Öyledir, Amerikalı ve Çinli kendilerinden başkasını ‘diğerleri’ olarak görür. Coğrafya olarak kapladıkları alan, nüfuslarının çokluğu ve siyasi rejimlerinin onlara sağladığı üstünlükle böyle düşünürler. Böylelikle, dünyadan yalıtılmış olarak yaşamaktayken ülkelerine herhangi bir nedenle doluşan yabancılara uzaylı muamelesi yaparlar.
Tanığıyım, 2008 Pekin Oyunlarında Çinliler, “Biz buradaydık, siz kimsiniz?” mealinde sorular yöneltirdi. Bir Amerikalı da “Türkiye bizim ana haber bültenlerinde yalnızca bir kez, o da 1999 İstanbul/Gölcük depreminde yer aldı” demişti. Böylesine etkileşimsiz, dünyadan habersiz yaşarlar. Onun için Dünya Kupası, Olimpiyat gibi kitleleri harekete geçiren spor aktiviteleri bu tür ulusların birbirini tanımaları için bulunmaz fırsattır.
Trump’ın ikinci kez seçildiği bir dönemdeki İran’a saldırısının hemen ardından, daha silahın dumanı tüterken başlayan Dünya Kupası’nın nasıl gerçekleşeceği merak konusuydu. ABD’nin, ülkelerine girişteki insan onurunu zedeleyen uygulamaları dışında, her şey ilk hafta itibarıyla yolunda gitti. Kupa heyecanıyla insanlar yalnızca skorlara odaklandılar. Eleştiriler azaldı.
Bu kez, her büyük turnuvada olduğu gibi maç izlemeye gelen taraftarlar öne çıktı. Turnuvanın kıtalararası yol katedilerek ulaşılan Amerika’da gerçekleştirilecek olması düşündürücüydü. Biletlerin çok pahalı olması işin diğer yönüydü. Futbola ‘futbol’ demeyen bir ülkenin insanı devasa stadyumları nasıl dolduracaktı. Sorunun yanıtı ‘Avrupalılar’ başta olmak üzere ‘dünyalılar’ olarak geldi. Hayatları Roma İmparatorluğu’na özenmekle geçip saraylarını iki bin yıl öncesinin mimarisiyle inşa eden Amerikalı, stadyumlarını da Kolezyum benzeri arenalar şeklinde inşa etmişlerdi. Tek eksikleri, Roma’nın yüzyıllar içinde edindiği tribün kültürüne henüz erişememiş olmaları, eğlenmesini bilemeyişleriydi.
İşte dünyalı burada devreye girdi. İskoçya’dan gelen 50 bin taraftar ve takımlarının yer yüzündeki her maçını takip eden meşhur Tartan Ordusu gayda takımı eşliğinde, Boston’u her anlamda ihya etti. Bir çocuk hastanesine tek seferde gerçekleşen en büyük bağışı yaptılar. Boş günlerinde gittikleri beyzbol maçını şölene çevirdiler. Sonuçta Glasgow ve Boston’un kardeş şehir olması kararlaştırıldı! Çılgın Hollandalılar binlerce kişiyle caddelerde nasıl eğlenileceğini gösterdiler. Polis de dahil Amerikan halkını eğlencesine ortak ettiler. Japonlar maç sonrası tribün temizliğinin animasyon olmadığını kanıtladılar.
Amerikan aklı 1994 yılındaki Dünya Kupası’ndan sonra, bir başka kuşağını daha kendilerinin dışındaki dünyalıyla tanıştırmıştı. Dünyanın yalnızca kendilerinden ibaret olmadığını anlayan ve despotik liderliklerden vazgeçeceğini umduğumuz yepyeni bir kuşağını…
OK