banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472

05.08.2019, 01:31

Yoksullaştığını itiraf edememek

 

Yoksulluk” ve “yoksunluk”, aralarında çok ince bir çizgi olmasına rağmen aslında birbirini tamamlayan iki kelimedir.

Yoksun kılmak fiilinde her zaman maddi yetersizlik söz konusu olmayabilir. İnsan sevgi yoksunluğu çekebilir. Yeteneksizlik de bir başka yoksunluk çeşidi sayılır. Ahlaki yoksunluğa hiç girmeyelim bile…

Yoksulluk ise, insanca yaşamın en az düzeyde olsa bile sürdürülebilmesi için gerekli maddi koşulların sağlanamaması demektir.

Günümüz Türkiye’sinde geliri ölçüsünde herkes yoksullaşıyor. Tuhaf olanı ise, yoksulluğun, ondan en çok etkilenen kesim tarafından dillendirilemiyor olması.

Daha varsıl olanımız seyahat planını gözden geçirir, sayısını azaltırken; bazıları araba modelini yenilemeyi erteleyebiliyor.

Tefeci örneğin, borç para verirken işini daha garantiye alıyor. Büyük ölçekli tarıma yönelen eskinin turizm ya da emlak zengini, önlem olarak yalnızca yeni sera yatırımından vaz geçiyor.

Sabit ve az gelirli olan ise, bırakın insani ölçülerdeki standartlarını korumayı, yaşamını sürdürecek limitlerde tutunmakta bile zorlanıyor.

Ülkenin daha eğitimsiz kısmı yoksulluğunu kader ve yazı olarak karşılıyor. Çok önemli bir çoğunluk ise, organik ilişki kurduğu, kimliğini onun üstünden tanımladığı düzenin yıkılacağından korkuyor. Onun için itiraf edemiyor.

Aslında ülkeyi yöneten siyasi otorite, başka bir ülkede toplumsal başkaldırıya yol açabilecek böyle bir yoksullaşma karşısında önlemini almış. Otorite, “Tavşana koş, tazıya tut” diyor!

Bir yandan amansız dolaylı vergilerle halkın cebine girerken, diğer yandan vatandaşını başının çaresine bakmaya itiyor. Ona, fırsatçılığını sergileyebildiği, kuralları zorlayabildiği ölçüde düzenden pay kapabileceğini öğütlüyor.

Kaçakçılık ve sahteciliği körükleyeceğini bile bile içkide vergiyi artırıyor; “yakalanmazsan ne alâ” diyor. Şehir esnafının, şoförünün, çalışanının düzeni her anlamda felç eden kuralsızlığını göstermelik cezalarla önlemeye çalışıyormuş gibi yapıp, onlara nefes alma olanağı tanıyor.

Karlılığı azalan işyeri işçi çıkartıyor; lokantacı porsiyonunu küçültüyor; esnaf turisti kazıklıyor; şoför mazot yerine inceltilmiş yağ kullanıyor; köylü incir kasesinin altına çürüklerini koyuyor, yaşam böylece karşılıklı madik atmalarla devam ettiriliyor.

Yani insanlar, ahlak yoksunu kılınıyor… Bugün ruhunu satanların yarın bedenini de satabileceği konusu hiç düşünülmüyor.

En korkunç olanı da, gerici düzenin değirmenine su taşıyan, özellikle yereldeki işbirlikçilerinin halkı bu yoksullaşmaya alışmaya çağırmaları. Ülke ekonomisinin iyi yönde olduğu kara propagandasının sözcülüğünü yaparak, halkın her türlü örgütlü başkaldırısını engelleme konusunda kendisini görevli bilenler, en büyük kötülüğü yapıyorlar… Bilerek…

Yorumlar (1)
taşralı 1 hafta önce
Feyzi Açıkalın Kendi başarısızlığını yöneticilere bağlıyor. Çünkü babasından kalana hiç bir şey ilave etmediği gibi küçülmüştür. O beğenmediği kişiler otel ve sera sahibi olmuştur.