17 ve 19 Nisan 2019 tarihli yazılarımızda; Alanya, çarpıla çarpıla, betonlaşa betonlaşa büyüyor (hatta buna büyüme de denmez OBEZLEŞİYOR) dedik; dört bir yandan ses geldi.
Yeni yazmıyoruz, yeni değinmiyoruz bu konulara.
1985 yılından bu yana yazıyor, uyarmaya çalışıyoruz.
Uyarmaya çalışıyoruz da ne oluyor; biz yazıyoruz, biz okuyoruz.
Yazılarımızda şunu anlatmaya, özellikle de ısrarla şunu vurgulamaya çalışıyoruz.
Obezleşen Alanya’nın kentsel gereksinimleri; değil obezleşme ölçütlerine göre, olağan büyüme ölçütlerine göre bile karşılanmıyor.
Alanya’nın geleceğiyle ilgili ağzını açan; “Alanya il olmalı” ile başlıyor; sonra?
Sonrası yok.
“Yolları, sokakları, kaldırımları, oto parkları, yeşil alanları, hizmet binaları, çarşı pazarları, kültürel salonları bir ilin gereksinimlerini karşılayacak düzeyde mi?…”
Vazgeçtim mevcut durumdan; yeni imara açılan bölgelerin bile ne yolları yol; ne kaldırımları kaldırım.
Hiç ders almıyor, hiç akıllanmıyoruz.
Yaptığımız hiçbir şeyi, ilerisini düşünerek yapmıyoruz.
Örnek mi?
İşte Kuzey Alanya.
Hızla yapılaşıyor.
Yapılaşırken, Güney Alanya’dan hiç ders alıyor mu ya da alınıyor mu?
Çıkın, şöyle bir dolaşın; ne yolu yol; ne kaldırımı kaldırım…
Hal böyle iken hiç bu konulara değinen, bu konuların üzerinde duran kimse var mı?
Saldım çayıra, Mevla’m kayıra mantığı.
Harıl harıl çalışıyor dozerler; yolsuz, kaldırımsız, otoparksız binalar, yükseldikçe yükseliyor…
Böyle mi, bu durumla mı, bu mantıkla mı il olunacak?
… …
Neyse…
Bunları dillendirmek için oturmadım klavyenin başına ama klavye bu; durduğu yerde durmuyor!
Hınzır klavyeme söz geçiremiyorum bazen!
Bugün klavyemin başına, Obezleşen Alanya’ya, “mevcut kültür salonları yetmiyor, yetmediği gibi de yakışmıyor” demek için oturdum aslında.
Artık 2020 Alanya’sına, Alanya’ya yaraşır, en az 1500 – 2000 kişi kapasiteli yeni bir kültür sarayı yapmak; mevcut Kültür Sarayı’nda da ciddi bir tadilat yapmak şart oldu.
Günümüz koşullarında mevcut Kültür Sarayı, son derece yetersiz ve ilkel kaldı.
Akustik yok her şeyden önce.
Tiyatro grupları, seslerini ulaştıramıyor izleyicilere.
Ve…
Daha da önemlisi, koltuk araları çok dar.
Boş koltuklara ulaşmak için, önünden geçmek zorunda olunan izleyicilerin ayağına basmadan ya da hoş olmayan bir biçimde sürtünmeden geçmek mümkün değil.
Ne olur sanki salonun orta yarısından dikine olarak bir, hatta iki sıra koltuk çıkarılarak; izleyenlere eziyet edilmese…
İnsanların birbirlerinin ayaklarına basa basa, amiyane deyimle fortçu düzeninde birbirlerine sürte sürte yerini alması, oturup, kalkması hiç ama hiç hoş olmuyor.
Orta sıralara oturmak da çıkmak da tam bir işkence…