Ahmet Davutoğlu dönemi

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan olarak Davutoğlu'nun Dışişleri ve Başbakanlığını değerlendirmeye kalkarsak. Davutoğlu tıpkı Ecevit gibi, sadece dürüst bir siyaset adamı olarak anılacak. Rahmetli Ecevit, romantik, şiirsel söylemlerle...

Abone Ol

AK

Parti Genel Başkanı ve Başbakan olarak Davutoğlu’nun Dışişleri ve Başbakanlığını değerlendirmeye kalkarsak.
Davutoğlu tıpkı Ecevit gibi, sadece dürüst bir siyaset adamı olarak anılacak.
Rahmetli Ecevit, romantik, şiirsel söylemlerle ve sloganlarla siyaset yapan bir siyasetçiydi.
Ne özel sektörü, ne devletin işleyişini, ne de dünyadaki gelişmeleri doğru dürüst analiz edebilen bir siyaset adamı olmadığı gibi, kimseye de güvenmezdi.
O da gücü paylaşmaz, bildiğini okurdu.
Davutoğlu da, akademisyen olmanın alışkanlığıyla, olayları ve gelişmeleri hep teorik olarak ele alıp, pratik deneyimden yoksun olarak, din temelli bir anlayışla dünyayı yorumlamaya kalkıp pragmatik gerçekçilikten uzak bir biçimde, Türkiye’yi Ortadoğu bataklığının içine sürükleme sevdasına kapılarak Türkiye’yi bugünkü sorunların içine soktu.
Bir gerçeğin altını özellikle çizmemizde yarar var.
Asker kökenliler tüm ilişkilerinde, karşılarında erat varmış gibi davranırken, eğitimcilerimiz de genelde, karşılarında öğrenci varmış gibi davranırlar.
Davutoğlu da konuşmalarında, bir akademisyenin kürsüde öğrencilerine hitap etmesi gibi hitap etti.
Davutoğlu çoğu zaman, bilim adamı yönünü bırakıp, bir ilahiyatçının jargonuyla konuşmaya, özellikle özen gösterdi.
Dürüstlük konusuna gelince, dürüst insanlar genelde, üçkağıtçılığı bilmediklerinden, üçkağıtçıların yağmasının da farkına varamazlar!
Bu konuda rahmetli Ecevit büyük yanlışlar yapmıştı.
En somut örnek, Güneş Otel olayı, 11 transferi ve hepsini bakan yapması.
Sonrası mı?
İkisi mahkum oldu.
Biri de, hemşerilerini Bayındırlık Bakanlığı'na doldurduğu gibi çoğunu da müteahhit yaptı!
Eflatun’un Devlet kitabında, "En iyi polis hırsızı yakalayabilen polistir" derken, "Hırsızı da hırsızlığı bilen yakalar" demekte!
Aslında bu konunun derinliğine tartışılması gerekir.
Türkiye’deki, laik, demokrat, çağdaş beyinler, AK Parti’nin ve de Erdoğan’ın din temelli bir çizgiye doğru yöneleceği kaygısını taşırken, Davutoğlu bu kaygıyı, tarikat lideri söylemlerine benzer çıkışlarıyla perçinledi.
Bu konuda, Davutoğlu Erdoğan’ı solladı.
Davutoğlu, Bosna, Kaşkar’a, Filistin’den Yemen’e, Arakam’dan Somali’ye kadar bütün bir genel coğrafyanın Türkiye’nin kaderiyle özdeş olduğundan ve AK Parti’nin evrensel bir parti olmasından söz ederek, saçma sapan bir ütopyaya yelken açtı.
Tıpkı kimilerimizin kızıl elma hayali gibi Davutoğlu da İslam'a dayalı bir arayış içinde oldu.
İçmeye ayranı olmayanın, tahtırevanla tuvalete gitmesi gibi, son yıllarda, kendi kendimize gelin güvey olup, mazlum milletlerin Türkiye’ye gönül bağladığından dem vurarak, dünyayı kurtarmaya kalkıyoruz.
Bilim adamı olarak, bilim temelli dünyevi dosyalara yöneleceğine, din temelli iki omuzda yer alan meleklerin, ahrete dayalı tuttuğu dosyalara yöneldi!
İnançlı gençlikten söz edip durdu.
İnanç derken, dünyevi yönü ağır basan, vatan, millet sevgisine dayalı, insani değerlerin öne çıktığı, evrensel, çağdaş, bilim temelli bir inançtan söz etme yerine, uhreviyata dayalı, salt dine yönelmiş bir gençlik oluşturmaya çalıştığı kaygısını hepimiz taşırken, bunu dinsel fanatizmle ilgisi olmayan inançlı kesimi etkilemeye dönük seslendirmesi düşündürücüydü.
Davutoğlu, kongre kararı alıp, basın açıklaması sonrasında Konya’ya gitmesi, yığınların karşılamasında eşinin halkı 'Rabia' selamıyla selamlaması da anlamlıydı!
Kendilerine, günahlarıyla, sevaplarıyla bundan sonraki hayatlarında başarılar dilemekle yetiniyorum.