Yaşlanmış olmanın psikolojisiyle, gençliğe öykündüğümü falan sanmayın.“Treni kaçırdık” falan da değil!O trene bir kere bindik.Bir daha binmemizin mümkün olmadığını herkes gibi ben de biliyorum.Benim çektiğim ahhhh.Milli futbolcu Sedat Yüce için.Olayın olduğu günkü denizdeki dalgalarda bırakın yüzmeyi, ben kıyıdan seyretmeye bile korkarım.Gençlik işte!Bana bir şey olmaz hikayesini bir kenara koysak bile, ele avuca sığmadığımız, ayaklarımızın yere basmadığı o yaşlarda “Ölüm” insanın aklının ucundan bile geçmiyor.Hatta ölümle dalga bile geçenlerimiz olurdu.“Hızlı yaşa genç öl, cesedin yakışıklı olsun.” Ölüme meydan okuyarak yiğitlenip, etrafa caka satmak için, olmadık saçmalıklara imza atanlardan geçilmiyor!İnsan hayatı, karmaşık ve de çok tehlikeli hikayelerle dolu bir yolculuk.Bu yolculuk, kimi için çok kısa, kimi için de oldukça uzun olabiliyor.Gençliğimizde "Bir ömür" denildiğinde, çok uzun bir süreç gibi algılardık.Yaş yetmişi sollayıp da, son durağa yaklaşıp, karşılaşmanın uzatmalarını oynamaya başladığınızda, bir ömür denen şeyin, ne kadar kısa olduğunu, neredeyse dün bir, bugün bir ömrün bitmek üzere olduğunu anlıyorsunuz.Geriye dönüp baktığımda, genç yaşta kaybettiğim onlarca arkadaşım oldu.Kimi orta yaşlarda, kimi de altmış yaşından sonra hakkın rahmetine kavuştular.O kadar hızlı ve de dolu dolu yaşamama rağmen, hala ayakta kalmış olmam ise, biraz şans, biraz da, atlattığım her tehlikeden sonra, fobilerle dolu bir yaşamla sarmaş dolaş olmamdandır.Küçükken denizde boğulma tehlikesi geçirip her yer yemyeşil olduktan sonra, nasıl kurtarıldığımı hala hatırlamıyorum ama o günden sonra, denizde hiç açılmamış, kıyıda kulaç atmakla yetinmişimdir.Süratli otomobil kullanmaktan ve kullananlardan hiç korkmazken, Kastamonu’nun İnebolu ilçesinden Cide’ye doğru ciple giderken, fren patlayıp da yolda üç takla atmamıza rağmen cipin bir tekeri Kuşyuvası'na benzer bir uçurumun boşluğunda, diğer üç tekerin yolda kalmasıyla ölümden kılpayı kurtulduktan sonra da, araçla ne kendim sürat yapabiliyorum, ne de sürat yapanın aracına binebiliyorum!Yükseklik fobime gelince, çocukluğumda bir arkadaşım, beslediği keçiye yaprak kopartmam için beni ağaca çıkarttı, ağacın dalı kopunca yere düşüp kaşım patlamış, kolum da kırılmıştı.O zamanın Yeni Sabah gazetesi, bir gözümün çıktığını, iki kolumun da kırıldığını haber yapmıştı.Basınla flörtüm de bu haberle başladı diyebiliriz!O tarihten beri, ne ağaca çıkabiliyorum, ne de yüksekten aşağılara bakabiliyorum.Uçağa binemememin nedeni de bu olmalı.Demek ki, birçok tehlikeyi yani musibeti ufak tefek hasarlarla atlatıp, bu sayede de, delikanlılığın korkusuzluğunun saçmalığına kendimi kaptırmaktan kurtulmuşum.Dalgalı denizde kulaç atanlar, motosikletle terör estirenler, otomobille sürat yapma hastalığına kapılanlar, şu ya da bu ideolojinin kuyruğuna takılıp saçma sapan eylemlerde boy gösterenler arasından tabii ki büyük kayıplarımız olacak ve hem toplum, hem de bu gençlerin anne babalarıyla akrabaları, bunlara ağıtlar yakmak zorunda kalacaklar.Nasihat mı?Kim dinler?Biz dinledik mi de, bunlar dinlesin?Gene de en iyisi, bin nasihat yerine, benim gibi üç beş musibetle işin içinden sıyrılmaları.