- Başbakan Erdoğan’ın Irak çıkarması
Komşumuz Irak, maalesef 10 yıldan beri bir türlü huzura kavuşamadı. ABD’nin nükleer silah var diye kara, deniz ve havadan vurarak işgal ettiği Irak milletine demokrasi yerine zulüm, baskı ve toplu cinayetleri getirerek milyonlarca insanın ölümüne neden olduğu gibi iktisaden de çökme noktasına getirmiştir. Obama, yönetimi Bush’tan devraldıktan sonra, ilk beyanatında ABD’nin askerini Irak’tan çekeceğini ilan etmiştir. İlk icraat olarak 2010 yılında bu işleme başlamış, geri kalan askerini de bu yıl içinde tamamen çekeceğini deklere etmiştir. Fizik kaidesine göre, boş olan yere bir başkası gelir ve o boşluğu doldurur. ABD, Irak’tan askerini tamamen çekeceğine göre, burada husule gelecek boşluğu türlü bahane ve vaatlerle başkaları gelerek dolduracaktır. Bu İran olur, Almanya veya Rusya olabilir. Ancak Irak, tarihi, kültürel, etnik ve dini yönden olduğu gibi ince bir hattan ibaret huduttan oluşan kapı bir komşumuzdur. Onun için Irak ile ilgilenmek ve oluşan boşluğu doldurmak Türkiye’nin en tabii hakkı olup görevidir de. Bu ilgi yalnız Türkiye Devleti için değil, Irak Devleti ve Irak halkı içinde zaruridir. Çünkü, 10 yıldır bozulan iç huzurun düzeltilmesi ancak, ekonomisi güçlü, Arap milletleri tarafından sevilen, sayılan Türkiye gibi bir devlet tarafından yapılması aklan da mantıken de en doğru olanıdır. Esasen doğru olan yöntem de budur. Bu ilişkinin somut örneğini Irak halkı Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın 28 ve 29 martta yaptığı, Irak başkenti Bağdat’ta, Şiilerin merkezi Necef’te ve Kuzey Irak’ın Erbil kentindeki karşılamalarda çok içten gelen aşırı sevgi tezahürü ile göstermişlerdir. Başbakan bu gezisinde Irak parlamantosunda yabancı bir devlet adamı olarak ilk konuşan Devlet adamı olmuştur. Necef’te, Sünni bir devlet adamı sıfatıyla Hazreti Ali efendimizin Türbesini ziyaret etmekle Şii’lerin kalbini kazanmıştır. Kazimiye de Sünnilerin kurucusu İmam-ı azam Ebu Hanife’nin türbesini ziyaret etmekle de Sünni’lerin gönlünü hoş etmiştir. Daha mühimi şimdiye kadar hiçbir yabancı devlet adamı ile hiç görüşmemiş olan Şii lider Ayetullah Ali Sistani ile bir saat görüşmesin de her halde Irak’da oluşacak siyasi boşluğun nasıl doldurulacağı hususunda görüş alış verişinde bulunmuştur.. Irak’ta Sünni ve Şii çatışmasının milyonlarca insanın ölümüne neden olduğu gerçeğini iyi bilen Erdoğan, Sünni ve Şii mezhepleri arasındaki çatışmanın ancak Müslüman Türkiye Devleti tarafından durdurulabileceğini taraflara ifade etmiştir Necef’ten. Kuzey Irak Kürt yönetimi başkenti Erbil’e geçen Erdoğan’ı, Mesut Barzani de sevgi ve saygı ile karşılamış, birlikte Erbil havaalanının açılışını yapmışlardır. Kuzey Irak’da Kandil de yuvalanan Türkiye’de zaman, zaman baskınlar düzenleyerek sivil ve askeri katleden PKK’dan Kuzey Irak Kürt yönetimi de mutazarrır olduğu için, bu terör örgütünün faaliyetlerini önlemek için beraber hareket edilmesi yönünde hareket edileceği hakkında görüş birliğine varılmıştır. Türkiye, bu coğrafi bölge içinde yegane laik demokrasisi ile ve 8.9 kalkınma hızı ile de Orta doğu ülkelerin de her türlü ilgiyi göstermek için hem hak, hem de görev sahibidir. TUİK’in yaptığı açıklamaya göre, AB ülkeleri içinde birinci, dünya klasmanında Çin (10.3)ve Arjantin’den (9.2) sonra üçüncü kalkınma hızını yakalamıştır. Bu suretle milli hasılası 1 trilyon 105 bin lira, kişi başına düşen milli gelir ise 15 bin lira olmuştur. Türkiye, bu konumuyla AB ile Orta Asya ve Ortadoğu ülkeleri arasında köprü görevini yapacak yegane bir devlettir. Onun için Türkiye’nin önümüzdeki günlerde Irak merkezinde ve Kuzey Irak Kürt yönetiminde tarihinden gelen bir ağırlıkla hareket etmesi önem kazanmaktadır. Aynı zamanda Türkiye’nin bu bölge ülkelerine model olması da diğer bir önceliğimizdir. Türkiye’nin AB’ye girmesinin karşısında kıyasıya çarpışan Almanya yüzde 4, Fransa yüzde 1.5 kalkınma hızı ile Türkiye’nin ardından nal toplamaktadırlar. İşte bu iki devletin neden Türkiye’yi istemedikleri anlaşılmıyor mu? Türkiye, demokrasisi ile, ekonomisi ile, tarihi bağları ile kültürel ve dini rabıtası ile Irak’a olduğu kadar diğer ülkelere de her türlü katkıyı sağlayarak ilişkilerini güçlendirmek zorundadır. Bu iş için devletimiz var gücü ile çalışıyor, Türk milleti de devletinin yanındadır. Çünkü, 1. cihan harbinden sonra Batılı devletlerinin zoraki oluşturdukları Irak ve diğerleri bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğunun birer vilayeti idiler. Onun için tarihten gelen bu hislerle, dün ötelediğimiz bu devletlere şimdi gereken ilgi ve samimiyeti göstermemiz çok gecikmiş tarihsel bir görevimizdir de. Öyle değil mi?