Doğanın öfkesi, insanın tedbiri ve Alanya'nın şansı

Abone Ol

ALANYA geçtiğimiz günlerde tabiri caizse "kırmızı alarm" boyutunda, doğanın tüm haşmetini sergilediği bir sınavdan geçti. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, şehrimizi bir felaketin eşiğine getirdi. Ancak bu kez, doğanın bu aşırı öfkesi karşısında çaresiz kalmış bir kent değil; aylar öncesinden önlemini almış bir irade vardı.

Peki, daha büyük bir felaketin önüne hangi adımlarla geçildi? Hatırlarsınız; aylar öncesinden Dim Çayı ve Oba Çayı'nda hummalı bir temizlik çalışması başlatılmıştı. Alanya Belediyesi'nin de aktif rol aldığı bu süreçte, her iki çay temizlenmiş ve suyun akışına engel olacak her türlü yapı ortadan kaldırılmıştı.

Tüm bu çalışmaların odağında; büyük tecrübesi ve takdire şayan öngörüsüyle Alanya Kaymakamı Şakir Öner Öztürk vardı. Sayın Kaymakamımız, süreci adeta bir orkestra şefi gibi tüm notaları doğru işaret ederek yönetti. Bazı felaketlerin önüne geçmek mümkün değildir ancak tedbirle en aza indirmek mümkündür. Alanya'nın sorunları bugünden yarına oluşmadı.

Yıllar öncesinden bugüne taşınan plansız yapılaşma ve dere yataklarının yok edilmesi bizi bu risklerle yüz yüze bıraktı. İtiraf etmeliyim ki; beni resim yapmaya yönelten sebeplerin başında yaşadığım şehirdeki o dar sokaklar ve gökyüzünü kapatan gri betonun soğuk bakışıydı. Oysa bir manzara resminin vazgeçilmezidir; şırıl şırıl akan bir akarsu, masmavi bir gökyüzü, yemyeşil çimenler ve göğe uzanan ağaçlar.

Alanya'mızda dağdan denize dikey olarak yol alan o billur suların aktığı; etrafında parkların, yeşil alanların ve yürüyüş yollarının olduğu bir coğrafya mı güzel, yoksa şehrin adeta ciğerlerinin betonla örtüldüğü bu manzara mı? Resim öğretmenim şöyle demişti: "Eğer bir şehrin sokağında sizi bir bal arısı sokmuyorsa, orada hayat yazılan bir oyunu oynamaktan ibarettir."

Doğa, evrenin en cömert ama aynı zamanda asla toleransı olmayan yapısıdır. Her şeyi verir, cömerttir; ama gün gelir verdiklerini seni alarak ödetir. Ünlü Hintli düşünür ve şair Rabindranath Tagore'un şu dizeleri kulağımıza küpe olmalı: "Ağaçlar, dünyanın gökyüzüne yazdığı şiirlerdir, Biz onları keser ve kâğıda dökeriz, Kendi boşluğumuzu kaydedebilmek için. Oysa doğa unutanı değil, onunla nefes alanı yaşatır."

Sonuç olarak, Alanya bir felaketin kıyısından döndü. Şanslıydık çünkü süreci bilimle ve öngörüyle yöneten bir Kaymakamımız vardı. Elimizde kalan o hüzünlü ve melankolik melodiler ise bizim "bir şey olmaz" diyerek kendi elimizle bestelediğimiz yanlış yapılaşma hikayeleridir. Unutmayalım; tabiat bir robot değildir, nefes alır ve bazen öfkelenir. İnsanoğlu onunla güreş tutmamalıdır. Daha dikkatli ve doğasını koruyan bir kentleşme ümidiyle, geçmiş olsun Alanya. Esen kalın...