Aldanma ve aldatma ahlakı

Abone Ol

Yazarken kolun titrediği, kalemin hırçınlaştığı, sinirlerin gerildiği, stres ağının kördüğüm, karmakarışık, içinden çıkılmaz vaziyet aldığı hâlin izahıdır zinayı anlatmak. Nikâhsız kadın-erkek birlikteliği, cinsel ilişkiye girmesidir. Ar, namus meselesi; aile içi sorun ve rezalettir. Ancak suçlu da olsa bireyin yatak odası, mahremi özelliği, kişisel verilerinin gizliliği; mahremiyetin algı ve politik amaçla kamuoyuna servisi hoş değildir. Türk ahlak ve adabına uygun düşmez. “Zina suç değildir…” diyenler de çıkıyor.

Türk Ceza Kanunu’na göre zinanın suç olup olmadığı, kanun yapıcıların vicdani sorumluluğudur. Zina suçu işlemeye eğilimli yoz kültürden, zinayı suç sayan ceza müeyyidesi beklemek saçmalıktır. Hukuk, somut değer yerine “ikilinin gönül bağı” teorisini devreye koyar. Tek taraflı sevgi ve sevgisizlikten doğan zoraki tecavüz sorunları bazen kendi içinde çözülse de nikâhsız birlikteliğin ezikliğiyle mecburi nikâhla ötelenir ve hatadan dönülerek hayata tutunmaya çalışılır. Edep ve adap yüklü ayıpları örtebilenlerin duygularının lekesi, kırık kalplerde ömür sürer. Zina ihtiyaçtan değil, ahlaksızlıktandır.

Türk ahlakından uzak yobaz kültür sefaleti, körelmiş kalpler; “Bir seferden bir şey olmaz; genelevlerine imam görevlendirelim, muta nikâhı kıyalım; erkekler günah işlemesin; hırsızlık yapılmışsa din için yapılmıştır; kadınlar giyim kuşamı ile erkekleri tahrik ediyor” içerikli ifadeler, “bademleme, kabaklama” gibi aptalca kelimeler kullanmaktadır. Bu saçmalıklar, çökmüş ahlak ve köhne zihniyeti meşruluğa sürüklemektedir. Bunlar soyut da olsa cezai müeyyidesi olmalıdır. Ahlaklı, ahlaksızların yaramazlıkları cebine kâr kalmamalıdır. Kamu görevi sürecindeki eylemlerin müeyyidesi ağırlaştırılmalıdır. Uçkuru çürük, kemeri gevşekler siyasetten uzak durmalıdır.

Gençliğimiz, millî ülküleri ışığında fikir tartışmasıyla geçmiştir. Erkekler bey, efendi iken; kızlar bacı, kardeşti. Geleceklerini etik kalkanla korurlar, terbiyede pür dikkattiler. Her iki farklı cinsiyet, etik anlamda beğenilmeye, hoşlanılmaya özenirdi. Bir ömür karşılaşıldığında utanılmayacak, umutlu anıların hatırlanabileceği arkadaşlık ağı örülürdü. Düsturumuz önce ahlak ve maneviyattı. Elbet her dönemin şımarık ahlaksızları da vardır.

Gençlik, bilgide zeki; terbiye ve ahlakta utangaçtı. Üniversite yıllarında bir kız, arkadaşının ağladığını görür ve teselli için anlamaya çalışır. “Hayırdır, niye ağlıyorsun?” diye sorunca, “Ya çok kötü. Dün akşam ‘kızlığımı kaybettim!’” deyince; alay edercesine, “Ohoooo! Ben lisedeyken kaybetmiştim.” demesinden bile utanılırdı. Türk ahlakına göre “kızlığını kaybettiren erkeğin de erkekliği kaybolurdu.” Bu tür gayri ahlaki kirler tek taraflı temizlenmez. Utanma, ar, namus her iki cinsiyet için esastır. Bu, iki gönlün değil; iki gencin hissiyatı, gelecek meselesidir. Geçici hevesler üzerine yuva kurulmaz.

Adam evli, bağlı, çoluk çocuk sahibidir. Eşinden utanmaz, tecavüzden kaçınmaz, gayri ahlaki durumla haşır neşir olur; halka etik değerlerden bahsederek rey talep eder, uçkuruna sahip çıkacak iradesi yoktur. Türk milletini uçkurla temsile kalkan utanmaz, sıkılmaz, yüzsüz, edepsizlere siyaset kurumları dikkat etmelidir. Gönüllü de olsa zina; tecavüz, el, bel, dil meselesi; eşe ihanet, siyasete kumpastır. Aldatma ve aldanma alışkanlığını tetikler, umut taciri üretir; irtikap, yolsuzluk, hırsızlığa kapı aralar. Zina; tacizden doğan, tecavüzle sonuçlanan, huzuru yıkıma sürükleyen ahlak dışı, kaçak eylemler bütünüdür.