Bilader öndüğün çarşıyı höyle bi gezen dedim. Cuma pazarından çapıtçıların ordan aşağı doğru yardım. Emme lakin dükkâncılar beni görüverince tıkdelek kuşu gibi kafamı didiklediler. "Ay Ahmet Emmi, bizim halimizi niye görmen, niye bizi yazman, biz yandık, kül olduk, bittik a" deller. Ben de, "Bilader, ıcık sabırlı olun, halinize şükür edin, kara gün kararıp kalmaz. Kavır mevsimindeyiz, hazar ende işler düzelir" dedim. Bi de "Beterin beteri var" deyip, bi fıkra anlatıverdim. Fıkra höyle:
Adamın biri demiş eskiden idama mahkûm olmuş. Adamı sallandıracaklar. Cellat, adama sormuş: "Icık soona seni asıcaz. Son bi diyeceğin var mı?" Asılacak olan adam: "Ne diyeyim ayeen, halime şükür, beterin beteri var" demiş. Cellat, "Ulan, ıcık soona seni sallandırıcaz, sen ta haline şükür edip, beterin beteri var deyip durusun. Bundan kötü daha ne olur?" demiş emme adam hebire "Beterin beteri var" derimiş. Adamın boynuna cellat ipi ilmeklediğinde öteden aşağı bi adam eşkuvatıylan sıçrayarak geliveriymiş. Adam bi taraftan da çığırınırmış "Aman ende adamı asman, yeni karar çıktı. Asılmayacak, sivri kazığa oturtturulacak" deyi. Asılacak adam cellada dönmüş, "Gördün mü ben sana demedim mi, beterin beteri var deyi. Hindi kazığa oturtucaklar. Asılmak daha eyiydi benim uçun" demiş.
İşde ende höyle bilader. Icık halinize şükür edin. Beterin beteri var.
Benden böönlük bu kadar. Hadi kalın sağlıcakla.