Eski bir ata evinin cumbalı penceresinden sokağa bakarken, burnunuza gelen o bayram çöreği kokusunu hatırlıyor musunuz?
Güneş henüz güneş tepelerden yeni yeni kucaklarken, sokaklara dökülen neşeyi?
Yarın bayram. Ama sadece takvimlerin işaretlediği bir tatil günü değil; gönüllerin birbirine köprü kurduğu, küskünlüklerin birer toz bulutu gibi dağıldığı, insan olmanın o en yalın, en asil haline büründüğümüz o kutlu vakit.
Reşat Nuri’nin o duru Türkçesiyle anlattığı Anadolu kasabalarını düşünün. Hani o yardımlaşmanın, komşuluk hukukunun, bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırının olduğu o naif devirler...
Şehirlerin, kasabaların dar sokaklarında, taş evlerin önünde toplanan büyüklerin o vakur duruşunu, çocukların ise yeni pabuçlarını kirletmemek için attığı o dikkatli adımları...
Eski bayramlarda, bayramlaşmak bir görev değil, bir ruh şöleniydi. Kimsenin kimseye yabancı olmadığı, kapıların kilitlenmediği, her sofrada mutlaka "bir yabancı gelirse" diye fazladan konulan o bir çift kaşığın olduğu zamanlardı.
Toplumumuzun harcı işte bu bayramlarda, o kalabalık sofralarda karıldı. Biz, paylaştıkça çoğalan bir sevdanın evlatlarıyız.
Nazım’ın dediği gibi; "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine..." İşte bayram, tam da o orman olma halidir.
Renklerin, dillerin, fikirlerin bir kenara bırakılıp; sadece "insan" olarak kucaklaştığımız o büyük meydandır. Alanya’nın sıcağında, gölgesine sığındığımız bir çınar ağacıdır bayram.
Hasrettir, gurbetten dönen oğulun anasına sarılışıdır, babasının elini öpen gencin içindeki o tarifi imkânsız huzurdur.
Nostalji dediğimiz şey, sadece geçmişe duyulan bir özlem değil; aslında bugüne taşımak istediğimiz o saf samimiyettir. O eski bayramlarda şekerlerin tadı mı başkaydı, yoksa o şekeri veren ellerin samimiyeti mi? Galiba ikincisi.
Bugün, o eski bayramların kokusunu evlerimize, ruhumuza yeniden çağırma günüdür.
Küskünler barışsın: Çünkü hayat, bir hırsa kurban edilemeyecek kadar kısa.
Büyükler hatırlansın: Zira onlar bizim köklerimiz, geçmişle gelecek arasındaki en sağlam köprülerimizdir.
Çocuklar gülsün: Çünkü bir çocuğun bayram sevinci, dünyanın tüm kötülüklerine karşı verilmiş en güzel cevaptır.
Bu bayramda duamız odur ki; sofranızdan bereket, yuvanızdan huzur, gönlünüzden sevgi eksik olmasın.
Eski bayramların o naif ruhunu, bugünün modern telaşlarına kurban etmeyelim. Birbirimize ayıracağımız o beş dakikalık vaktin, gönderilecek samimi bir selamın pahasının olmadığını unutmayalım.
Gelin bu bayramda sadece kapılarımızı değil, zihnimizin kuytu köşelerinde sakladığımız o "biz" olma duygusunu da ardına kadar açalım.
Çünkü dünya, paylaşılan bir lokma ekmeğin ve içten söylenmiş bir "iyi ki varsın" sözünün sıcaklığıyla dönmeye devam ediyor.
Dostluğun kadim, sevginin daim olduğu, o eski bayramların tadını damaklarınızda hissettiğiniz huzurlu yarınlara...
Eskimeyen dostluklara, bitmeyen sevgilere ve o hep özlediğimiz o "eski şeker" tadındaki bayramlara
Esen kalın...