banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472

29.03.2019, 21:32

Yıl 2027…

ÜLKEDE Şehremaneti Yerel Yarı Dönem Atamaları yapılmaktaydı. Kasabada (yeni söylenişi ile kazada), yurdun genelindeki mütevekkül havanın aksine heyecanlı bir bekleyiş hüküm sürüyordu.

Çünkü fısıltıların da ötesinde, itaatsizliği ayyuka ulaşmış meclis azalarında değişikliğe gidileceği haberi uçurulmuştu. Şehremini, yeni atanacaklar konusunda ricacı olmak üzere küçük bir heyetle payitahta doğru yola koyuldu.

Heybesine aldığı listeyi ilk önce eyaletbeyi’ne göndermiş, onun da onayını almıştı. Yola çıkarken yanına kazanın tanınan bir esnafını, cemaatten bir hocayı, azınlıklardan da bir Rus emlakçı hanım ve Iraklı müteahhidi gruba dahil etmişti.

Şehremini, yerli eşraftan kimseyi yanına almamıştı. Onların yıllardır gizli gizli meclis içinde nifak çıkarmakta olduğundan şüphelenmekteydi. Hele o baytar yok muydu? Projelere ilk karşı çıkış ondan geliyordu.

Şehremanetinin payitahttan gelen müteahhitleri baytardan çok yakınmaktaydı. İşleri gecikiyor, hak edişlerini zamanında alamıyorlardı. Onun için, bir an önce değiştirilmeliydi.

Bir de ihtisab neziri, şehremanetinin çarşıdaki en büyük gelir kaynağı olan partili esnafı fazlaca sıkıştırmaktaydı. Çarşıyı gözetleyen kameraları her daim açık tutmadıkları, parmak izi ve gözbebeği okumaya dayalı şüpheli ihbarlarını savsakladıkları için onları raporluyordu. Bu kadarı da fazlaydı.

Şikayet listesinde şehir müstantiki de vardı. Kazanın kıdemli anarşisti yok çevre sorunuydu, yok gürültüydü, rüşvet alımından şikayetti derken rahatsızlık yaratmaktaydı. Özellikle geceleri halogram ile kale surlarının üstüne, her yerden görülecek şekilde itirazını dillendiriyordu.

Kaç defa söylemişti, bu uğursuzun zapt ve derdest edilmesi için. Peşine zaptiyeler, eyaletin görevlendirdiği ışınlı tüfek ve ıslak kırbaçla donatılmış bekçi kuvvetleri salınmış, hain hala yakalanamamıştı. Müstantikle beraber Müddei umumi de işini savsaklıyordu. O da alınmalıydı.

Söz konusu kişilerin, “nüfuz-ı fevkaladesi ve eşrafı beldeden kimselerle karabet ve irtibatı”na bakılmaksızın onları Baş Yücelik Makamına şikayete gidiyordu, şehremini.

Sabahın köründe kalkan uçakların saatini yıllardır değiştirememişlerdi. Abdestsiz, namazsız binecekti bir de uçağa. Ayıptır söylemesi, cünup haliyle uçağa binmekten de korkuyordu. Şu hızlı tren de bir türlü Toros’u aşamamıştı. Oysa eskiden, seçim olduğu yıllarda ne çok dillendiriyordu bu işi nazır.

Neyse, indiler kazasız belasız payitahta. Saraya geldiklerinde ise onları bir sürpriz beklemekteydi. Payitahttaki hain şehremaneti yönetimi hizaya sokulamamakta, yüceliğe zar diletmekteydi. Onun için divan artık İslambol’da kurulmaktaydı ve bizim şehreminin bundan haberi yoktu.

Yok, dünya yıkılsa onu kimse bir yolculuğa daha çıkaramazdı. Hemen telefona sarıldı. Kaçak et kesilecek oteller zaten listesinde hazırdı. Olmadı guruptakilerden birisine ricacı olunurdu! Torosları aşınca bacağına dolanandan kurtulup ufunetini atmalı, sonra yola koyulmalıydı.

Memleket kaçmakta mıydı!

Yorumlar (0)