Ctrl+Z : Olmazsa Geri Al Tuşu

Abone Ol

“Yeni fiyat listemizi hazırla lütfen. Excel’de hazırlayacaksın, biliyorsun değil mi? 1-2 gün kadar bir süren var.”

Patron bunu söylediğinde firmaya başlayalı henüz 10 gün olmuştu.

Ve ben, bu bahsedilen “Excel”, bir bilgisayar markası mı, bir program mı, yoksa sadece bilgisayar parçalarından biri mi, emin değildim.

Birkaç yıl önce, hayatımın masum ama belirleyici hatalarından birini yapmıştım.

Anne babam yeni bir tayinle Ankara’ya taşınmış, öğrenci evi maceram sona ermişti. Beni, tekrar birlikte yaşamak konusunda ikna etmeye çalışıyorlardı:

“Odana televizyon mu istersin, bilgisayar mı?”

O yıllarda bilgisayar sadece “oyun” demekti. Hiçbir dönem ilgi alanıma girmemişti bilgisayar oyunları.

Hiç düşünmeden cevap verdim: “Televizyon, tabii ki.”

Böylece bilgisayarla tanışmam biraz gecikecekti ama sabahlara kadar süren ‘’Siyaset Meydanı’’ programları sayesinde memleket meseleleri konusunda ufkum epey açılacaktı.

Gerçi bu kaçınılmaz gerçeği daha önceleri üniversiteye hazırlanırken ders aldığımız bir hocamızdan da işitmiştim:

“Tamam, bir üniversiteye girin. Ama kendinizi donatmayı sakın ihmal etmeyin. Yabancı dil öğrenin. Ehliyet alın. Hayatı öğrenin; banka işlemlerini, kamu düzenini…

Fırsat buldukça yeni yerler, ülkeler görün. Özellikle bilgisayar kullanmayı, hemen öğrenin. Gelecek bilgisayarda, unutmayın…”

Yabancı dil cepteydi, üniversiteye girildi, ehliyeti hallettik, sıra bilgisayara gelmişti. Önce bir arkadaşımla kursa yazılmayı düşündük.

Ama kurslarda süreç o kadar uzundu ki, temelden başlayıp kullanıcı seviyesine gelmek aylar sürecekti. Ben başka bir yol seçtim; beklemeyi değil, doğrudan işin içine girmeyi…

Bir firmaya girip orada öğrenmenin daha hızlı olacağını düşündüm.

Ankara Tunalı’da ofisi olan bilgisayar firmasında işe başladım.

İlk sorulan soru; ‘’Ehliyetin var mı?” oldu. Gururla, “Tabii, var” dedim.

Hemen her gün, bilgisayar parçalarının, ana dağıtıcı firmadan alınıp ofise getirilmesi gerekiyordu. Toplama bilgisayarların revaçta olduğu dönemlerdi. Parçalar dövizle alındığı için stok yapılmaz, ihtiyaç

oldukça temin edilirdi. Ve bu da her gün yollarda olmak demekti.

Asıl patron Amerika’daydı.

Ortağı bir doktordu ve işleri biraz keyfe keder idare ediyordu. Ortam rahattı. Ben de şimdilik “takılıyordum.”

Zaman geçiyordu, ama ben bilgisayar kullanımı ile ilgili bir şeyler öğrenemiyordum.

Beni bu firmaya yönlendiren kişi bir gün sordu: “Nasıl gidiyor, öğreniyor musun?”

“Bilgisayarı pek öğrenemiyorum” dedim. “Daha çok malzeme almak için yollardayım. Arabanın bakımı, ofis boy işleri falan…”

Gülümsedi: “Olsun… En azından Ankara trafiğini öğrenirsin” dedi.

Asıl patron Amerika’dan döndüğünde tanıştık.

Kibar, şık, kendine güveni yüksek genç bir adamdı. Yüksek IQ sebebiyle olsa gerek gözleri ışık saçıyordu.

Meğerse sigara dumanına alerjisi varmış, ofisler duman altı oldukça gözleri kıpkırmızı oluyordu.

Önce ofislerde sigarayı yasakladı. Hepimiz hissetmeye başlamıştık, bir şeyler değişiyor, artık gerçek işler başlıyordu.

Sabaha kadar bilgisayar ile ilgili okuduğu İngilizce kitapları bitirip ofise gelir, sabah toplantılarında öğrendiklerini bizimle paylaşırdı.

Bir toplantıda şöyle demişti:

“Bir gün her şey bilgisayarla yapılacak. İnternet yaygınlaşacak. Rezervasyonlar, satışlar, alışverişler, banka işlemleri, eğitim, sağlık, devlet işleri…”

Patron yine uykusuz kalmış galiba… ya da bir bilim kurgu filmi izlemiş derdik içimizden.

Ofislerden birinde kendi halinde çalışan, çok efendi bir abi vardı. Onun ofisi kısmen ayrıcalıklıydı. Sohbet için yanına uğrardım. Bir gün sordum: “Sen neler yapıyorsun?”

“Ben otel programı yazıyorum” dedi. “Otel mi? Otelde ne gerek var programa…” diye düşündüm.

Kısa sürede ofiste görev dağılımı bambaşka bir şekle girdi. Genç patronun bir kez bile bir çalışana bağırdığını, kötü söz söylediğini duymadım. Ama ofisteki disiplin hissedilmeye başlamıştı.

Ve bir gün sıra bana geldi:

“Yeni fiyat listemizi hazırla lütfen. Excel’de… Karşıdaki pasajda bir marketimiz var. Orada da genç bir arkadaş ve bilgisayar var. Yardımcı olur sana’’

Karşı dükkâna gittim. Elimde eski listelerle… Arkadaşı buldum:

“Bunun yeni halini hazırlayacağım ama pek bilmiyorum” dedim. Anlatmaya başladı: “Aslında Excel’den ben de çok çakmıyorum… Bak şu kareli olan… Açayım sana. Sen başla yazmaya. Takılırsan bakarız

beraber ” dedi. Sonra ekledi: “Ama sana altın bir anahtar vereyim… Bu; Ctrl+Z tuşu. Bak bu seni yazarken hata yaparsan, bir önceki duruma geri getirir. Buna çok ihtiyacın olacak. Çünkü bazen bir

bakacaksın yazdıkların kaybolmuş birden bire. Ve bu sihirli tuş, hooop, geri getirecek.’’

4-5 gün sonra yeni listeyle ofise döndüm. “Bitirdim” dedim.

Patron gülümsedi ve ekranındaki listeye baktı. O zaten çoktan hazırlamıştı yeni fiyat listelerini.

“Bak şimdi. Burada kimsenin sana bilgisayar dersi verecek vakti yok. Bu en hızlı öğrenme yoludur. Doğrudan görev alarak…’’ dedi.

Ve sonra diğer görevlendirmeler başladı… Tabii, hatalar da…

Ana bilgisayarına floppy disk sürücüsü takmak için bir dershaneye gönderildim. Bir süre sonra telefon geldi, sürücü çalışmıyordu. Başka bir eleman tekrar gitti. Sürücüyü ters takmıştım.

Bir holding CEO’sunun laptop bataryasını sökmek için tornavidayı elime aldığımdaki bakışını hala hatırlıyorum. ‘’Daha önce batarya değiştirdiniz, değil mi’’ diye sormuştu.

Bir gün telaş ve panikle patronun arabasını garaj duvarına sürttüm. Utancımdan ve bana olan güveni sarsılır diye söyleyemedim. O çoktan anlamıştı ama bir kez sordu ve bir daha hiç konuşmadı.

Bir başka gün sanayi bölgesinde bir firmaya tahsilata gönderildim. Satış yapılmıştı ve çek alınacaktı. İşyeri sahibi beni bir saatten fazla bekletti. Gelince beni genç görmüş olacak ki; ‘’Seni mi gönderdiler?’’

dedi. Oflaya puflaya bir çek yazdı ve bana uzattı. İlk yüklü meblağlı tahsilatımı yapmıştım.

Gururla ofise döndüm:

“Hallettim” dedim. Patron, ‘’Ne çok beklettiler seni,’’ dedi. Çeke bakınca birden yüzü gerildi: ” Tarihe bakmadın mı! Üç ay sonraya yazmış çeki!’’

“Tarih mi?” dedim. “Ben sadece meblağa baktım… Tarih mi olur çekte?”

Bir şeyi daha ilk kez yapıyor olduğumu anlamıştı.

Gülümsedi. ‘’Evet, tarih olur ama önemli olan tarafların çeki ciro etme tarihi konusunda uzlaşmalarıdır. Ben konuşurum şimdi’’ dedi.

Hiçbir şey anlamamıştım. ‘’Ben konuşurum’’ deyince rahatladım ve merakla dinledim firma sahibi ile konuşmasını.

Hocamın sözleri bir kez daha gelmişti aklıma: “Kendinizi hayata karşı donatın, öğrenin bu işleri…’’

Yine bir gün; “İhale var, ben gidemeyeceğim. Sen gidiyorsun… Şu kadar ‘dolar’a kadar yazabilirsin, yetki sende… Kapalı zarf usulü olacak” dedi.

Bir ilk daha geliyordu ve risk gittikçe büyüyordu. İhale kelimesini sadece filmlerde duymuştum.

İhalenin yapıldığı adrese gittim. 8–10 firma temsilcisi daha vardı. Bize sunulan kağıda taban fiyatı yazarak zarfa koydum ve ihale toplantısını yöneten beye ilettim.

Zarflar açıldı. Herkes gibi ben de görevi tamamlamış olmanın rahatlığı ile toplanıyordum ki, yönetici konuşmaya başladı:

“Tüm firma temsilcilerine katılımlarından dolayı teşekkür ederiz. Tekliflere göre ihale Tolga Bey’in firmasında kalmıştır.”

Donup kaldım. Beni tebrik eden, toplantıdan ayrılıyordu. Yönetici yanıma geldi:

‘’Tebrikler Tolga Bey. Detayları firmanız ile görüşmeye devam edeceğiz. Yalnız, galiba, dalgınlıktan olmalı, yanlışlıkla, üç sıfır fazla yazmışsınız da… Biz anladık tabii. Sonuçta dolar bazında konuşuyoruz’’

8500 yerine, 8.500.000 yazmıştım. ‘’Tabii tabii, küsurat yerine yazmışım, alışkanlık işte‘’ diye bir de bilgisayarcı havası atmaya kalktım.

Tek isteğim bir an önce ofise dönmekti. Dışarı çıktım. Patronu aradım:

“Korkarım ihaleyi kazandım” dedim. Güldü: “ Tebrikler. Girdiği ilk ihaleyi kazanana az rastlanır’’ dedi.

Bir yıl sonra…

Üzerinde çalışılan otel programı daha da geliştirildi. Ağlar güçlendi. Ekip büyüdü.

Ve biz… Cebimizde disketler, çantalarımızda broşürlerle Kapadokya’dan Antalya’ya, Kemer’den Alanya’ya, Bodrum’dan Marmaris’e kadar yollara düştük.

Otel programımızı tanıtmak, pazarlamak, satış ve kurulumunu yapmak, ilgili personele eğitim vermek üzere…

Kısa bir süre önce “Otelde ne gerek var programa?” diye düşünen ben sonraları o programların içinde bir hayat kurdum.

Program kurulumu ve eğitim amacıyla gittiğim otellerden birinde, turizmin büyüsüne kapıldım, yolum değişti. Otel sektörüne geçtim.

O genç patronun attığı temeller, kazandırdığı bakış açısı ile bu yeni yolculukta ilerlemeye devam ettim.

Ve onunla kurduğum, örnek aldığım dostluğu yıllar boyunca hep sürdürdüm.

O da durmadı, firmasını bir dünya markası haline getirdi. Tüm teknolojik gelişmelerin öncüsü oldu. Ödül üstüne ödüller alarak dimdik ayakta kaldı, binlerce firmanın yok olduğu dönemlerde.

Ben ise artık biliyordum: İnsanın kendini donatması; bilmeden başlamak, hata yapmak, yanılmak, bazen mahcup olmak ama buna rağmen devam etmek ile mümkün olabilir.

Ve belki de en önemlisi; ileri gitmeyi öğrenmek kadar, gerektiğinde geri dönebilmek, mevcut emeklerin kıymetini bilmek de gereklidir.

Gerçek ustalık; sadece doğruyu yapmak değil, yanlıştan dönebilmekten geçer.

Benim gibi şanslı başlangıç yapanlar için ise, belki de bu, ilk öğrenilendir: Ctrl+Z ile…

Teşekkürler Kemal Oral…

Teşekkürler Elektra Bilgisayar.