Bir mucize olsun

BAŞKA hayatların aynı sabahına uyandıkça gözlerimiz umut her gün içimizde yeşerecek. Sonbahar gelecek ve yeşeren ağaçlar rüzgarın etkisiyle nereye uçmak istiyorsa oraya uçacak. Bazen nereye uçmak istediğini bilmediği için özgürlüğünü...

Abone Ol

BAŞKA

hayatların aynı sabahına uyandıkça gözlerimiz umut her gün içimizde yeşerecek. Sonbahar gelecek ve yeşeren ağaçlar rüzgarın etkisiyle nereye uçmak istiyorsa oraya uçacak. Bazen nereye uçmak istediğini bilmediği için özgürlüğünü arayan kafeste bir kuş gibi savrulacak. Hayatı yaşarken çoğu zaman bir triatlonda gibiyiz. Koşuyoruz, çabalıyoruz. Nereye varmak istediğimizi düşünmüyoruz çünkü buna zamanımız yok. Kurulu bir düzenin ortasında sıralanan görevler listesine tik ata ata geçiyoruz zamanın içinden. Hayat yaşadığın zamanın ötesinde yaşadığın anların dışında gerçekten akılda kalan sahnelerden ibaret. Örneğin; 1 hafta önce ne yediğini bilemezsin ama 1 sene önce yaşadığın hayal kırıklığını unutmazsın.
Kişiliğin çocuklukta oluştuğunu ve değişmediğini söyleyen kuramcılara da hak vermiyorum artık. Çünkü hayatın sana çocuklukta da olsa sunmuş olduğu kişiliğin bir süre sonra sen farkında olmadan değiştiğini görüyorsun. Bazen senin dışında gelişen olaylar senin kişiliğinin bir parçasını oluşturur bazen içinde bulunduğun ufak bir an. Bazen çok uzak gelirsin kendine, bazen kendi elini tutup karşıdan karşıya geçiyorsundur. Bazen gökyüzündeymişsin gibi gelir, bazen toprağın altında. Hayat işte ‘bazen ‘ yaşıyormuşsun gibi gelir, bazen de ölmüşsün de nefes alıyormuşsun gibi. 9 yaşımdan bu yana her doğum günümde aynı şeyi dilerim. “Bir mucize olsun.” O zamanlar mucize diye kast ettiğim şey ile bu zamanda ki mucize kavramını barındıran şey aynı olmasa da ortak paydası “mutluluk”. Mutluluğun tanımı kişiden kişiye değiştiği için ortak bir amaçtan söz etmek yersiz olur.
Zamanın içinden geçerken unuttuğum bir şeyi hatırladım bugün. Kendime daha önce sormadığım soruları sordum. Gerçekten ne beklediğimi, ne istediğimi, nereye varmaya çalıştığımı ve bunun için neler yaptığımı. İnsan zihni karışık olduğu için bunu bir kağıda döktüm ve tek tek cevapladım soruları. Kendi kendimle konuştum kağıdı yazarken ve uzun zamandır kendimle konuşmadığımı fark ettim. İnsanın meğer en çok dinlemesi gereken kişiymiş kendisi. Kendi sorularına yanıt bulamayan insanın başkalarının sorularına yanıt araması sigara içen birisinin çocuğuna sigara içme demesi gibi. İşte insan bu yüzden ilk kendini bulmalı. Gerçekten ne dediğine ayrı ne yaptığına ayrı bakmalı. Konuşmanın ötesinde susmalı. Cümle kurmadan da anlaşmalı. Size naçizane tavsiyem bugün kendinize zaman ayırın ve bir kağıda yazın. Yazamıyorsanız düşünün. Gerçekten ne istediğinizi, nereye gittiğinizi ve yolun neresinde olduğunuzu, ne beklediğini ve bunun karşılığında ne verdiğinizi.
Neden vazgeçtiğinizi ve neyi kazanmaya ihtiyacınız olduğunu. Tüm bunların cevabı senin kendini bulmanda bir harita olup sana yolunu kaybettiğin zamanlarda yardımcı olacak. Kalbin ve aklınla savaşırken bakmak isteyeceğin sağlam bir harita. Unutmamak gerekir ki ne yaşanırsa yaşansın hayat arabanın camından kolunu dışarıya çıkarmak gibi. Koluna çarpan rüzgarı hissedebildiğin sürece senin hayatın.