Değerli okurlar,
İnsanoğlu bir şeyler öğrenme adına, okuyup yazmaya başlayıp, bilge olmaya kalkıp, bilgi denizine açılmaya başladığında, ne kadar bilgisiz olduğunu çok daha iyi anlıyor.
Bu, okyanuslarda, bir kıtadan diğer bir kıtaya ulaşmak için, kulaç atmaya benzer!
Gençliğimizde, sığ sulara balıklama daldığımızda, denizlere açıldığımızı sanmanın hoşluğunda, mutluluktan havalarda uçtuğumuz gibi, öğrendiğimiz her yeni şeyle birlikte, bilgelikle sarmaş olduğumuzu sanırız.
Belli bir olgunluk çağına geldiğimizde ise, öğrendiğimiz şeylerin çoğunun yanlışlığını anlayıp şaşırıp kalıyoruz!
Bizim gibi yaşlanınca da, hafıza kaybının erozyonunun kaçınılmazlığında, şaşkın ördeğe dönüyorsunuz.
Tüm düşünsel, ideolojik ve de felsefi açılımlar, belli bir dönemin somut koşullarının ürünü olarak, belli temel ilkeleri içerse de, çoğumuz süreçleri birbirine karıştırarak, anlaşılmaz hatalara imza atmanın körlüğünde, koşuşturup durmanın aymazlığında bocalayıp duruyoruz.
Bu sarhoşluğa, zaman zaman hepimiz kapılıp, yalpalayabiliyoruz!
Bakın, bazı dostlar, kendilerini bir ideolojinin en bilge, en çağdaş ve en tutarlı savunucusu olarak görürken, diğerlerini tamamen öteleyerek, en cahil kesim olarak eleştirmek bir yana, suçlayıp en ağır hakaretlerde bulunabiliyorlar.
Örneğin, kendisini solcu olarak gören bir beyin, sol öğretiye taban tabana zıt bir yaklaşım sergilemesine karşın hala solculuktan, ilericilikten ve devrimcilikten söz edebiliyor.
Ülkücüler için de aynı şeyi söylemek mümkün.
Yıllar öncesine dayanan kimi öğretilerin tamamen işlevsizleştiğini söylemek mümkünken, bugün hala bu çizgilerde koşuşturan beyinler var!
Bu da gösteriyor ki, kendilerini bilge olarak gören, kimi sözde aydınlarımız, ömürleri boyunca, bilgiyle donanma yerine, belli kalıpların içine girerek, papağan gibi belli şeyleri ezberlemekten öte bir şey yapmamışlar!
Bir alıntı ile konuyu noktalayalım.
“Bir takım sözde Marksistler manifestoya dindar bir tutucunun İncil’e yaklaştığı gibi yaklaşırlar.
Marx ve Engels hiçbir zaman tarihin geleceğini çizmeyi ve gelecek sosyalist kuşakları bağlayıcı bir dizi doğma (dar kalıplar) sıralamayı düşünmediler.
Manifestoda da görülen bir tarih kuramıdır, insanların davranış ve düşüncelerini son çözümde hayatlarını kazanma biçimlerinin belirlediğini kabul eder, böylece her toplumun temeli onun ekonomik yapısıdır ve bu yüzden de tarihin itici gücü ekonomik değişmedir. Üretim güçleri, üretim ilişkileri ve biçimi toplumun ne yapması gerektiğini ortaya koyar.