Sol kültürün temel kurallarından birisi, kariyer hesabı yapmamaktır.
Toplumun çıkarlarını, kendi bireysel çıkarlarının önünde görme gerçekçiliği içinde olacaksın.
Bizim büyüklerimiz, özellikle de ustalarımız bizi böyle yetiştirdiği ve biz de bu anlayışı özümseyip benimsediğimiz içindir ki, hayatımız boyunca ve siyasette aktif bir biçimde çalıştığımız, hatta en güçlü konumlarda bulunduğumuz dönemlerde, kendiliğimizden bir yerlere aday olmadık.
Hizip anlayışında ve parti içindeki koltuk kavgalarında, taraf olmaktan kaçınıp listelerde yer almadık.
Parti belli bir sıkıntı içine girdiğinde, çoğu kişi görev almaktan kaçındığında, parti büyüklerinin ısrarıyla belli görevlere soyunduk.
Siyasetin hamallığına soyunmanın belki de ahmaklığı içinde, büyük bir özveriyle koşuşturup durduk.
İşin ilginç yanı, onu bunu bir yerlere taşımayı bir meziyet sanıp, bunun manevi hazzını yaşamakla yetinirken, çoğu zaman sivrilttiğimiz kazıklar bize dönüp bir yerlerimizi acıttığında, belli şaşkınlığın içinde kala kaldık!
Bizim toplum bu tür kalleşliklere, “Dost kazığı” diyerek teselli bulmaya çalışmakta.
Defalarca bu tür kazıkları yemelerine rağmen, yeni dostlar edinip onların kazıklarını da yemekle meşgul insanlarımız var!
Kişi alışkanlıklarından bir türlü kurtulamadığı gibi, her tür olumsuzluktan ders almasını da bilmiyor.
Bilseler de, kişilikleri ve karakterleri gereği aynı tuzağa defalarca düşebilmekteler.
Bu akılsız olduklarından değil, iyi niyetlerinden ve insanlara değer verip güvenmelerinden kaynaklanıyor.
Ama günümüzde bu anlayış hızlı bir biçimde ortadan kalkmış gözüküyor.
Herkes kariyer hesabı içerisinde!
‘Bu işi yapabilir miyim?’, ‘Buna layık mıyım, değil miyim?’ diyen yok!
BİR FIKRA
Postacı iyi adammış
Adam bakmış, küçük oğlu Hz. İsa'nın resmi önünde dua ediyor.
“Tanrım anneme, babama, büyük babama uzun ömür ver. Güle, güle anneanne...”
Bir anlam verememiş bu duaya...
Ancak ertesi gün acı haber gelmiş.
Anneanne sizlere ömür...
Ertesi hafta adam bakmış çocuk yine duada:
“Tanrım anneme babama uzun ömür ver. Güle, güle büyükbaba...”
Ertesi gün büyükbaba da ölmüş...
Bir hafta sonra adam bakmış küçük çocuk yine duada:
“Tanrım anneme uzun ömür ver. Güle, güle baba...”
Adam ertesi sabah bir hastaneye gidip yatmış. Tetkikler, tahliller, kalp elektrosu, röntgen çekimleri... Sapasağlam.
Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağlıyor.
“Ne oldu hanım?”
“Bizim postacı” demiş kadın, “Ne iyi adamdı. Bugün haber aldım. Ölmüş!”