaz.

Bu insanlar yıllarca çalışmış, alın teri dökmüş, primlerini ödemiş ve birikimlerini devlete emanet etmişlerdir. Basit bir hesapla; ödenen o primler bir bankaya yatırılsa ve sadece faizi alınsa, bugün bir emekli kimseye muhtaç olmadan "gül gibi" geçinip giderdi.

​Buradaki en büyük tezat ve adaletsizlik ise şudur: En düşük emekli maaşı alanlara farklı, üst segmentte prim ödeyenlere farklı enflasyon oranları uygulamak, sosyal adaletle bağdaşmaz. Yıllarca en yüksek tavan üzerinden prim ödeyenlerin birikimleri, yanlış sistem uygulamalarıyla aynı potada eritilmemelidir.

​unun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir: Emeklilere verilen maaş devletin bir lütfu değil; yıllarca peşin ödenmiş emeklerin, ödenmiş primlerin yasal karşılığıdır.

Açlık sınırının altındaki maaşlar, sosyal devlet anlayışını derinden zedelemektedir. Emeklilerin asıl beklentisi, gerçek enflasyon rakamlarının geriye dönük olarak maaşlarına tam ve adil bir şekilde yansıtılmasıdır.

​Pazara akşam saatlerinde çıkan, son kullanma tarihi yaklaşmış ürünlerin satıldığı market reyonlarında sıra bekleyen o insanlar; bu ülkeye ömrünü vermiş, taş üstüne taş koymuş bizim büyüklerimizdir.

Sayın Bahçeli’nin çağrısı bu bağlamda hayati bir önem taşırken, muhalefetin bu konudaki ısrarı da sokağın feryadını yansıtmaktadır. Artık mazeret değil, hak teslimi zamanıdır.

Esen kalın…