OCAK ayının o serin günlerinden başladık, mayısın şu kavurucu sıcağına geldik. Tam dört buçuk ay...
Alanya sokaklarında kime selam versem, hangi kahveye otursam laf dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: "Piyasa durgun, esnaf temkinli..."
Yerel haberleri inceliyorum, çarşıyı geziyorum; butikçisinden ayakkabıcısına, kuyumcusundan tekstilcisine kadar herkes "Ayağını yorganına göre uzat" moduna geçmiş durumda.
Esnaf bu sezon vitrinini yeni stoklarla doldurmaya cesaret edememiş.
Neden mi? Çünkü Alanya’nın kalbi turizmle atar, turizm ise bu yıl bıçak sırtı bir patikada yürüyor.
Bölgedeki jeopolitik gerilimler, komşu coğrafyalardaki bitmek bilmeyen savaş rüzgarları ve Avrupalı turistin "bekle-gör" politikası derken, ana pazarlarda yüzde 20’yi bulan bir daralma konuşuluyor.
Dile kolay! Yılın ilk dört ayında gelen turist sayısında yüzde 9’luk bir düşüş göze çarpıyor. Sektör temsilcileri umutlu olmaya çalışıyor, "Sezon biraz geç açılıyor" diyorlar ama esnafın yüzündeki o ince çizgi, o derin endişe her şeyi anlatıyor.
Alanya yıllar içinde farklı kültürlerin, dillerin ve hayallerin sığındığı kozmopolit bir kent oldu. Fakat bu yılın başından beri bu kentin üzerinde gri bulutlar dolaşıyor. Sadece küresel krizlerin gölgesi değil bu; kendi ellerimizle yarattığımız yerel aksaklıkların da açık bir resmi.
Şehrin ortak raporlarına, sokaktan yükselen seslere bakın: Trafik yoğunluğu, ulaşım felci, otopark eksikliği ve o eski şehir estetiğinin yavaş yavaş kayboluşu...
Çevreyolundan her gün yeni bir kaza haberi düşüyor önümüze. Trafik o kadar sıkışık, şehir altyapısı o kadar yorgun ki, artık sadece dışarıdan gelen misafirler değil, bu şehirde nefes alan yerli halk da isyan noktasında.
Fiyat dengesizliği ise cabası. Rakip destinasyonlar karşısında Alanya "pahalı" algısına kurban ediliyor. Diğer ülkeler benzer tatil paketlerini daha ucuza sunarken, biz hem maliyetleri artırıp hem de hizmet kalitesinde, ulaşımdaki konforda geriye düşüyorsak, burada durup derin derin düşünmek gerek. Sıkışan sadece yollarımız değil; Alanya’nın turizm markası, vizyonu ve geleceğidir.
Dört buçuk aydır bu şehir hep bunları konuştu. Peki, teşhis belli de tedavi nerede?
Alanya’nın bugün acilen kuşanması ve tüm sokaklarına yayması gereken tek bir motto var:
Alanya’yı kurtaracak olan şey, sadece otel odalarının dolması ya da haziran güneşinin yüzünü göstermesi değildir. Çözüm, turizmi sadece otel duvarlarının içine sıkıştırmaktan vazgeçip topyekûn bir şehir restorasyonuna girişmektir.
Birkaç ülkeye sıkışan, dış politikadaki her sarsıntıda titreyen bir turizm yapısı sürdürülemez. Yeni ve alternatif pazarlara yönelirken, dış dünyaya "Alanya güvenli ve huzurlu bir limandır" mesajını doğru lobicilikle ve dijital kanallarla anlatmak şart.
Antalya ve Gazipaşa Havalimanlarını hızlı trenle buluşturmak artık kaçınılmazdır.
Otopark sorununu çözecek yer altı projeleri ve şehir estetiğini koruyacak sıkı denetimler...
Bir turist, indiği havalimanından oteline gelene kadar eziyet çekiyorsa, dünyanın en güzel kumsalına sahip olmanızın bir anlamı kalmıyor.
Bu eşsiz coğrafya, tarihi boyunca ne krizler atlattı ne fırtınalar gördü. Esnafın metaneti, turizmcilerin tecrübesi ve bu kentin köklü misafirperverliği bu durgunluğu da aşacaktır.
Yeter ki günübirlik politikalardan, "hele bir yaz gelsin bakarız" mantığından vazgeçelim. Çünkü Alanya, bekle-gör lüksü olmayacak kadar büyük ve kıymetli bir değerdir.
Esen kalın...