ELİSHA Otis.
İsmi budur. 1852 yılında o meşhur "güvenlikli asansörü" icat ettiğinde, sadece insanları yukarı taşımayı değil, insanlığın karakterini indirmeyi de keşfettiğinin farkında mıydı?
Sanmam…
Ama o gün o kabin hareket ettiğinde, şehirlerin sadece silueti değil, ruhu da değişti.
Eskiden ev dediğin iki katlıydı. Bahçesinde domatesin kızardığı, dalından erik kopardığın, toprağa dokunduğun bir sığınaktı. Hem üretirdin hem barınırdın.
Sonra o metal kabin geldi. Asansör dediler adına. "Yorulmayın" dediler, "Efendi gibi çıkın" dediler.
Sonuç? Bahçeler beton oldu, ağaçlar söküldü.
Göğe doğru lüks görünümlü kafesler diktik. Mutfak salonun içine kaçtı, odalar daraldı. "Amerikan vari" dedik, modernlik sandık; meğer açık mutfak dedikleri, yoksulluğun ferahlık maskesiymiş.
Asansör çıktıkça biz topraktan koptuk, üreten insandan tüketen "kat sakinine dönüştük.
İçine de müzik koydular. O "ya bozulursa" korkusunu bastırmak için keman sesleri eşliğinde yükseliyoruz.
Ama aslında korktuğumuz asansörün halatı değil, irademizin başkasının elinde olmasıdır. Çünkü asansörde karar verici siz değilsinizdir. Bir düğmeye basar ve kaderinizi o makineye, o kabloya, o elektriğe emanet edersiniz. Müdahale şansınız sıfırdır.
Asansör sadece inşaat teknolojisini değiştirmedi; toplumun ahlak kodlarını da "yukarı" çekti. Hayat bir apartmansa, iki tip insan türedi: Merdivenciler; basamakları tek tek çıkanlar, nefes nefese kalanlar, alın teri dökenler, durup dinlenen ama hakkıyla tırmananlar.
Bunlar liyakatin, emeğin, sabrın temsilcileridir…
Bir de asansörcüler var; bir düğmeyle, bir imzayla, bir "alo" ile en üst kata fırlayanlar. Torpille işe giren, liyakat aranmadan koltuğa oturan, ihale kovalamayı "kat numarası seçmek" sananlar.
Emek vermeden zengin olmak, merdiven çıkma zahmetine katlanamayanların asansör taktiğidir.
Bir bakarsınız, ömrünü o merdivenlerde tüketmiş adamın yanından, bir asansör hızıyla geçmişler. Üstelik saçları bile bozulmadan, terlemeden...
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Anadolu’yu gezin, göreceğiniz manzara budur. Bir yanda asansörün konforuna aldanıp statü kazandığını sanan "yeni zenginler", diğer yanda merdiven başında soluklanan "eski topraklar." Asansörle çıkanın dostu olmaz, sadece yol arkadaşı olur.
Kabinden indiği an biter o dostluk.
Ama merdivende karşılaştığınla selamlaşır, hâl hatır sorarsın.
Mesele şu: Asansörle hızlı çıkarsınız ama manzara sadece en üst katta vardır. Merdivenle çıkarken her katın kokusunu duyar, her komşunun kapısını görürsünüz.
Bugün toplum olarak asansörün kapısında izdiham yaratıyoruz. Kimse merdivene bakmıyor bile. Herkes bir an önce o lüks kafesin en tepesine çıkma derdinde.
Ama unutulan bir fizik kuralı var: Asansör ne kadar hızlı çıkarsa, düştüğünde çıkardığı ses o kadar büyük olur.
Elisha Otis belki asansörü buldu ama o asansörün içinde kaybolan insanlığı, o daralan ruhları, betonlaşan vicdanları kimse geri getiremedi.
Merdivenleri özledik. Yorulmayı, terlemeyi ama "ben çıktım" diyebilmenin o vakur gururunu özledik.
Şimdi herkes bir düğmeye basıp hedefte olma peşinde. Peki ya elektrikler kesilirse? İşte asıl dram o gün başlayacak. Çünkü asansörle çıkanlar, merdiven inmeyi de bilmezler.
Esen kalın...