Değişimin önünde durulmaz

Abone Ol

Güncel haberler, siyasi yorumlar, sokak hareketleri, mitingler ve hukuki süreçler, kurulan tuzak ve senaryolar imkân buldukça izlenmekte ve değerlendirilmektedir. Tartışma ve atışma gücü, günün eylem ve kavramlarını aşmamakta; karşılıklı karalama politikalarından ileriye gitmemektedir. Siyasetin kısa mesafeli dedikodu politikası ve parti kavramıyla iktidara yürümesi imkânsızdır. Sistem, partiyi iktidara kapatmıştır. Seçmen çoğunluğunun, %50+1 oy oranıyla özünü seçtirebilen şahıs iktidarda konuşlanmakta ve yürütmeyi yönetmektedir.

Siyaset uzun soluklu bir yolculuktur. Yerelde mümkün olsa da genel siyasette parti politikasıyla hükümet kurma, iktidar olma ve yürütmeyi yönetme devri eski Türkiye'de kalmıştır. Muhalefetin istek ve arzularına boyun eğecek, "Hür ya, erken seçim!" tarihi açıklayacak dirayetsiz bir siyasetçi de yoktur. Seçimin hukuki süreci bellidir.

Parti politikası, sadece TBMM'de milletvekili sayısı üzerinde etkilidir. Mecliste yeterli oy için ittifak veya koalisyonlara ihtiyaç vardır. Meclisin yetki ve sorumlulukları; yoklamada gerekli çoğunluğun sağlanması, "evet-hayır" oylamalarında oy kullanımı ve kürsüden karşılıklı bağrışma-atışma dışında, grup veya vekil sayısı oranında hazine yardımında işe yaramaktadır.

Mevzuata bakıldığında yasama ve yasa yapma yetkisinden bahsedilmektedir. Ancak uzun süredir milletin lehine tek bir yasanın konuşulmadığını milletvekillerinin kendileri de itiraf etmektedir. Milletin Meclisinde milletle ilgili kanun çalışması yapılmadığını duymak toplum için infial sebebidir. Toplantı yeter sayısı için, özellikle iktidar tarafı milletvekilleri adına sahte oy kullanıldığı haberleri utanç vericidir.

İktidar kanadından gelen hususların oy çokluğu nedeniyle görüşüldü gibi yapılıp "evet" denilmesi; muhalefetten gelen önerilerin ise görüşülmesine gerek duyulmadan AKP-MHP'nin "hayır" oylarıyla reddedilmesi, Meclisin son kullanım tarihini doldurduğunu göstermektedir. Emek sarf etmeden, toplantılara katılmadan yapılan işlemler Türkiye Büyük Millet Meclisinin etik değerine leke sürmekte, onun "onay makamı" sıfatıyla anılmasına neden olmaktadır.

Hükümet kurma yetkisi olmayan politikanın toplumu parti politikasıyla oyalaması, ayrıştırması ve iktidar umudu yüklemesi beyhude gayretlerdir. Partilerin fazla milletvekiline sahip olması, birinci parti olma hevesi dışında alternatif üretememektedir. İktidara katılma arzusu, cumhurbaşkanı seçiminde kazanacak adayın yanında durmak, onun cumhurbaşkanı seçilmesini sağlamak ve yüzde 50+1 oy potansiyeli içinde yer alabilmekle ilgilidir.

Partilerin blok oy potansiyeli, seçmen kitlesi içinde önemli bir konuma sahiptir. Bloklar birleştiğinde çıta daha kolay yükselecektir. Yüksek çıtalar, aday tercihi ve yönlendirmede etkili olacaktır. Partiler, oy potansiyelini bulundukları siyasal atmosferin karşısındaki iklimden transfer edebilmelidir. Hatipler, hitaplarında liderleri, şahısları ve kişileri hedefe yerleştirmemeli; "özlenen Türkiye" imajını öne çıkarmalıdır. Karşıt görüş yerine eylem, hareket, aksiyon ve umut politikalarına önem vermelidirler. Halk, kavga siyasetinden bıkmıştır. Tutucu particilik, aşırılığı taassuba sürüklemekte, seçmeni birbirine kinlendirmektedir. Vatandaş ikna edilmek ve umutlanmak istemektedir.

Her partinin seçmeni, genel başkanını partisinin potansiyel cumhurbaşkanı adayı olarak görür. Bilinçli seçmen ise makamın önemi gereği partiler üstü, diplomat ve bilge bir lider arayışı içindedir. Seçmen çoğunluğu partili olsa da partici değildir. Yerel seçim oyları genel seçim atmosferine aynen yansımayabilir. Seçimi kazandıran, partililerin oyları değil; partisiz tercihlerden gelen artı oylardır. Bu şekilde değerlendirmek gerekir.

Parlamenter sistemde başbakanlık makamı ve Meclis vatandaşa daha yakındı. Hükümeti kurma görevi, ilk olarak en çok milletvekili çıkaran parti genel başkanına verilir veya azınlık hükümeti kurulurdu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde cumhurbaşkanı parti üyesi olabilse de makamı itibarıyla devletin zirvesinde, partiler üstü bir konumdadır.

Bağırıp çağırmakla iktidar devrilmez. Akıl, bilim, felsefe, sosyoloji, edebiyat, tarih ve bilgelikle yoğrulmuş siyaset; vatandaşa dokunmakla atmosferi olgunlaştırır. Cumhurbaşkanının muhalifi, muhalif partiler değil; karşısına çıkacak muhalefet adayıdır.

Anayasal doğrultuda iktidarın da yeni bir adaya ihtiyacı olduğu açıktır. Zamanında yapılacak seçimde, yürütmeyi yönetme arzusuyla yeni adaylar ortaya çıkacaktır. İlk turda % yüzde 50+1 oy potansiyeline ulaşılamazsa, sonraki oylamada en çok oyu alan iki adaydan sandıktan en fazla oyu çıkaran kazanacaktır.

Yürütme görevi yöneticileri yıpratsa da siyasi heyecanın yön değiştirmesi güçtür. Vatandaşın ikna edilmesi için, içinde bulunduğu sürdürülebilir yaşam tarzına dokunmak gerekmektedir.

Seçmen unutkandır. Emekli maaşlarının düşüklüğü, çalışanların borçlanması, gençliğin işsizliği, cezaevleri, sokaklar, aileler ve seçmenin gönlüne dokunmak gerekir. Yemi gören balıkların misinayı unutması gibi, güncel siyasette muhafazakârlık ile değişim arasında bir tercih yaşanmaktadır.

Tutucular partisinde kalacak, diğerleri ise değişim isteyecektir. Ya iktidar kendi içinde değişecek ya da oylar muhalefet adayına akacaktır. Değişimin önünde durulamaz.