ATATÜRK
, Mustafa Kemal'den tamamen farklı biridir.
Mustafa Kemal günü düşünmek zorundadır.
Savaşlarla iç içedir ve bunu yapmaya mecburdur.
Oysa Atatürk günü düşünmez, geleceği planlar.
Onun amacı savaşmak değil, barış ve huzurdur.
Bunu da o ünlü sözünde gayet güzel ifade etmiştir.
"Yurtta sulh cihanda sulh" bir dünya görüşüdür.
İkinci Dünya Savaşı, bu sözün canlı kanıtı olmuştur.
***
İşte, Atatürk böyle karışık bir ortamda ortaya çıkmış...
Dünya aydınlanma hareketinden 130 yıl sonra ...
Vatanındaki insanları demokrasi ile tanıştırmıştır.
Yıllarca okuduğu ve araştırdığı bilgileri hayata geçirmiş...
Yıkılmış bir devletten yeni bir devlet ortaya çıkarmıştır.
Bu devletin temel şartı "halk" olmak bilinci üzerinedir.
Teba ve kul bilincinden halk bilincine geçiş kolay değildir.
Bilgi birikimi ve kültür gelişimi yaşanması,
Üzerlerine yapışmış farklı kültürlerden kurtulunmasını gerektirir.
Özellikle de Arap kültüründen kurtulmak çok zordur.
Çünkü bu kültürün kaynağının Müslümanlık olduğu iddiası vardır.
Bu kültürden uzaklaşmak dinden uzaklaşmakla aynı şeydir.
Oysa Arap kültürünün dine bulaştırılması Emeviler dönemindendir.
Emevi dönemi Araplarının uydurma hadisleri neticesidir.
Arap kültürü ile İslam dininin alakası yoktur.
Konumuz da zaten bu değildir.
Bu konu daha sonra tarafımdan yazılacaktır.
***
Osmanlı'da okur yazar oranı yok denecek kadar azdır.
Kadınlar teba niteliğine bile layık görülmemiş...
Son nüfus sayımında dikkate dahi alınmamıştır.
Medeni kanunun yerine uydurma İslam hukuku vardır.
Uydurmadır çünkü Kur'an da olmayan hükümler mevcuttur.
İnsanlar kanun önünde eşit değildir.
Kurumlar köhne ve ömrünü tamamlamıştır.
Cahil ve eğitimsiz insanlardan halk oluşturmak...
Bu halkı millet haline getirmek sanıldığı kadar kolay değildir.
-DEVAMI YARIN-