Bir turist bir şehirde ne görmek ister: Betonun değil dalın cazibesi

Abone Ol

​DÜNYA turizm rotaları büyük bir kabuk değişiminden geçiyor.

Artık turistler sadece devasa binaları veya lüks otel lobilerini değil; toprağı, emeği ve yerel olanın saflığını görmek istiyor. Son iki gündür Yeni Alanya’nın manşetlerinde yankılanan "Agro turizm" çağrısı, aslında bu küresel değişimin Alanya için en büyük fırsat kapısıdır.

​Peki, bir turist bir şehirde gerçekten ne görmek ister? Sadece bir fotoğraf karesi mi, yoksa o karenin içindeki hayatın ta kendisi mi?

​Alanya dendiğinde akla gelen o ikonik kale ve deniz manzarasına artık yeni bir aktör ekleniyor: Agro-estetik. Turist, bir avokado ağacının altındaki serinliği, dalından sarkan sarı bir muz salkımının yarattığı tropikal atmosferi "ikonik" buluyor.

Beton yığınları her yerde aynıdır ama Alanya’nın bahçeleri benzersizdir. Agro turizm, turistin kadrajına sadece bir yapı değil, yaşayan bir doğa parçası sunar.

​Modern gezgin artık edilgen bir izleyici olmaktan sıkıldı. O, bir şehrin ruhuna dokunmak istiyor.

​Sabah bahçeden kendi avokadosunu toplamak,

​Tropikal meyvelerin çiçek açma mevsimine tanıklık etmek,

​Yerel bir üreticinin sofrasında "Alanya kahvaltısı" yapmak...

İşte bunlar, turistin eve döndüğünde anlatacağı "gerçek" hikayelerdir. Yeni Alanya’nın manşetindeki agro turizm vurgusu, turiste bu hikâyeyi verme çabasıdır.

​Bir şehir sadece taşla, toprakla sembol olmaz.

Alanya’nın yeni sembolü "Tarım Turizmi" olabilir. Dünyanın pek çok yerinde turistler, şarap bağları veya zeytin hasatları için binlerce kilometre yol kat ediyor. Alanya neden kendi "Tropikal Meyve Yolu"nu yaratmasın?

​"Turistin artık 'mükemmel' bir otel odasından ziyade, 'gerçek' bir hayatın içine dahil olmaya ihtiyacı var."

​Yeni Alanya Gazetesi’nin bu vizyoner yaklaşımı, şehrin ekonomik olarak sadece sahillere sıkışmasını önleyecek bir can simididir.

Turist, şehrin sırtını yasladığı Toroslar’ın bereketini görmek, meyve bahçelerinde yürümek ve bu toprakların nasıl beslendiğini anlamak istiyor.

Bu, sadece bir gezi değil, bir keşif yolculuğudur.

​Toparlamak gerekirse; bir turist bir şehirde "özgünlük" arar. Alanya, kalesiyle tarihi, deniziyle konforu sundu; şimdi ise bahçeleriyle "ruhunu" sunmaya hazırlanıyor. Agro turizm, Alanya’yı sadece bir yazlık mekân olmaktan çıkarıp, 12 ay boyunca yaşayan, üreten ve ilham veren bir dünya markası haline getirecektir.

​Yeni Alanya’nın başlattığı bu tartışma, şehrin turizm geleceğindeki en parlak kadrajıdır. Çünkü geleceğin turisti, betonun değil, yeşilin ve dalın peşinden gidecektir.

ALKÜ'NÜN bilimsel dokunuşlarıyla hem turizmin hem tarımın çağ atlaması noktasında Alanya kamuoyundan yükselen ses Mahmutlar'ın zirvesinde bulunan 110 dönümlük arazinin betona değil bilimsel bir merkeze ve doğayı seven herkese ait olmasını haykırıyor.

Yetkililerin az beton çok yeşil prensibinden hareketle bu sese kulak vereceklerini düşünüyorum.

Esen kalın…