CHP'den istifa resti ve belediye koltukları

Abone Ol

SİYASET kulisleri bugünlerde adeta bir barut fıçısı. Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere CHP’li belediye başkanlarına yönelik yürütülen soruşturmalar ve peşi sıra gelen tutuklamalar, başkentin tozlu koridorlarını iyice hareketlendirdi. Şimdi ise gözler Ankara’ya, Mansur Yavaş üzerine yoğunlaşan yeni sürece çevrilmiş durumda. "İmamoğlu yoksa Yavaş var" diyenlerin kulağına kar suyu kaçıran "Yavaş yavaş bir engel mi geliyor?" sorusu, kamuoyunun sığ sularından çıkıp derin tartışmaların tam ortasına oturdu bile. Ancak CHP kulislerinden sızan bir iddia var ki, eğer gerçeğe dönerse Türk siyasi tarihinin en keskin virajlarından biri alınabilir: Tüm belediye başkanları ve meclis üyelerinin topluca istifa ederek "demokratik bir protesto" başlatması. Peki, bu iddia hayat bulursa bizi ne bekliyor? Gelin, hukukun gerçek labirentlerinde bir yolculuğa çıkalım. Böyle bir "toplu istifa" senaryosunda devlet mekanizması, "hizmetin sürekliliği" ilkesini rehber edinerek duruma vaziyet eder. Belediye başkanlığı makamı boşaldığında normal şartlarda meclis kendi içinden bir isim seçer ancak bu senaryoda meclis de olmadığı için devreye doğrudan 5393 sayılı Belediye Kanunu girer.

Yani koltuklar boş kalmaz; İçişleri Bakanlığı veya valilikler eliyle atanan kamu görevlileri, yani bildiğimiz adıyla "kayyumlar", o makamların yeni sahibi olur.

​Sadece başkanlar değil, meclis üyeleri de istifa dilekçelerini sunduğunda işin rengi iyice değişir. İlçe seçim kurulları yedek üyeleri göreve çağırır ama eğer yedekler de "biz de yokuz" derse, belediye meclisleri "münfesih" yani dağılmış sayılır.

İşte o noktada yerel demokrasi askıya alınır; bütçeden imar planlarına kadar tüm yetkiler, belediyenin birim müdürlerinden oluşan memur encümenine devredilir. Yani şehri seçilmişler değil, atanmış bürokratlar yönetmeye başlar.

​Burada asıl düğüm, seçim takviminde atıyor. Henüz yerel seçimlere önümüzde koca bir 3 yıl varken bu kararın alınması, meseleyi basit bir protestodan çıkarıp tam bir sistem krizine dönüştürür. 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 2972 sayılı Mahalli İdareler Seçimi Kanunu boşalan üyelikler için ara seçime işaret eder. 2972 sayılı Mahalli İdareler Seçimleri Hakkında Kanunun 29/c maddesine göre "belediye meclisinin herhangi bir sebeple boşalması ve yedeklerin de getirilmesinden sonra üye tam sayısının yarısından aşağıya düşmesi durumunda seçim yenilenir.

Ancak sadece belediye meclisi seçimleri yapılır. Başkanın istifa etmesi durumunda meclis içerisinden vekil seçilmesi usulü devam eder.

CHP’nin alacağı böyle bir kararın sosyal ve siyasi maliyeti ise oldukça ağırdır. Siyasi yönden; ana muhalefetin yereldeki tüm gücünü "tek taraflı" bir feragatle devlete teslim etmesi, seçmenin verdiği temsil yetkisinin reddi olarak yorumlanabilir.

Bu, muhalefet için bir "demokrasi resti" olsa da iktidar için yerel yönetimleri zahmetsizce devralma fırsatına dönüşebilir ve CHP böyle bir riske asla girmeyecektir.

​Sosyal yönden ise durum daha vahimdir. Milyonlarca vatandaşın oyuyla seçilen isimlerin sahneden çekilmesi, sandığa olan güveni temelinden sarsar. "Oy versek de bir şey değişmiyor" duygusunun toplumun geniş kesimlerine yayılması, demokratik katılımın altını oyar. Belediyelerin sadece birer bürokratik şubeye dönüşmesi, yerel halkın taleplerinin siyasi süzgeçten geçmeden doğrudan merkezi idarenin insafına kalması demektir.

​Neticede, bu tür bir toplu istifa eylemi siyaseten devasa bir gürültü koparsa da hukuki ve idari düzlemde yerel yönetimlerin tamamen bürokratik bir yapıya bürünmesine yol açar.

Bir sonraki seçim takvimine kadar şehirlerin anahtarı, halkın oyuyla gelenlerde değil, devletin tayin ettiği isimlerde kalır.

Siyasetin bu denli gerildiği bir iklimde, bu hamle demokratik bir çığlık mı olur yoksa yönetimi tamamen elden bırakmak mı, orası tarihin ve seçmenin takdirine kalır.

Esen kalın...