“Doktorum” un ardından...

Abone Ol

Biz dişhekimlerinin kompleksi var zannedilir. “Dişçi” diye adlandırıldığımızda bunu hemen düzeltip, hekim ya da doktor ünvanı ile tamamlanmasını istediğimiz söylenir.

Bu kanı yanlıştır. En azından kaybettiğimiz sevgili meslektaşımız Metin İşman için böyle değildi. Eski Alanyalının onu “Dişçi Metin” diye adlandırmasına gocunmayıp, bilhassa büyük gurur duymuş olmalıdır.

Çünkü Metin İşman uzun mesleki yaşamı boyunca, eğitimini gördüğü dişhekimliğini sürdürmenin haklı gururunu her koşulda yaşamıştır. O, Alanya’da emek yoğun çalışarak, üreterek, yeteneğini sergileyerek yaşamını kazanmanın en önemli örneklerindendir.

Herkesçe bilinen zarifliği ile her karşılaşmamızda, “Doktorum nasılsın?” diyerek, alçakgönüllülükle hatırımı sormayı ihmal etmemiştir. Övgüsünü yüksek sesle dillendirmekten kaçınmamıştır

Dişhekimliği fakültesini kazandığımı söylediğim bir büyüğüm, olumsuz bir reaksiyonla, “Keşke başka bir meslek seçseydin, bak dişçi Metin yaptığı tedavinin doğru dürüst parasını alamıyor” diyerek moralimi bozmuştu.

Kıymetli meslektaşımı tanıdıkça ve şehire biraz daha hakim oldukça neden para alamadığını anlayabildim. Çünkü İşman gibi naif, dostluğa önem veren bir insanın tüccar zihniyetli bir hekim olması beklenemezdi. Kim bilir, belki de bu yüzden yıllarca suistimale uğradı.

Yine biz dişhekimlerinin bazılarının sevimsiz bir huyu vardır; ilk muayenesini yaptığımız hastanın ağzındaki kötü işleri hangi dişhekiminin yaptığını soruveririz. 37 yıldır bu konuda çok hassas oldum, sormadım.

Ama eğer bir güzel dolgu gördüysem ya da daha önemlisi, eskimiş ve bir kron kaplamayı yenisini yapmak üzere sökmüş ve çok güzel yontulmuş bir diş görmüş isem hemen sorardım. Aslında bunu kendime oyun haline getirmiştim. Metin İşman’ın kestiği (yonttuğu) dişleri artık tahmin edebiliyordum. Hem bu konudaki becerimi hastaya gösterebilmek hem de İşman’a haklı bir övgü sunabilmek için soruyu yöneltiyordum.

Metin İşman’ın bence becermediği ve hemen bıraktığı işler de vardı. Bunların başında bir ara girdiği siyaset olmalıydı. Aslında aydın bir insan olarak yaşadığı yöreye duyarsız kalmayıp, taşın altına elini koymakta tereddüt etmemişti. Ama o bir hekimdi, sonuçta mesleğini tam mesai sürdürmekte karar kıldı.

İlginç olanı, bir kasabada mesleğini icra etmekte olan her iş erbabı gibi onun da körelme tehlikesi varken, o girdaba kapılmadı. Günceli, gelişmeleri takip etti, kliniğinde uyguladı. Alanya’nın şimdilerde artık moda olan klinik, yani bir çok hekimin aynı işyerini paylaştığı sistemi ilk o uyguladı.

Alanya’nın ilk diplomalı dişhekimi olan babasından aldığı “el” i oğluna ve damadına verdi. Onların da gurur duyucağı bir nakildi bu.

Alanya “nevi şahsına münhasır” bir hemşehrisini kaybetti. Ben ise örnek aldığım, kendimi onunla özdeşleştirdiğim için kaybı ile bir kez daha eksildiğimi hissettiğim değerli bir meslektaşımı, ağabeyimi kaybettim.

Tek tesellim zamanında kıymetini bilip, bunu onun yüzüne söyleyebilmek oluyor. Toprağı bol olsun, ışıklar içinde uyusun…