Deniz Bayramı nasıl değerlenir?

22 yaşındaki genç kız, 20 yıldan beri Alanya'da olduğunu, buna rağmen Deniz Bayramını hiç duymadığını söyleyince şaşırmıştım. Aslında genç kızın hayata hiç değmeden, günlerini öylesine tüketen binlercesinden birisi olduğunu...

Abone Ol

22 yaşındaki genç kız, 20 yıldan beri Alanya’da olduğunu, buna rağmen Deniz Bayramını hiç duymadığını söyleyince şaşırmıştım. Aslında genç kızın hayata hiç değmeden, günlerini öylesine tüketen binlercesinden birisi olduğunu biliyordum; yine de tuhafıma gitti…
Deniz ya da su eğlenceleri, Ludi Naumachiae adıyla Roma’nın ünlü imparatoru Sezar zamanında başlamış. Savaş oyunları şeklinde geçen ve binlerce figüranın kullanıldığı eğlenceler için yapay göller bile oluşturulmuş. Osmanlı, Roma’nın geleneğini sürdürmüş, aynı oyunları Donanma Şenlikleri adıyla sergilemiş…
İlk fotoğrafların görüldüğü yüzyılımızın başındaki karelerde, Anadolu kıyı şehirlerindeki şenlikler yer alıyor. 1 Temmuz 1926 yılında yürürlüğe giren kanunla, genç Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendi limanları arasındaki yolcu ve yük taşıma hakkı yabancılardan alınmış. Bu tarihten sonraki kutlama ve eğlenceler resmi bir tarihte ama aynı gelenekle sürdürülmüş…
Başa dönersek; halkın basitçe deniz bayramı dediği, aslında özellikle muhafazakâr Türk kadınının, en azından izleyici olarak denizle buluşması için bir fırsat olan Kabotaj Bayramı, eski tadında yapılmıyor. Yerel otorite, bunu Alanya’daki onlarca aktiviteden birisi olarak görüp, adet yerini bulsun babında düzenlettiriyor ve de katılmıyor!
Katılımcılar da farklı; Lifoz’un güneşten saçları sararmış balıkçı mırmırları(!) yerine, balıkçı barınağının vücudu dövmeli gezi teknesi korsanları(!) yarışlarda yer alıyor… Elli yıl önce adam gibi mayolarla yüzülürken, şimdi diz altındaki tesettürlü donlar kullanılıyor… Eskinin güzelim balıkçı sandalları kişiliksizce tek örnek boyanmış bekliyor; onların yerini kat kullanım yüksekliğini(!) yüz kat geçmiş tekneler almış…
Yenidünya yayılmacılığının, yaşamı kendi tüketim politikaları doğrultusunca tekdüzeleştirdiği, gelenekleri yok ederek yozlaştırdığı; insanları geçmişiyle olan bağlarından koparttığı bir dönemdeyiz. Bunu “kaçınılmaz değişim” olarak görüyor ve ayak uyduramayanın tökezleyeceğini söylüyorlar. Böylece, alternatif olarak kişiliksiz, yapay, sıradan yaşam ve eğlence biçimlerini pompalıyorlar.
Deniz bayramını geçmişten gelen bir değer olarak, bırakın görmeyi, hiç duymamış bile olan genç insanlara olayı tanıtmanın yolları olmalı. Mademki şehir büyüyor, göç alıyor; yeni gelenler, idarecisiyle beraber ayağını hiç tuzlu suya(!) sokmamışlardan oluşuyor; o zaman birileri ipleri ele almalı, oyun kuralına göre oynanmalı.
Deniz bayramının Kabotaj yönü, çağın gereği olarak sıradanlaştırılıp yok edilmek isteniyorsa, o zaman savaşım başka alandan yürütülmeli. Alanya turizm otoritesi(her kimse?) eğlencelerin özüne dokunmadan ama onu zenginleştirerek, daha planlı bir şekilde organize edilmesini sağlamalı. Duyurusu önceden yapılmış, şehirdeki aktivite takviminde geleneksel bir eğlence türü olarak yer alan deniz bayramı, gerçek değerini belki o zaman bulabilecek. Tarafları mutlu edecek!