İSMET
İnönü, 80-90 yıl önce "Hiçbir ülke yoktur ki, kendi içinde bizim kadar hain yetiştirebilsin" dediğine göre, hainlik ve ihanet salt günümüzün sorunu da değil demektir!
Toplum olarak, sürekli tarihimizdeki kahramanlar ve kahramanlıklarla övünüp kendi kendimizi tatmin etmeye çalıştığımızdan, hainleri ve hainlikleri hiç gündeme taşımadığımız içindir ki, bu rezillerin ve rezilliklerin de önlemini alma gerçekçiliğine yönelmediğimizden, bugün bu aymazlığımızın cezasını ve sıkıntısını çekiyoruz.
Türkiye’de, toplumsal olarak, homojen bir yapıdan söz etmek mümkün değil.
Aslında böyle bir yapıya sahip ülke sayısının çok az olduğu gerçeğini de kabul etmeliyiz.
Türkiye yani Anadolu coğrafyası, yolgeçen hanına çevrildi.
Balkanlardan, Kafkaslardan, velhasıl her yönden, farklı etnik kökenden ve de inançlardan insanlar şu ya da bu nedenlere dayalı olarak ülkemize gelip yerleştiler.
Suriye’den gelip ülkemize yerleşen üç milyon insanı hesaba katıp, hala gelmek isteyenlere de kapımızın açık olduğu söylendiğine göre, bu işin cılkının çıktığını rahatlıkla iddia edebiliriz!
Bu tür göç dalgalarıyla toplu halde gelenler, genelde kendi ülkelerinde dışlananlar.
Kuzey'den gelenlerin önemli bir bölümü SSCB rejiminden kaçanlardı.
Suriye’den kaçanlar da Esat rejiminden kaçtılar.
Bu tür göçlerle gelenleri, bir ideoloji ya da inancın savaşını verip kaybedenler olarak da değerlendirmek mümkün.
Böyle olunca, bu tür ideoloji ya da inancın fanatik savunucularının da ülkemize yerleşerek, bu düşüncelerini ülkemizde de yaymaya kalkmaları mümkün olabiliyor.
Çok daha tehlikeli olansa, yığınla göç dalgası arasına provokatörlerin, ajanların ve de militanların katılması da mümkün olabiliyor!
Kısacası, bizim coğrafyamızda 72 milletten insan var.
Özellikle son yıllarda Avrupa’nın birçok ülkesinden gelip turizm kentlerimize yerleşenler var.
Bunun en somut örneği, Alanya’da Yabancılar Meclisi'nin bile bulunması.
Türkiye’ye her yönden göç geldiğine göre, burada önemli olan, hangi yönden gelenlerin tehlike arz edip etmediğine bakmamız gerekiyor.
Avrupa’dan yani batıdan ve Afrika’dan gelenleri tanımak mümkün!
Ama kuzeyden ve doğudan gelenlerin çoğunu tanımak mümkün değil!
Türkiye’de, Türk olmadığı halde çok önemli görevlerde bulunan, geçmişte de bu ülkeyi yönetmiş bir sürü yabancıdan söz etmek mümkün.
İşin en ilginç yanı ise, bu tür insanları baştacı ederken Türk olmadığından da haberimiz olmuyor.
Bunlardan bazılarını, toplum olarak baştacı edip, göklere çıkarırken, ihanetleri ve hainlikleri sonrasında bu ülkeden kaçtıktan sonra, Türk olmadıklarını söylemeleri düşündürücü!
Değerli okurlar, burada bu konuyu işlerken, Türklük ya da Türkçülüğe dayalı bir ırkçı yaklaşım içinde kesinlikle değilim.
Türkiye’de Türk ve Müslüman olmadığı halde, Türkiyeliliğe sıkı sıkıya bağlı, bu coğrafyayı ve bu coğrafyada yaşayan insanları çok seven çok insan var.
Burada, Türk, Kürt, Çerkez, Gürcü, Pomak, Arnavut, Arap, Alman, Ermeni, Rum olmak önemli değil, önemli olan Türkiyeli olabilmek, Türkiye’yi ve insanları sevebilmek.
Türk olduğu halde Türkiyeliliği ve Türklüğü bile bir türlü kabul edemeyenlerin varlığını da düşündüğümüzde, bu tür değerlendirmelerde belli bir genellemeden özellikle kaçınmamızda yarar var.
Özetle, dünyalı ve insan olmak çok daha önemli.