Bütün dinsel yönelişlerin ve de devlet yapılanmalarının hatta bir sürü öğretinin temel amaçlarından birsi de iyi, dürüst, erdemli, çalışkan bireylerden oluşan bir toplum yaratmaya dönüktür.
Dinlere, yasalara, dünyevi ve uhrevi cezalara hatta,
herkes, dürüstlükten söz edip dururken, üçkağıtçıların sayısının bu kadar fazla olması düşündürücü değil mi?
Dürüstlüğü hangi anlamda ele alırsanız alın bu çelişkiyi görürsünüz.
Soygun, vurgun, rüşvet, sahtekarlık, sahte belgeyi bırakın, sırf büyük vurgunlar vurabilmek için, sahte içkilerle insanların ölümü pahasına, para kazanmayla beraber, büyük vurgunlar vurmanın hesabını yapanlar var.
Mafya yapılanmaları, çete oluşturarak akıl almaz rezilliklere ve de cinayetlere imza atanlar var..
Kimse kimseye güvenmiyor.
Hak etmeden, emek vermeden, kolay yollardan köşe olmanın yollarını arayanların sayısı giderek artıyor.
Demokrasi kültürünü yeterince özümleyip benimseyememiş bir topluma, hak etmediği hakları tepeden aşağı sunmaya kalkmanın hazımsızlığıyla karşı karşıyayız.
Seçimlerde tercihimizi kullanırken, bu ülkeye en iyi hangi siyasi parti hizmet ederden çok, mensubu bulunduğumuz partinin ne pahasına olursa olsun iktidar olmasını isteyerek, belli bir parti fanatizmi içinde egemen olacak bir gücün destekçisi oluyor, olası rantların paylaşılması yarışında da az ya da çok bir ranta konmanın ilkelliği içine giriyoruz.
Siyasi ya da ideolojik anlamda da aynı çarpıklıkla koyun koyunayız.
“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Demiş Ziya Paşa.
Biz, iş yapma yerine laf üreterek ahkam kesmenin kolaycılığında övünmeye çalışıyoruz.
Vatan sevgisinden söz edenlerin önemli bir bölümünün, vatanını terk edenler, milletseverlerin de, çevresindeki insanlarla barışık olmayanlar olduğunu görürsünüz!
Soyut kavramlara ve sloganlara sarılmış, efsanelere, hikayelere odaklanıp, salt geçmişiyle övünmekle yetinen bir toplum, gelecek kuşaklara ne bırakabilir ki?
Kafatasçı ırkçı bir yaklaşımın ortaya çıkardığı etkiye, doğaldır ki, başka etnik kökenlerin tepkisi gündeme gelecek ve toplumun huzuru bozulup, bir çatışma ortamı doğacaktır.
Dinsel ve mezhepsel fanatizmin de aynı tabloyu ortaya koyduğunu, toplumları kan ve gözyaşına boğduğunu, tarihteki örneklerde görüyoruz.
Üst kimlik olarak, dünyalı ve insan olmaya odaklanmış toplumlar, etnik, dinsel ve mezhepsel, her tür kimliği bir renk cümbüşü olarak görüp, değişik enstrümanların birlikte ortaya koyduğu müzik şöleni olarak değerlendirdikleri için, çatışmadan uzak, huzur içinde birlikte yaşayarak kalkınıp gelişebiliyorlar.
Kimlikler üzerinden çatışan toplumlar, hem geri kalmış, hem de dünyalı ve insan olmaya odaklanamamış ilkel beyinlerin peşine takılan yığınlardır.
Bayramınızı tebrik eder, sizlere sağlık ve mutluluk getirmesini dilerim.