Espanya'dan dönerken...

Celal Atik
Celal Atik

Daha önceki yazımızdan okurlarımızın hatırlayacağı gibi Avrupa Birliği (AB) milletlerinin birbirlerinin kültürlerini tanıması, ortak bir 'Avrupa kültür'ü oluşturma amacı kapsamında Comenius
(Okul eğitimi, öğrenci ve öğretmen değişimi) beş ortaklı (Türkiye, İspanya, Fransa, Danimarka, İsveç) projemizin ilk ayağı olan beş günlük İspanya ziyaretimizi gerçekleştirdik. Coğrafi olarak Akdeniz çanağında yer alan İspanya iklim, bitki örtüsü ve coğrafi yapı yönleriyle ülkemizin, Akdeniz havzasının karakteristik özelliklerini taşımaktadır.
Ziyarette bulunduğumuz bölge, Güneydoğu İspanya’da bulunan Valencia, Alacante Özerk Bölgesi, Benidorm, Alcoy de Muro’dur. Ortak okulumuzun bulunduğu şehir Muro. Burası yaklaşık 10 bin nüfuslu bir şehir. Sahilden biraz içinde bulunan bir şehir. Sanayinin de bulunduğu şehirde -dünyaca ünlü olduğu söylenen tamamen el yapımı 'Alhamra' gitar fabrikası burada bulunuyor– geçim kaynakları tarım ve hayvancılık. Zeytin, temel tarımsal üretimi kapsıyor. Badem üretimi bölgenin hemen her yerinde yaygın. Badem mutfağa girmiş, yemek mönülerinde kullanılıyor. Ayrıca narenciye, -özellikle Valencia çevresi- tarımı(portakal ve limon) yapılmaktadır. Hayvancılığın daha çok domuz yetiştiriciliği ile sınırlı olduğunu öğrendik. Alcoy şehri bir zamanlar tekstil merkezi iken, bize günümüzde üretimin neredeyse tamamen durduğu söylendi. Alacente eyalet merkezi ve turizm şehri. Alacante’ye bağlı Benidorm, bana Antalya ve Alanya’yı anımsattı. Alacante il, Benidorm ise turizmle gelişmiş büyük bir ilçe. Turizm şehrinden giden ziyaretçiler olarak gözlemlerimiz bizleri daha çok bu alana yöneltti. -Tabi eğitimle ilgili hususlardan sonra- Benidorm, kışın 65 beş bin civarında bir nüfusu barındırırken, yaz nüfusunun 500 binleri aştığı ifade edildi. Bölgede çok katlı yapılaşma konusunda aşırılık dikkat çekici. Arazi sorunları olmamasına rağmen, 20-25 beş katlı otellerin kumsala sıfır yapılmış olması, İspanyolların turizm anlayışıyla alakalı olsa gerek. Benidorm için 'İspanya’nın Manhattan'ı' ifadesi kullanılıyor. Dikkat çeken bir husus, Ocak ayında olmasına rağmen şehirde ciddi bir turist yoğunluğunun olduğu. İlgililere sorduğumuzda, kış aylarında ciddi oranda yaşlı turistin kuzey ülkelerinden Benidorm’a gelerek kışı buradaki otellerde geçirdiklerini öğrendik. Kış aylarında Alanya’mızdan daha soğuk bir iklime sahip olmasına, çok katlı yapılaşmasına, pahalılığına rağmen turistleri bölgeye çeken, altın sarısı kumsalı olsa gerek. Ya da turizm konusunda yeteri kadar tanıtım, markalaşma olabilir mi? Turizmcilerimizin dikkatine sunuyorum. İşimiz eğitim- öğretim olmasına rağmen, sınırlı zamanda çok fazla eğitim kurumunu gezme ve görme fırsatımız ne yazık ki olmadı. Proje ortağımız olan Muro I.E.S Serra Mariola Lisesi’nde yaptığımız çalışmalarda gözlemlediğimiz kadarıyla, okulun eğitim materyalleri yönünden bizim okulumuzdan çok da farklı olmadığını gördük. Çoklu program uygulanan lisede, öğrenci-öğretmen ilişkileri, öğretmen–idare ilişkileri yönünden farklılıklar göze çarpıyor. Bizim okullarımızda 'değer' olarak gördüğümüz davranışlara çok da itibar edilmediğini gördük. Serbest kıyafet uygulaması, öğrenci, öğretmen-onlar öğretmene 'profesör' diyorlar-yönetici, okul paydaşlarının hepsini kapsamakta. Okul müdürünün bizleri sıfır yaka kazak, kot pantolon ve kirli sakalla karşılaması, bir eğitim yöneticisi olarak beni çok şaşırttı. Serbestlikle ilişkisi var mıdır bilemem ama öğrencilerin özgüvenlerinin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Muro’ya vardığımız gün, her yıl yaptıkları festivallerine katılma imkanımız oldu. Geleneksel yaşam biçimlerini, danslarını, yemeklerini, -maddi ve maddi olmayan kültürleri adına ne varsa- sergilemeye çalıştıklarını gördük. Geçmişe dair değerlerini yaşatmaya çalışıyorlar.
Anadolu insanın misafirperverliğini özlesek de, bizlerle ve öğrencilerimizle ilgilendiklerini söyleyebiliriz. Bu hususta öğrencilerimizin bazılarının göz yaşlarıyla ayrılması bunun en büyük kanıtı olsa gerek. Daha önce de ifade ettiğim gibi farklı kültürleri, farklılıkları tanıma adına yapılmış olan bu projede, tıpkısının aynısı ortak değerleri, yaşam biçimlerini aramak, duygusallık ve de iyimserlik olurdu. Dolayıyla İspanya’nın sınırlı bir bölgesinin kültürünü, yaşam biçimini tanıma fırsatımızın olması, bizlerin zihinlerinde yeni pencereler açılmasına vesile oldu. Proje ortağı ülkelerin misafirlerini ülkemizde misafir ettiğimizde, bizler de o zihinlerde yeni pencereler açılmasına vesile olabilirsek ne mutlu...
Bu arada, dile getirmeden geçemeyeceğim bir husus, turistik bölgeler dahil İspanyolca’dan başka dil konuşulmadığı, atta tabelalar dahil başka bir ülke dili kullanmadıklarıdır. Şehirlerin temizliği ve trafik düzenine uyma, yolların güzelliği ve de trafik ışıklarının azlığı dikkat çeken güzelliklerden. Valencia Havaalanı'ndan, Türk Hava Yolları (THY) uçağına binince 'Hoş geldiniz' sözünü duymak çok daha güzel. Hele memleketimizin yemek mönüsünden yapılan yemek ikramı, beş günden sonra bizleri gerçekten mutlu etti. Kanaatim şu ki memleketimizin ve insanlarımızın kıymetini bilmek ve daha çok sevebilmek için, keşke bütün öğrencilerimize ve insanlarımıza sınırlarımızın ötesini gösterebilsek...
İspanya’dan, Endülüs İslam Medeniyeti’nden kalan tek eser olan Granada El-hamra Sarayı’nı görmeden ayrılmış olmak, içimizde bir ukde olarak kaldı. İnşallah başka bahara...
OKURLARIMIZA NOT: 'Espanya' İspanyolca'daki gibi yazılmıştır.

- Yeni Alanya Gazetesi, Celal Atik tarafından kaleme alındı
https://www.yenialanya.com/makale/4043401/celal-atik/espanyadan-donerken