Bizi de dinle gazeteci kardeş (2)

MİKROFONU dün, Alanya'da çok sayıda mülkün sahibi olan ve bunları kiraya veren, her kriz sonrası gündeme getirilen

Abone Ol

MİKROFONU

dün, Alanya'da çok sayıda mülkün sahibi olan ve bunları kiraya veren, her kriz sonrası gündeme getirilen "Mülk sahipleri kirada indirim yapsın" klişesine itiraz ve isyan eden bir işadamına çevirmiştik.

Bugün de, geçimleri tamamen turizme endeksli olan Alanyalı çiftçilerin sesine tercüman olacağına inandığım, "kimseyle papaz olmamak için" özel ricası nedeniyle "dünkü mülk sahibi işadamı gibi" ismi bende saklı bir çiftçiye mikrofonu uzatıyorum.

İşte, noktasına virgülüne dokunmadan, Alanya'da çiftçilik yapan, ama şu kriz ortamında yanında hiç kimseyi bulamadığı için isyan eden dertli bir çiftçinin ağzından dökülen o acı cümleler...

'ÖLMÜŞÜZ GÖMENİMİZ YOK'


"...Alanya'nın eskiden belde olan mahallelerinden birinde 10 dönüme yakın seram var, çiftçilikle uğraşıyorum.

Çiftçinin durumu turizmciden daha beter.

Hal'de salatalığın kilosu 10, domatesin kilosu 20 kuruş.

Haber gönderiyorlar, 'Artık getirmeyin' diyorlar.

Pazara götürüyorsun, ateş pahası.

İlaçlar desen yüzde 100 zamlandı.

Alanya'da bir Ziraat Odası var mı yok mu, İlçe Tarım Müdürlüğü var mı yok mu, belli değil. Çünkü bize zerre kadar faydaları yok.

Çiftçiyi; Konaklı'daki, Demirtaş'taki ilaç bayilerinin önüne atıverdiler. Onlar da Deli Dumrul hesabı, 'Köprüden geçersen 3 lira, geçmezsen 5 lira' misali, çiftçiyi ellerinde oyuncak ediyorlar.

İlaç bayileri bizden istedikleri parayı itirazsız, şartsız şurtsuz alıyorlar. Çünkü alternatifleri yok.

Hal'deki komisyoncular da malı istedikleri rakama alıyorlar.

Önerdikleri rakamı düşük bulursan almıyorlar, 'Git, satabilirsen başka yere sat' diyorlar.

Batmamak için en büyük güvencemiz Ziraat Bankası'ydı ama Alanyalı çiftçinin buradaki kredi limiti de doldu.

Banka doğal olarak eski borcu bitirmeden yeni kredi vermiyor.

İddia ediyorum, sezon sonunda Alanya'daki seraların yüzde 70-80'i icradan dolayı Ziraat Bankası'nın eline geçecek.

Hani sürekli yazıyorsun ya, 'Meslek odaları esnafa sahip çıkmıyor' diye. Çiftçiye sahip çıkan da yok.

Bugüne kadar ne Ziraat Odası'ndan ne de İlçe Tarım Müdürlüğü'nden bir Allah'ın kulu gelip de 'Yahu arkadaş, siz ne yapıyorsunuz? Var mı bir sıkıntınız? İlaç bayileri ile ticari ilişkileriniz ne durumda? İlacı nereden, kaça alıyorsunuz?' diye sormadı.

Hem Ziraat Odası hem de İlçe Tarım Müdürlüğü bizden kağıt, kürek, evrak adı altında yıllık bir sürü para alıyor.

Ama iş sıkıntıyı çözmeye gelince ortada hiç kimse yok.

Turizm esnafı bankadaki kredisi bitince, kara listeye alınınca en azından kredi kooperatiflerine gidip kredi alabiliyor.

Çiftçinin öyle bir şansı da yok.

Lüks yatlar mazotu 1,5 liradan alırken hükümet mazotu bize 4,5 liradan satıyor. Bizim mi desteğe ihtiyacımız var, yoksa bilmem kaç milyon dolara zaten lüks teknesini almış işadamının mı?

Konaklı ve Payallar Toptancı Hali yan yana, fakat komisyoncular fiyat konusunda bile anlaşamıyor.

Bu sorunları giderecek, bu gidişata dur diyecek birini, birilerini arıyoruz, bulamıyoruz.

17-18 bin üyesi olan, bu üyelerden her sene yüklüce aidat toplayan Ziraat Odası, bir Konaklı'ya bir Demirtaş'a ilaç bayisi neden açamıyor?

Oda bünyesinde bu iki mahalleye ilaç bayisi açılsa, biz ilaçlarımızı buradan cüzi rakamlara alsak, olmaz mı?

Bizi atmışlar özel sektörün eline, bizimle oynayıp duruyorlar.

Siz orada ne iş yaparsınız kardeşim?
O koltuklarda neden oturursunuz?

İddia ediyorum, Alanya'da geçimi sadece çiftçilik olan insanların yüzde 90'ı bu sene kurban kesemez.

'Kurbanlık hayvanın tanesi kaç para?' diyeceksin ama şu an çiftçinin cebinde bırak ilaç veya gübre alacak parayı, ekmek alacak, çoruna çocuğuna harçlık verecek kadar bile parası yok.

Bizim de geçimimiz turizme bağlı.

Eskiden domatesi salatalığı Rusya'ya, Avrupa'ya gönderirdik, çok şükür Ankara'dakiler o dönemi de bitirdi.

En azından oteller açık olsaydı, ürünlerimizi maliyetine bu otellere verir, günü kurtarırdık ama daha yeni açılan oteller bile birer ikişer kapanmaya başladı.

Turizm esnafı sesini duyurmak için turist duasına çıktı.

Peki çiftçi ne yapacak sesini duyurmak için?

Yol mu kapatsın, salatalığı ve domatesi otoyola mı döksün, kendini mi yaksın?

Biz turizm esnafı gibi duaya da çıkmayız, buradan ilk sana söyleyeyim. Tepkimiz daha sert ve etkili olur.

Yazında sadece AKP'li milletvekillerinin esnafın yanına gelmediğinden söz etmişsin.

Peki, CHP'li ve MHP'li vekiller niye gelip derdimizi dinlemiyor?

Onlar da her ay bankamatiğe gidip AKP'lilerle aynı maaşı çekmiyorlar mı?

Hep 'Esnafın Bağ-Kur, SSK prim borcu ertelensin' diyorlar. Peki, çiftçinin borcu ne olacak?

İlk sen duy, ilk sen yaz.

AKEDAŞ, elektrik borcunu ödeyemeyen yüzlerce çiftçinin sondaj kuyusundaki elektriğini kesmeye, saatini mühürlemeye başladı.

Su yoksa tarım da olmaz.

Durumumuz o kadar kötü.

Su desen ayrı bir problem.

Yeni bir kararla Antalya'nın tüm ilçelerindeki tarımsal alanlarda sondaj kuyusu açmak yasaklandı.

Peki biz tarlayı serayı neyle sulayacağız?

Kuraklık var, mevcut sular çoktan kurudu.

Sulama Birliği diye bir kurum var, oradan da arayan soran yok.

Aidat zamanı para istemek için ararlar, o kadar.

'Seralarınızı afete karşı sigorta yaptırın' diyorlar, güvenip yaptırıyoruz.

Tufan geliyor, hortum geçiyor seranın içinden.

Bir taraf yıkılıyor, bir taraf çöküyor.

Devletin sigorta kurumundan elemanlar hasar tespiti için geliyor.

'Yıkık yerin hasarını karşılarız, çökük yere para vermeyiz. Çünkü yıkılmamış' diyorlar.

Hakkımızı savunacak, yanımızda durup bunlarla konuşacak biri yok.

Sel veya hortum sonrası İlçe Tarım'dan bir iki kişi geliyor, tutanak tutuyor, sonra o kişileri bir daha göremiyoruz.

Zarar karşılanacak mı, para alabilecek miyiz, hiç kimse cevap vermiyor.

Mesela tohumlarımız bozuk çıkıyor, derdimizi anlatabileceğimiz bir makam yok.

Hal'deki bazı komisyoncular, Şener Şen'in ağa olduğu filmlerindeki gibi çiftçiyi maraba gibi görüyorlar.

Vermişler avansı, vermişler ufak ufak harçlıkları, çiftçiyi donlarına kadar borçlandırmışlar.

Bu yüzden 'Parayı geri istemesin' diye çiftçinin Hal'ciye karşı sesi de çıkmadığı için şu an resmen kölelik düzeni gibi bir dönem yaşıyoruz.

Şu an onlarca çiftçi arkadaşımız 'Eylem yapalım, salatalığı dökelim yola, sesimizi duyuralım' diyor, biz engelliyoruz.

Çünkü hem olan o salatalığa domatese olacak, hem de bu tür eylemler hiçbir sonuç getirmeyecek.

Geçenlerde esnaf Konaklı'da turist duasına çıkmıştı.

O esnafa, Alanya'dan takım elbiseli kravatlı bir kişi bile gidip 'Derdiniz ne, niye duaya çıktınız?' diye sordu mu? Sormadı.

Gazeteler iki üç gün yazdı, üç beş gün sonra da unutulur gider.

Türkiye'nin, Alanya'nın "sorun çözme mantığı" bu.

'Ses etme, üç beş gün sonra nasıl olsa unutulur gider.'

Bu kadar sahipsiz bir millet olamaz.

Hadi AKP İlçe Başkanı tepki görmemek için yanımıza gelemiyor diyelim.

Peki, CHP ile MHP İlçe Başkanı niye yanımıza gelmiyor?

Sorsan 'Biz iktidar mıyız, elimizden ne gelir?' derler.

Doğru, bir şey gelmez ama en azından yanımızda birilerinin olduğunu görürüz, belki içimizi dökeriz ama ne yazık ki kimse çiftçiye sahip çıkmıyor..."

-

BİTTİ

-