26 Nisan 1986’da Chernobyl faciası yaşanmıştı.
Dönemin Sovyetler Birliği’nde (Çernobil şimdi Ukrayna sınırlarında) yer alan Chernobyl’de bir insan hatası sonucu çok büyük miktarda radyo aktif madde atmosfere karışmış, bu çevre felaketi sonucu yaklaşık olarak dört bin insan da çeşitli komplikasyonlar sonucu ölmüştü.
İşte o tarihten otuz sene sonra da 2016 yılında Antalya’da bir Expo düzenlendi.
Dünyada bu önemli etkinliği almak pek öyle kolay değil.
Olimpiyatlar kadar zor olmasa da, çok önemli bir rekabet söz konusu.
İlki 1851 yılında İngiltere’nin Londra’sında yapılan Expo, yaklaşık olarak 4-5 yılda bir dünyanın çeşitli kentlerinde düzenleniyor.
Bizden sonraki Expo da 2020 yılında Dubai’de düzenlendi.
Dubai’den sonraki Expo, 13 Nisan 2025’de Osaka-Japonya’da başladı ve 13 Ekim 2025’e kadar sürecek.
Bir sonraki Expo da, 2030 yılında Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde düzenlenecek.
BAKARSAN BAĞ BAKMAZSAN EXPO ANTALYA OLUR
Yapıldığı ilk yıl çok formda olan Expo, şimdilerde adeta ölüme terk edilmiş durumda.
Yaklaşık olarak 600 milyon dolara mal olan ve 1 milyon 100 bin metrekarelik bir alana yayılmış olan Expo bir tür kaynak israfı.
2011 Erzurum Dünya Üniversiteler Kış Oyunları (Winter Universiade) da benzer bir kaderi paylaşmıştı.
Erzurum, bu oyunları düzenlemek için 2005 yılında ev sahipliği hakkını kazanmış, hazırlık süreci de yaklaşık olarak 6 yıl sürmüştü.
Erzurum’daki tesisler de ülkemize aşağı yukarı 400 milyon dolara mal olmuştu.
Umarım bazı iyileştirme çabaları sonrasında Erzurum doğru yolu bulmuştur.
DOLMABAHÇE SARAYI İSTANBUL’UN SEMBOL YAPILARINDANDIR
Ama onun yapım öyküsü de bence tıpkı Hindistan’ın Tac Mahal’i gibi tam bir israf.
Dönemin Padişahı 1. Abdülmecid, yapımı 1843-1856 yılları arasında süren yeni saray için Osmanlı hazinesini 3 milyon kese altın borçlandırmış.
Abdülmecid, Topkapı Sarayı’nın, ailesi için yeterince büyük olmamasından şikayet ederek, “Boğaz’ın hasta adamı” Osmanlı İmparatorluğu’nu, o yıllarda daha da borç batağına sokmuş.
Gel gör ki onca yeni borca giren Abdülmecid, yeni sarayının keyfini ancak beş yıl sürebilmiş ve 1861’de ölmüş.
MELİH GÖKÇEK’İN O MUHTEŞEM ANKAPARK’INA LÂF SOKMADAN DA GEÇMEYELİM
Neydi o fantastik proje öyle ya.
Yazılanlara göre altı yıllık bir inşaat süreci sonrası 2019’un mart ayında açılmıştı bu devasa park.
801 milyon dolara mal olduğu söylenen bu tuhaf parkın hedeflerine ulaşıldığına karar vermiş olmalılar ki, Ankapark ya da yeni adıyla Wonderland Eurasia, açıldıktan on bir ay sonra 2020’nin Şubat ayında kapanmıştı.
Gökçek ve sülalesinin Ankara’ya bu tür (en çok da kendilerine) yararlı projeler sonrası ülkemizin önemli zenginleri arasına girdiği söylenir durur.
Benzer değdirmeler Expo 2016 için de yapılıyor ama emin değiliz.
Konumuz da bu değil zaten.
THE WALKING DEAD
Adlı bir korku dizisi vardı ya hani.
Bir de Mısır’ın Hurgada’sında turistlerin sıkça ziyaret ettiği Ghost City adlı terkedilmiş bir kasaba vardı.
Umm al-Huwaytat, ya da İnglizce adıyla Ghost City (Hayalet Şehir)1898-1988 yılları arasında 90 yıl boyunca aktif bir madenmiş.
Bir İngiliz mühendis tarafından kurulan bu kasabada 16 bin kadar insan yaşarmış.
Madenler tükenince herkes kasabayı boşaltıvermiş.
Ortada sadece bomboş madenler, evler, okul, cami filan kalmış, Rus ve Alman turistlerin uğrak yeri hâline gelmişti.
Farklı bir işletme mantığı gelişmezse eğer, Expo 2016 da orta vadede bir tür Ghost City hâline dönüşebilir.
İnsanlar, çürümüş binaları, başıboş sokak hayvanlarının arasından geçerek ürke, korka gezer hâle gelirler.
GECİKMELİ ZİYARET
Eşimle birlikte Expo’nun açılışından ancak dokuz sene sonra onu görmeye gidebildik.
Türkiye’nin Eyfel’i olacağı umulan 100 metrelik Expo kulesini, temalı bahçeleri, kültürel ve sanatsal etkinlikleri, çocukları cezbetmesi beklenen Bilim ve Teknoloji Merkezi’ni, 120 farklı türün örnekleri olan 25 bin bitkiyi, neredeyse 1000 yaşına yaklaşan zeytin ağacını merak ediyorduk.
İçim burkuldu parkın o hâlini görünce.
Bana göre Expo bir tür bebek ölümü.
İlk yılında günde 65 bin ziyaretçi rakamlarına ulaşan tesis, şimdilerde deyim yerindeyse sinek avlıyor.
Burada başlarda 3 bin 200 kişi çalışırken, şimdilerde 200 kişi ya var ya yok.
1.100 dönümlük alanı gezebilmek için ne bir akülü araç ne de kiralanabilen bisikletler var.
Görevli Ahmet Bey bahsetmeseydi eğer, az kalsın rehberli ve golf araçlı bir VIP turunu da öğrenemeden eve dönecektik.
Çünkü Antalya’nın o bir türlü bitemeyen sıcağında hektarlarca arazide gezinmek bir tür işkence olacaktı.
Kişi başı 800’er TL ödemeyi kâbul ettik, ama bu bedeli nakit ödememiz gerekiyordu.
Çünkü parkta kredi kartı geçmiyor.
Pisvuarların neredeyse hepsi bozuk.
Muslukların çoğu çalışmıyor.
Kağıt havlu yok.
El kurutma makinesi de çalışmıyor.
Kurutamayan makinenin üzerine, ellerimizi kurulayabilmek için tuvalet kağıdı koymuşlar.
Slayt gösterilerinde arıza var.
Kuşlar su içsin diye estetik bir şadırvan yapmışlar, ama suları akmadığı için şadırvan ve çevresinde kuş yok.
Eskiden 56 farklı ülkenin bahçesi varken burada, şimdi neredeyse hepsi kendi kaderlerine terk edilmiş.
İnşaatı planlama, bütçesini belirleme, bu projeye devletin kasasından kaynak aktarmak ile, bu mekanı sürdürülebilir bir biçimde işletme tamamen farklı dinamikler ve profesyoneller gerektiriyor.
Bu işletme Tarım Bakanlığı’na bırakılamayacak kadar ciddi bir iş.
Ayrıca yapılan sağlıklı bir tarım falan da yok orada.
Mevcut bitkilerin çoğunu ya sarartmış ya da komple kurutmuşlar.
Adeta mekanın ölmesini bekliyor gibi bir hâlleri var.
ASİYE NASIL KURTULUR
1970’de Vasıf Öngören tarafından yazılan bu oyunun başlığını yazımın bu bölümüne artık uysa da koydum, uymasa da.
Gerçekten de, ölmüş de ağlayanı yok gibi sonunu bekleyen bu devasa arazinin durumu yakın gelecekte ne olacak acaba?
Çünkü hayatına böyle devam etmesine imkan yok.
Tamince gibi bir çılgın yatırımcı, burasını Belek’teki Land of Legends gibi muhteşem bir projeye dönüştürse keşke.
O zaman tur operatörleri aracılığı ile turistler gelir, mağazalar, düzenli etkinlikler, bu mekana hayat verir.
Yoksa, 9 yıl içinde yapılmış olan Elton John, Ricky Martin, Tarkan gibi konserler, sanatçılarına para kazandırır ama şehirden kopuk bu mekanı yaşatamaz.
PEKİ HİÇ Mİ İYİ BİR ŞEY YOKTU
Diye soracaksanız, ‘aslında vardı’ diyebilirim.
Expo görevlilerinden güler yüzlü Sevil Hanım, bizi doğru girişe güzel bir anlatım sonrası yönlendiren Ahmet Bey, zarif ve bilgi dolu rehberimiz Burak Bey yüzümüzü güldürdüler.
Motivasyonlarının düşmesi için her şart oluşmuşken, onlar yine de ilk günkü gibi heyecan dolu, ilgili ve kibardılar.
Hem onlar hem de Antalya, bu yarı baygın işletmeden çok daha iyilerine lâyıklar.