Yabancı gözüyle Atatürk

İsmail Haboğlu
İsmail Haboğlu

Londra Metrosu’ndan inip, eve gitmek üzere otobüse binmiştim.

Bir sonraki durakta iyi giyimli,  iyi İngilizce konuşan, kelimelerin üzerine tam ve doğru basarak telaffuz eden, her haliyle İngiliz sosyetesine mensup olduğu belli olan bir hanım, selam vererek yanıma oturdu.

Hal hatır sorduktan sonra nereli olduğumu sordu.

Ben de, “Hani dünyanın en uzun savaşlarından biri olan ve sömürgeci güçlerin toplaşıp; tek bir devletin üzerine güç birliği yaparak; yüklenip, saldırdığı; adına 'The war of Gallipoly' (Çanakkale Savaşı) denen  toprak parçasının bulunduğu ülkedenim” dedim.

Ani bir hareketle bana doğru döndü; büyük bir hayranlıkla yüzüme baktı ve “Evet, ülkenizi de, Çanakkale’nizi de çok iyi biliyorum.  Benim dedem de orada şehit oldu, orada yatıyor. Her yıl mezarını ziyaret eder çiçek koyarım.

En az 500.000 Britanyalı, Yeni Zelandalı, Avustralyalı, Fransız ve diğer müttefiklerin; bir hiç uğruna yaşamlarını verdiği, sonu hüsranla biten o savaşın ayrıntılarını da çok iyi biliyorum…” dedi, heyecanla.

“Merakımı bağışlayın” dedim ve ekledim; “O savaşı siz kazansaydınız, aynı şeyleri yine söyler miydiniz?” dedim.

Birden ciddileşti, bakışları serteldi.

Durdu, düşündü…

"Bakın beyefendi, ben, her zaman, her ortam da; ‘ne işimiz vardı bizim orada!’ diyen bir insanım.

Ayrıca ön cephede savaşanlar gerçek İngiliz'ler de değildi. Orada, bizim kölelerimiz pozisyonunda olan insanlar savaştı(rıldı). Anzaklar ve diğerleri yani… O nedenle bu halklar, hâlâ bağışlamazlar bizleri!

Ama Türkler, canları pahasına çok cesurca savaşıp, vatanlarını korudular.

Ve bu müthiş savaş, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük liderini, Mustafa Kemal Atatürk’ü çıkardı.

Oysa biz böyle karizmatik bir lidere sahip değildik!

Olsaydık, zaten oralarda savaşmazdık.

Sizin o büyük lideriniz, olağanüstü bilgi ve yetenekle donanmış, bu dünyaya gelmiş geçmiş en büyük liderlerden biridir. Sadece kendi ülkesinde değil; dünyada da çığır açmıştır.

O'nun bu dünyaya bıraktığı en akılcı slogan da, ‘Yurtta barış, dünyada barış…” ilkesi olmuştur.

 

O, emperyalizmi kökünden kazıyan bir liderdir.

O savaştan sonra; üzerinde güneş batmayan koskoca Britanya İmparatorluğu bitti. Köle milletler gözlerini açtı, devlet haline geldiler.

Hindistan, Tunus, Cezayir, Fas ve daha pek çok ulus; Sizin o büyük lideriniz sayesinde özgürlüklerine kavuştular…”

Dedi.

Nefes nefeseydi.

Durdu, düşündü…

Belli ki şu ana kadar anlattıklarını bağlayacak, sözcükleri derleyip, toparlıyordu kafasında.

Gözlerini, gözlerimden ayırmadan;

“ Ne kadar şanslısınız…” dedi.

“Ne kadar şanslısınız. Mustafa Kemal gibi bir lideriniz oldu ve o lider sizi yok olmaktan kurtardı, size bir yurt armağan etti.

Önderiniz Mustafa Kemal, eşi bulunmayan bir lider ve devlet adamıdır.

Her ülkeye heykeli dikilmesi gereken bir insan, bir liderdir O.

Benim bile evimde O’nun hem asker, hem sivil resmi asılıdır.

Ben, çocuklarım, yakın aile çevrem, hepimiz, hepimiz hayranızdır O’na.

Benim bu konudaki düşüncelerim ve O’na olan hayranlığım; ölünceye dek de sürecektir.

O, Tanrı’nın, dünya insanlığına bir armağanıdır.

Ben çok okur ve çok araştırırım.

Ben şimdiye kadar bitmiş, tükenmiş, yoksul ve aç bir ulusun yıkıntı ve enkazlarından yeni bir ulus çıkarıp kuran, böyle bir durumda olan bir ulusu ayağa kaldırıp, dirilten, bir başka lider tanımadım, bilmiyorum…”

Dedi ve bir sonraki durakta ineceğini söyleyerek özür diledi.

Çok etkilenmiş ve çok duygulanmıştım.

Kendisine bu güzel düşünceleri için defalarca teşekkür ettim ve

“Muhterem Hanımefendi, bendeniz aynı zamanda Çanakkale rehberiyim, Lütfen telefon numaramı alınız ve ziyarete geldiğinizde; Çanakkale'yi bir de benden dinleyiniz.' dedim.

Kartımı aldı ve bir kuğu gibi süzülerek indi otobüsten….

Ben ise, yağmur altında kalmış Mısır mumyası gibi sessiz ve halsizdim.

Kendimi tutamamış, ağlıyordum.

Bu büyük insanın ve güzel vatanımın sevgisi çocukluğumdan beri iliklerime kadar işlemişti.

Şimdi de o sevgi, mutluluk olmuş, bir pınar gibi gözlerimden sızıyordu. Nice sonra ancak kendime gelebildim.

Aslında beni ağlatan; bu muhteşem kadın değil; aklını dinle, Araplıkla ve kutsal topraklarla bozmuş; Çanakkale Savaşını Mustafa Kemal’in değil meleklerin kazandığını, Kurtuluş Savaşı diye bir savaşın olmadığını savlayacak kadar beyni sulanmış insanlarımızdı…

Aslında beni ağlatan, ülkemizin kurucusu ve kurtarıcısı, varlık nedenimiz Mustafa Kemal’e nankörlük yapanlardı.

Aslında beni ağlatan; 1 milyon 592 bin 806 Km kare toprak kaybeden Abdülhamit’i dillerinden düşürmeyip; milletine 783.562 Km karelik bir vatan armağan eden Atatürk’e, düşman olan nankörlerdi.

Aslında beni ağlatan; “Babalarının kim olduğunu bilmelerini sağlayan bu ülkenin kurtarıcısının anıtkabirinden; “ANIRkabir”  diye söz edecek kadar düzeysiz ve nankör bir kitleyle aynı toprakları paylaşmaktı.

*    *    *

Yukarıdaki yazı, Uluslararası Tur Rehberi ve İngiliz Dili Edebiyatı Öğretmeni Mehmet Çevik’e ait.

Sayın Çevik, 24 Aralık 2015 tarihinde kaleme almış bu yazıyı.

Ben bu  yazıyı, biraz daha akıcı hale getirmek için üzerinde biraz oynadım, yer yer de küçük eklemeler yaptım.

Sayın Çevik’e ulaşabilsem şunu söylemek isterdim.

“ATATÜRKÇÜ OLMAK AYRICALIKTIR. KAFADA ‘BEYİN’; DAMARDA ‘KAN’ İSTER.

Bunlar da herkes de bulunmuyor, sıkıntımız burada… Üzülme sen…”

- Yeni Alanya Gazetesi, İsmail Haboğlu tarafından kaleme alındı
https://www.yenialanya.com/makale/5175045/ismail-haboglu/yabanci-gozuyle-ataturk