Düşünce yeteneğimizi mi kaybettik (2)

​​​​​​DÜNKÜ yazımızda belirttiğimiz gibi, kimi uyanıklar, toplumların her tür inancını özellikle de dinsel inançlarını kullanarak, toplumları yönlendirmeye yönetmeye ve de istedikleri gibi şekillendirmeye çalıştıklarını...

Abone Ol

​​​​​​

DÜNKÜ

yazımızda belirttiğimiz gibi, kimi uyanıklar, toplumların her tür inancını özellikle de dinsel inançlarını kullanarak, toplumları yönlendirmeye yönetmeye ve de istedikleri gibi şekillendirmeye çalıştıklarını kabul etmek zorundayız.

Bir başka kabul etmemiz gereken konu ise.

Bu kadar çok peygamberden, dinden, mezhep ve tarikattan hangisinin gerçek, hangisinin gerçek dışı olduğunu da sorgulayıp araştırmamız gerekmez mi?.

Aslında hepimiz, hangi toplum içinde yetiştikse, o toplumun inancını benimseyip, Yaradan’ın tek ve doğru olan öğretisinin ve gerçek peygamberin de bizim inandığımız peygamber olduğunu iddia ederek işin içinden sıyrılıyoruz.

Aslında bu tür inançlar, örf adetler bir alışkanlığın ürünü.

Alışkanlıkların ise, anahtarı kaybolmuş kilide benzediği söylenir.

Bütün inançların amacı Yaradan’a ulaşmaksa, Yaradanda tek olduğuna göre, Yaradan’ın bize ulaştırdığı öğretinin de tek olması gerekmez mi?

Biz bu soruya da, “Diğerleri değişmiş ya da uydurma” diyerek işin içinden sıyrılıyoruz.

Aslında olaya dinsel yaklaştığımızda, dünyada en büyük günahlardan birinin de, Yaradan’ın adını kullanarak toplumların ve bireylerin aldatılması olmalı!

Böyle olunca da, hepimizin Yaradan’ın adını kullananlara inanarak, günah işlemekten özellikle kaçınmamız gerekmez mi?

Bırakın tarih boyunca kimi peygamberlik iddiasında olan uyanıkları, günümüzdeki FETÖ başta olmak üzere bir sürü terör örgütleri de Dini ve Yaradan’ın adını kullanarak insanları birbirlerine öldürtmekle meşguller.

Din bezirganları, sürekli dinden, kitaptan, dürüstlükten, namus ve şereften söz ederler.

Alın yazısını ve kaderi, Yaradan’ın önceden belirlediği bir şey olarak topluma sunarak kaderciliklerini öne çıkarırken, hayatlarını garantiye almak için de her tür önlemi almaktan da geri durmazlar!

Halbuki Müslümanlığa göre, Levhi Mahvuz yani alın yazısı, Yaradan tarafından insanların yaşamları boyunca ne yapacaklarını bilmesi ve tüm bunları yazmasından başka bir şey değil.

Yani.

Takvimlerin, güneşin şu tarihte tutulacağını yazdığı gibi.

Güneş takvim yazdı diye tutulmuyor.

İnsanlar, güneşin ne zaman tutulacağını bildiği için takvime yazıyorlar.

Yaradan da dünyada bizim ne haltlar karıştıracağımızı bildiğinden yazıyor.

Özetle.

Müslümanlıkta Yaradan’a inanmak fıtri, yani doğuştan.

Dinlere inanmak ise sonradan öğrenilen bir şey.

Olayı çok daha yalın ve kolay anlaşılır hale getirmeye çalışırsak,

Yaradan’ın yarattıklarını kitap gibi algılayıp, bunları bilimsel açıdan ne denli derinliğine incelerseniz o kadar Yaradan’a yaklaşır, ne kadar bilimden uzaklaşıp, dogmalara ve hurafelere yönelirseniz o kadar Yaradan’dan uzaklaşırsınız.

Yani.

Cehalet insanı günaha, bilgelik ise Yaradan’ın istediği gibi, dünyalı ve iyi insan olmaya yöneltir.