Alo, müsait misiniz?

Abone Ol

Alanya gündemi son günlerde hareketli: "Alanya Belediyesi’nden 483 bin metrekarelik yıkım ihalesi." Haberin detaylarına göre, Alanya’daki ruhsatsız yapıların yıkımı için 21 Mayıs’ta ihaleye çıkılıyor. 483 bin metrekarelik devasa bir alanı kapsayan bu çalışmaların 200 gün sürmesi planlanıyor. Tabii, basında çıkan bu haber kadar, altına yapılan vatandaş yorumları da bir o kadar önemli ve çarpıcı.
Vatandaş bu haberi nasıl okuyor, tepkisi ne yönde diye baktığımda en dikkat çekici yorumlardan biri şuydu: "Bu zihniyet şimdi de evinizi başınıza yıkacak." İşte tam bu noktada, meseleyi köşeme taşımak ve okurlarıma en doğru, en yalın bilgiyi ulaştırmak adına belediyeden yetkili bir ismi aradım. Bana, "Bu konunun muhatabı Can Kamburoğlu’dur, onu ararsanız en doğru bilgiyi o verir," dediler.
Saat tam 11.01’de kendisini aradım. "Günaydın Can Bey, kusura bakmayın rahatsız ediyorum ama bu yıkımla ilgili kısa bir bilgi rica edeceğim; tespitler nasıl yapıldı, karar mekanizması hangi kurumdur?" diye sordum.
Ancak beklemediğim kadar soğuk ve sert bir ifadeyle karşılaştım: "Sudi Bey, bu konularda beni rahatsız etmeyin. Ben pazar günümü aileme ayırmak istiyorum. Belediye de yıkım da ihale de benim umurumda değil. Yarın ararsanız bilgi verebilirim," dedi.
Kendisine bir daha asla aramayacağımı söyleyip telefonun kırmızı tuşuna bastım. Aslında sadece şaşırmamış, aynı zamanda kızarmıştım.
Neden mi?
Bir siyasetçinin, bir yöneticinin, kamu görevi yapanın; gazetecinin, doktorun veya taksicinin "pazarı mazarı" olmaz, olamaz. Bu meslekler elbette zordur, büyük fedakârlık ister. İşini severek yapmak birinci önceliktir. Haber beklemez; hasta ameliyata alınmışsa "bugün pazar" diyerek bekletilmez.
Belediye Başkanı Sayın Osman Özçelik’in sıklıkla ve haklı olarak dile getirdiği bir konu var: "Lütfen bize sormadan yazmayın; toplumu doğru bilgilendirmek adına bize sorduğunuz her sorunun cevabını veririz." Bu uyarı son derece haklı ve yerinde bir yaklaşımdır.
Ben mesleğinin etik değerlerine son derece bağlı bir gazeteciyim. Özellikle kamu görevi yapan, siyasi temsil konumunda olan hiç kimsenin haberini kendisinden teyit almadan, onaylatmadan yayınlamam.
Çünkü benim yapacağım tek bir kelime hatasının, o kişiyi haksız yere zora sokacağı endişesini taşırım. Zaten bunu bilerek ya da bilmeyerek yapmaya hakkım da yok.
Siyaset, adeta bir buz pistinde dans etmeye benzer. Hem hareketleriniz estetik olacak hem de konsantrasyonunuz en üst seviyede kalacak. Biri eksik olduğunda, temsil ettiğiniz makama haksızlık etmiş olursunuz.
Buradaki kastım, "Bana bilgi vermedi, hadi yazayım da deşifre edeyim" olayı kesinlikle değil. Ben sadece, üç çeyrek asırlık bir bekleyişin ardından gelen o zaferin; o zafere ortak olanların motivasyonuna ve çalışma azmine neden "doping" olmadığını sorguluyorum.
Hasan Bey’i yolda görsem tanımam; iyi bir insan olduğundan da şüphem yok. Bu kişisel bir sitem değil. İşimin gereğini yaptım ve kendisinin işini hafta sonları evine taşımadığını öğrenmiş oldum. Bu da bir "profesyonel yöntem" olabilir ama kamuoyunun merakı mesai saati dinlemez.
Gelelim asıl meseleye: Yıkılacak yerler neresi? Bu kararı belediye mi aldı yoksa bakanlık mı? Tespitler hangi kriterlere göre yapıldı? Yeni projeleri mi kapsıyor, yoksa kırsala yapılan hafta sonu evlerini ve hobi bahçelerindeki küçük yapıları mı?
Tüm bu soruların cevabını maalesef bugün öğrenemeyeceksiniz.
Çünkü aradığımda günlerden pazardı.
Esen kalın...