Erdoğan'ın İstanbul'dan Ankara'ya seferi

Muammer Oytan
Muammer Oytan

27 Mayıs 1960 Darbesi ile Türkiye’nin askerî, idarî, siyasî ve yargısal tüm kurumlarının yapısı-genleri-kimyası değiştirilmiş; orijinal yapılarına ve fonksiyonlarına yabancı yapılar haline getirilmişlerdir.
Darbenin ideolojisini korumak ve kollamak amacıyla, tüm kurumlarımız, önce 1961 Anayasası ile yeni amaçlara göre oluşturulmuşlar, sonra 1980 Darbesinin mahsulü olan 1982 Anayasasıyla ve 28 Şubat Postmodern Darbe zihniyeti ve uygulamalarıyla, 1000 yıl sürecek şekilde pekiştirilmişler; böylece statükocu ideolojik zihniyet sahibi yeni siyasî-idarî-askerî-yargısal kurumlar, İstanbul B.B.Başkanlığındaki başarılarını ve dirayetini görerek, R.T.ERDOĞAN’ı, temsil ettikleri zihniyete karşı, potansiyel bir güç olarak kabul etmişlerdir.
Önce, İ.B.B.Başkanı, sonra Başbakan olan R.T.ERDOĞAN’ın yükselişinde ciddi engellerle karşılaşmış olmasına örnek olarak şahsen yaşadığım bir olayı açıklayacağım. Ancak önce, yüz yüze kaldığı bazı engellerden, her birisi ayrı bir yazı konusu olacak kadar önemli ve uzun bazı olayları kısaca, başlıklarıyla sıralayarak hatırlatmak istiyorum:
1- İstanbul B. Belediye Başkanı R.T.ERDOĞAN, 06.12.1997 tarihinde Siirt’te yaptığı konuşmada, Milli Eğitim Talim Terbiye Kurulu’nun, okul kitaplarında yer almasını uygun gördüğü bir şiiri okuduğu için, “Halkı din ayırımını gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçundan on ay hapse mahkum olmuş ve cezası infaz edilmiştir.
2- “Rahşan Affı” denilen Af Yasası'nda, bilinçli olarak kapsam dışında tutulmuştur.
ERDOĞAN'A YAKIN MARKAJ
3- Anayasa Mahkemesi, bu Af Yasasının denetiminde eşitsizlik sebebiyle ertelemenin kapsamını genişletmesine rağmen, içtihatlarına aykırı şekilde, yine kapsam dışında bırakmıştır.
4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, AK PARTİ kurucusu ve üyesi olmasını önlemek için Anayasa Mh.ne ihtar çektirmiştir.
5- Yüksek Seçim Kurulu, 2010 yılında Parlamentonun, anayasal değişikliklerin halkoyuna sunulması süresini 60 gün ile sınırlayan yasa çıkarmasına rağmen, referandumun bir “seçim olduğu” yanlış yorumunda bulunarak bu yasayı yok saymış ve halkoylamasının 120 gün sonra yapılmasına karar vermiştir.
6- Yine Y.S.K, 12 Haziran 2011 genel seçimleri öncesinde, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın o ülkelerde oy kullanmalarını engellemiştir.!
7- Danıştay’ın bazı daireleri; Anayasa’daki âmir hükümlere ve kamu yararına açıkça aykırı şekilde “yerindelik” ve “aşırı maksat denetimleriyle” idarî işlem niteliğinde yargısal kararlar vermiş ve idarenin-Hükümetin hizmetlerini engellemiştir.
8- Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya açıkça aykırı şekilde, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün seçiminde Meclis Genel Kurulu’nun açılabilmesi için en az 367 üyenin hazır bulunmasının şart olduğuna karar vermiştir.
9- Genel Kurmay Başkanlığı, Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinde “sözde değil özde lâik olma” çıkışını yapmış ve 27 Nisan bildirisini yayımlamıştır.
10- Yargıtay C.Başsavcısı,14 Mart 2008 tarihinde, senelerden beri toparladığı anlaşılan, klasörler dolusu gazete kupürlerini ve bilgisayar çıktılarını delil diye ileri sürerek, “lâikliğe aykırı fiillerin odağı haline gelmiş olduğu” iddiası ile AK PARTİ’nin kapatılmasına ve 71 kişinin beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, denetçisi ve üyesi olamayacaklarına karar verilmesini talep etmiştir.
Bütün bu engellemeler, başta Başbakan R.T.ERDOĞAN olmak üzere, AK PARTİ mensuplarının dirayetli, basiretli, sabırlı ve kararlı tavır ve davranışlarıyla aşılmışlardır!
Yakın siyasî ve hukukî tarihimizde yerini alması bakımından açıklamak istediğim; Başbakan R.T. ERDOĞAN'ın karşılaştığı, siyaseten ve hukuken, belki de en önemli ve en ciddi engelleme gayreti ise şudur:
A- “Cürüm İşlemek İçin Teşekkül Oluşturmak ve bu Teşekkülün Amacına Yönelik Cürüm İşlemek” iddiasıyla soruşturma açılması:
İç İşleri Bakanlığı tarafından, R.T.ERDOĞAN’ın, 1994 yılından sonra, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken işlemiş olduğu iddia edilen suçlarını soruşturmak üzere görevlendirdiği müfettişin hazırladığı dosyalara ve fezlekeye dayanarak Bakanlıkça “soruşturma izni” verildiği için, itiraz üzerine, dosya, 2001 yılında, görevli olduğum Danıştay 2. Dairesine gelmişti.
İstanbul B.B. Başkanı R.T.ERDOĞAN hakkındaki dosyayı, karara bağlanmak üzere Heyete getiren Tetkik Hakimi arkadaşımızın, 370 sayfalık fezlekenin sadece 27 sayfası konu ile ilgili olup geri kalan kısmın konu ile hiçbir ilgi ve alakası olmadığını belirtmesi üzerine kendisinden, 43 adet klasörden ve 370 sayfa fezlekeden oluşan “dosyayı”, bir kez de tarafımdan bizzat incelenmek üzere benim odama bırakmasını, Heyet’te daha sonraki haftalarda görüşeceğimizi söyledim.
GERÇEK DIŞI SUÇLAMALAR:
Dosyayı incelediğim zaman gördüm ki; Müfettişin olaya yaklaşımı, tutum ve davranışı korkunçtu; ithamlarının ve isnatlarının gerçekle hiç bir ilgisi yoktu. Örneğin:
1- Gerek Belediye birimlerine, gerekse Belediyenin iştiraki olan şirketlere, kendileri ile aynı siyasi düşüncelere sahip olan, sakallı ve türbanlı şekilde çalışan, T.S.K.den YAŞ kararı ile ilişkileri kesilen kişileri açıktan atayarak doldurmak suretiyle,
2- Devlet İhale Kanunu hükümlerini mütemadiyen ve müteselsilen ihlal ederek; Belediye ve bağlı şirketler eliyle açılan ihalelerin tamamını Albayraklar şirketine vererek, fahiş fiyatlarla mal ve hizmet satın alarak kaynakları yandaşlarına aktarmak; bilâhare bu şirkete sağladıkları imkanlarla ve ödedikleri paralarla, sonradan kendi siyasî hedeflerinde kullanmak üzere bir “fon oluşturmak” suretiyle;
TCK’nun 313. maddesi kapsamına giren, “cürüm işlemek için devasa bir teşekkül oluşturduğu” iddia edilmekteydi. Oysa iddiaların ve varılan sonucun gerçekle hiçbir alâkası yoktu.
Gerçek duruma gelince:
1- Bu dönemde İstanbul B.Belediyesinde sınav açılarak veya sınavsız olarak memur alımı yoktur.
2- Belediyede sakallı ve türbanlı kişilerin, TSK.den ilişiği kesilmiş kişilerin çalıştırıldıkları iddialarına konu teşkil eden münferit olaylar da, daha önce Bakanlık tarafından incelettirilmiş ve intikal etmesi üzerine Dairemizce karara bağlanmış oldukları anlaşılmaktaydı.
3- Albayraklar adındaki Şirket’in, 1980’den beri faaliyet gösteren bir şirket olduğu; Belediyenin personel taşıma işlemleri, 1981-1994 yılları arasında da yani önceki Belediye Başkanları dönemlerinde de, ihalelerde en düşük teklifi verdiği için, bu şirket tarafından yapıldığı; Müfettişin iddiasının aksine İ.B.Belediyesinde yapılmış olan 10.275 ihaleden sadece 53 adetinin ve bunların da tamamen ihale mevzuatına uygun şekilde Albayraklar Şirketine verildiği anlaşılmıştı.
4- Yine, Müfettişin iddiasının aksine, İ. B.Belediyesinin iştiraki olan 17 adet özel şirketin sadece 3 tanesi bu dönemde kurulmuş, geri kalan 14 şirket önceki belediye başkanları tarafından kurulmuştu. Ve bu şirketler ile Belediye arasında yasal olmayan hiçbir işlem mevcut değildi.
5- İstanbul B.B.Başkanı R.T.ERDOĞAN hakkında ileri sürülen itham ve isnatların, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre, TCK.nun 313. maddesindeki “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçuyla uzaktan yakından ilgisi ve alakası olmadığı gibi; esasen ortada suç teşkil eden hiçbir işlem veya eylem de yoktu.!
Böylece, dosyayı, hem tetkik hakimi arkadaşımızın, hem de bizzat benim ayrıntısıyla anlatmamız üzerine 11.12.2001 tarihinde Heyet’ce, oybirliği ile İçişleri Bakanlığı tarafından verilmiş olan “soruşturma izini” kaldırılmış; İstanbul B.B. Eski Başkanı R.T. ERDOĞAN tamamen aklanmıştı.
B- Tarhan Erdem’in Yazısı: Dairemizin bu kararından kısa bir süre sonra, 01.02.2002 tarihinde, Sayın Tarhan Erdem, Radikal Gazetesindeki köşesinde: “Bu Kararla Aklanılmaz!” başlıklı bir yazı yazarak; Danıştay 2.ci Dairesinin mahkeme niteliği taşımadığından bahisle konuyu sadece şekil bakımından incelemesi, esas hakkında karar vermemesi gerektiği tezini işlemiştir.
Tabii bu yazıya tarafımızdan gereken cevap verilmiştir.
C- Zamanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın, Danıştay 2. Dairesinin, Başbakan R.T.ERDOĞAN hakkında verdiği bu kararın geçersiz sayılması için gösterdiği yoğun gayretleri:
Zamanın Yargıtay Başsavcısı (Sabih Kanadoğlu) Danıştay 2. Dairesi olarak, İstanbul B.B.Başkanı R.T.ERDOĞAN ile ilgili verdiğimiz 11.12.2001 Tarih ve 2984 Sayılı kararı son derecede sert ifadelerle eleştiren, yerden yere vuran; tıpkı Tarhan ERDEM gibi, Dairemizin, yapılan itiraz hakkında sadece şekil incelemesi yapması gerektiğini; bunun ötesinde yetki kullanmasının, kaynağını Anayasa’dan ve Yasadan almayan bir yetki kullanımı anlamını taşıdığını; İ.B.B. Başkanı ERDOĞAN’ın, TCK.nun 313. maddesi kapsamındaki suçunun, memurin muhakematı sisteminden yani Danıştay’dan geçirilmeden, doğrudan doğruya Yargıtay C.Başsavcısı tarafından soruşturulması ve Yargıtay’ın ilgili Ceza Dairesinde yargılanması gerektiğini; 2. Daire’ce verilen kararın kuşkusuz “yok hükmünde” ve “mutlak butlanla sakat” bir karar olduğunu; bu sebeple verilen kararın yeniden incelenmesi ve derhal kaldırılması gerektiğini iddia eden uzun, tam 133 sayfalık bir rapor hazırlamış; 15.03.2002 günü , bu raporu da ekleyerek aynı taleplerle Dairemize resmen başvurmuştur. Ayrıca yazılı ve görsel basın önünde bu mealde sert ve ağır sözlerle açıklamalarda bulunmuştur.
Bu Rapor ve yazı üzerine Dairemiz, kesin ve kararlı bir tavırla, mukabil münasip (!) üslupla, adli ve idarî yargıda geleneksel olarak kullanılan bir formül içinde, Başsavcılığın talebini “incelenmeksizin” reddetmiştir. Bu formüle göre, aslında konu her yönüyle incelenmekte, tartışılmakta, iddialar hukuken teker teker çürütülmekte ve fakat sonuçta, başvurunun “yakışıksız” bir başvuru olduğunu belirtmek için “başvuruyu incelenmeksizin reddediyorum!” denilmektedir.
D- Zamanın Danıştay Başkanı’nın bu vesile ile Dairemizi ziyaret etmesi:
Dairemizin İstanbul B.B.Başkanı R.T.ERDOĞAN’ı aklayan kararını verdiği günlerde, benim olmadığım bir saatte zamanın Danıştay Başkanı (Nuri Alan), 2. Daireye ziyarete gelip bütün üye arkadaşları Başkanlık odasında toplamış. Üyelerimizden Sayın Hüsnü TUĞLU, dışarı çıkarak, sekretere “Derhal Muammer Beyi bul, acele gelsin !” demiş. Tam o sırada ben de Daireye girmiştim. Sekreterin panik halini görünce anormal bir durum olduğunu anladım. İçeri girip, “Başkan hoş geldiniz, hayrola bir durum mu var, arkadaşları toplamışsınız ?” dedim. Elime, Tarhan ERDEM’in Gazeteden kesilmiş köşe yazısının fotokopisini verdi ve “Bizim Genel Sekreter yardımcısı arkadaşlar şu yazıyı gazeteden kesmişler, bir görüşelim diye geldim !” dedi. “Sayın Başkan, 35 seneden beri siz beni, ben de sizi tanıyorum, bu yazıyı size Yargıtay C.Başsavcısı Kanadoğlu fakslamış, bak üzerinde Başsavcılığın faks numarası var. Tarhan ERDEM mevzuatı bilmeyebilir, Başsavcı kendine özgü düşünceler içinde olabilir; peki sen, Danıştay 2. Dairesinin anayasal ve yasal yetkilerinin ve görevlerinin neler olduğunu ve bu Heyet’in her konuda ne kadar dürüst ve tarafsız davrandığını, ayrıca Bakanlığın Müfettişinin bu konuda ne kadar taraflı bir inceleme yaptığını bilmiyor musun !? Şayet kararımızı yeniden incelememizi ve değiştirmemizi telkin etmek için geldi isen, boşuna zahmet etmişsin, bu kararı asla değiştirmeyiz ve yıpratılmasına da asla izin vermeyiz !” dedim. “Hayır hayır, ben herhangi bir amaçla gelmedim, sadece bir sabah kahvesi içmeye geldim. Müfettişin bir tetikçi olduğunu herkes gibi ben de biliyorum tabii !” dedi ve ayrıldı.
Bu konu da böylece kapandı ve Başbakan R.T.ERDOĞAN, siyaseten bir yol kazasına uğramaktan kurtularak yükselişine devam etmesi için yolu açılmış oldu!
Şuna samimiyetle inanıyorum ki; AK PARTİ’nin ve Sayın Başbakan’ın, hizmetleri ve yükselişi safhasında karşılaştığı bu tür zorlukları ve engelleri aşmak için harcadığı enerjiyi Ülkemizin ve Milletimizin refahını ve saadetini yükseltmeye harcamış olsaydı Türkiye bugün her yönden, gerek millî gerekse milletlerarası ortamlarda çok daha başka, olumlu bir durumda olurdu.!
Bu zorlukların ve engellemelerin yaşanmasında az-çok dahli olanlar, bugün, halka yapılan ve kendilerinin de, belki de en fazla onların yararlandıkları ekonomik-sosyal-kültürel-sağlık-sosyal güvenlik-ulaşım-dış politika hizmetlerinin ne kadar geliştirilmiş ve kalitesinin yükseltilmiş olduğunu görerek, umarım, bir vicdan muhasebesi yapmaktadırlar.
Danıştay 2. Dairesinin bu kararda imzası bulunan Heyet Mensuplarına gelince, Bizler, her zaman her dosyada olduğu gibi, bu dosyada da mevzuata-hukuka tam olarak riayet etmiş; dürüst ve tarafsız bir duruş sergilemiş ve sadece vicdanımızın sesini dinlemiş olmaktan dolayı gurur ve onur duymaktayız!
NOT: Bu yazı Star Gazetesi'nin Açık Görüş isimli pazar ekinde 25. 09.2011 tarihinde yayınlanmıştır.

- Yeni Alanya Gazetesi, Muammer Oytan tarafından kaleme alındı
https://www.yenialanya.com/makale/4067130/muammer-oytan/erdoganin-istanbuldan-ankaraya-seferi