Bir diriliş destanı Çanakkale

Abone Ol

KIYMETLİ okurlarım...

​Çanakkale dediğiniz yer, öyle sadece haritalarda bir boğaz, kitaplarda bir tarih notu değildir. Çanakkale, dünya tarihinin gördüğü en büyük, en kanlı ve en "edepsiz" saldırısına karşı verilmiş en asil cevaptır.

Orası bir "mağlubiyetin zaferidir." Ama kimin mağlubiyeti? İngiliz’in gururunun, Fransız’ın kibrinin, sömürgeci dünyanın "Bunları üç güne geçeriz" diyen aymazlığının mağlubiyetidir.

​Yıl 1915. Gelibolu Yarımadası’nda gökyüzü barut dumanından simsiyah. Bir yanda yüzen kaleler, devasa zırhlılar, dünyanın dört bir yanından toplanıp getirilmiş paralı askerler...

Diğer yanda? Diğer yanda bir avuç buğday çorbasıyla, ayağındaki yırtık çarığıyla, cebindeki son kurşunuyla vatanı bekleyen Mehmetçik.

​Ve o mahşer yerinde bir adam: Henüz 34 yaşında bir Yarbay; Mustafa Kemal.

​O satırların arasında gezerken şunu görürsünüz: Mustafa Kemal orada sadece bir komutan değil, bir kader birleştiricidir. Conkbayırı’nda elinde kamçısıyla, "Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum" derken, aslında bir milletin makus talihini yenmesini emrediyordu. O emir, askeri bir taktik falan değildi.

O emir; "Siz ölürseniz vatan yaşayacak" demenin en yalın, en gerçekçi ve en acı haliydi. 57. Alay o gün orada bitti mi sanıyorsunuz? Hayır. O gün orada, 57. Alay’ın şahsında Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli atıldı.

​Gerçekçilik mi istiyorsunuz? Siperlerdeki o zorlukları hayal edin. Sekiz metre... Siperler arası mesafe sadece sekiz metre.

Birinci siperdekiler ölüyor, ikinci siperdekiler onların yerini alıyor. Kimse "Ben niye ölüyorum?" demiyor. Kimse "Kaçalım" demiyor.

Çünkü başlarında o çelik bakışlı adam var. O’nun olduğu yerde korku, yerini "huzurlu bir ölüme" bırakıyor. Mustafa Kemal, Anafartalar’da sadece bir zafer kazanmadı; bir milletin özgüvenini yeniden inşa etti.

​Duygusallık mı? O anlatıların her sayfasında sarsılırsınız. Kendi yarasını mendiliyle bastırıp, yerdeki düşman askerine su veren o Anadolu çocuğunun asaletinde gizlidir bu zafer. İngiliz Generali Hamilton’un günlüğüne "Biz orada Türklerle değil, Tanrı’yla savaştık" dedirten o imkansızlıklar içindeki büyük direnişin adıdır Çanakkale.

​Bu "Mağlubiyetin Zaferi" aslında bize şunu hatırlatıyor: O gün orada teknik olarak "kaybedecek" her şeye sahiptik.

Silahımız azdı, gemimiz yoktu, yiyeceğimiz bitmişti. Ama "mağlup" olmadık. Çünkü o daracık boğazda Mustafa Kemal’in dehası ve Mehmetçiğin sarsılmaz imanı birleşince, tarihin gördüğü en büyük "hayır" levhası çakıldı Gelibolu’nun bağrına.

​Bu kahramanlık destanının sonunda, bağımsızlığımızın mührü olan İstiklal Marşımız doğdu. Bugün eğer bu topraklarda başımız dik yürüyorsak, bizler hâlâ "Geldikleri gibi giderler" diyebiliyorsak ve Türk'ün bu büyük zaferini taçlandıran o marşı, kendi öz yurdunda Türkçe okutmayanlar türese de...

Çanakkale bir bitiş değil, büyük bir diriliştir.

​Mustafa Kemal Atatürk’ün o gün o siperlerde şekillenen iradesi, bugün bizim hâlâ en büyük pusulamızdır.

​Anlayana...

​Esen kalın...