Mevlana ve Şeriat

Hakan Gündoğmuş
Hakan Gündoğmuş

Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş:
- Efendim, bu dört kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?
- Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var. Hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.
Adam gitmiş, birincinin ensesine bir tokat aşketmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana’nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.
Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat aşketmis. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü söyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.
Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş. Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana şöyle konuşmuş:
"İşte sana istediğin örnekler. Birinci, şeriat kapısını geçememiş biriydi. Şeriatta kısasa kısas olduğu için tokadı yiyince kalktı. Aynısını sana iade etti.
İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap." Onun için döndü, yerine oturdu.
Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek Yaradan'dan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından söyle bir dönüp baktı.
Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile."
Hakikat kapısına gelebilmek o kadar da kolay değil elbette fakat bizi yönetenler tarikat kapısında olduklarını zannetseler de hala ve hala şeriat kapısında olup ve hatta hep şeriat kapısında kalacaklardır.
10 yıllık iktidar süreçleri olan bu yönetimin tüm söylem ve eylemlerinin sadece son 2-3 aylık bölümüne kısaca göz atacak olursak, gerçeği tüm çıplaklığı ile görebiliriz.
Gezi olayları olarak tarihe geçen olaylar zincirinde Recep Tayyip Erdoğan ortamı sakinleştirmek yerine, eylemcileri ‘çapulcu, anarşist ve terörist’ olmakla suçlamış, korkak medyanın önemsemediği eylemler hakkında bilgi akışının sağlandığı Twitter’ı ‘Tehlike’ olarak görmüş ve yapılanları ifade özgürlüğü olarak değil kendisine ve sözde başarılarına hakaret olarak algılamıştır. Üstüne üstlük kalabalığı dağıtmak için biber gazı ve sis bombası atan eli ağır polisi de ekleyerek, hararetli bir ortam yaratması inkar edilemez bir gerçektir.
Yine eylemlerin devam ettiği günlerde Recep Tayyip Erdoğan göstericileri vandal ve çapulcu olarak değerlendirmeye devam ediyor ve bir adım ileri atmadığı gibi eylemcilere yeniden ‘Çapulcu ve aşırılar’ demesine ilavete olarak, gösterilerin içerden ve dışarıdan yönetilen bir komplo olduğunu' öne sürmeye devam etti.
Yine “Sabrettik ama sabrın da sınırı var” sözü de Erdoğan'a ait olup “Eylemcilerin arkasındaki politik güçler çıksın ortaya” diye konuşmaya devam etti ve konuştukça, tehdidin dozunu da arttırdı. Ama bu üslubun karşıtları korkutmadığını gün ve gün yaşayarak öğreniyor.
İşte bu sözler ve olaylar gösteriyor ki Erdoğan ve diğer yönetenler şeriat kapısından bir adım daha öteye gidemeyeceklerdir.
Şems-i Tebrizi, "Ey İnsan, Kafdağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma her şeyin bir hesabı var, üzdüğün kadar üzülürsün" diyor.
Ve yine üstat "Anladım ki insanlar, susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar. Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar" demiştir.
Elbette anlayana!


- Yeni Alanya Gazetesi, Hakan Gündoğmuş tarafından kaleme alındı
https://www.yenialanya.com/makale/3920017/hakan-gundogmus/mevlana-ve-seriat