Türk Uygarlığı’nın doğduğu yerdeyiz

1100 yıl önce kurulan Bulgar şehri, Anadolu’daki Türk yerleşim yerlerinde gördüğümüz modern Türk Uygarlığı uygulamalarını başlatmıştır. Bu uygarlık örnekleri Alanya Kalesi, Tophane, Gülevşen ve av köşkü yapılarında da görülebilir 

SABAH, otelimizde erkenden bir kahvaltı yaptık. Ama birçoğu geç kalmış, kahvaltıyı çalakalem yarı ayakta yaparak otobüse koştular. Önceden aldığımız biletle gemiyi tekrar kaçırmamak için hemen otelden ayrıldık. Bugün artık tarihî Büyük Bulgar Türk Devleti,Tarihi Bulgar Hanlığı Başkenti olan Bulgar şehrini gezeceğiz. 
    Otobüsümüz, İdil kıyısındaki gemi iskelesine hemen vardı. Hızla gemiye bindik. Bulgarlar deyince çoğumuz bugünkü Balkanlar’daki Bulgaristan devletini anlamışlar. O yüzden gezi başkanımız Kadir Tosun, gezeceğimiz Tarihi Bulgar Türk Hanlığını anlatmaya başladı:
    “Gerçi elinizdeki “Urallara Doğru” kitabımda var. “Olsun başkan, anlat” diye sesler gelmişti. Türkler, Sakalar döneminde Hazar’dan itibaren bütün Rusya topraklarına hükmettiler. Rusya diye bir devlet bile yoktu. Hun İmparatorluğu, MÖ.48 yılında parçalandıktan sonra Batı Hunları, Ural dağlarını aşarak bugünkü İdil-Ural Bölgesine yerleştiler. Daha sonra Baltık Denizine kadar hâkim oldular MS. 36 yılında da Batı Hun İmparatorluğu yıkılmıştı. 
    Hun Türkleri, batıya doğru hareket ederek (MS. 375) yılından itibaren Macaristan topraklarına yerleştiler. Atilla zamanında batı ve Doğu Roma İmparatorluklarını vergiye bağladılar. 453 yılında Atilla ölünce, Avrupa Hun Birliği dağıldı (496). Dağılmadan sonra, bu Hun Devleti içinde yaşayan Bulgar Türkleri de İdil Bölgesine doğru hareket ettiler.

    BÜYÜK BULGAR DEVLETİ KURULUYOR: MS-630

    İşte bu Avrupa Hun Birliğini oluşturan kavimlerden biri olan Bulgar Türkleri, Karadeniz’in kuzeyine, İdil Nehri kıyısına yerleştiler. Bulgar Türkleri, Almuşan zamanında, 620 yılından itibaren Müslüman olmaya başlamışlardı. Çoğunluğu bu Bulgar Türkleri olmak üzere, burada 630 yılında, Kubrat Han önderliğinde, “Büyük Bulgar Devleti” kuruldu. Türk Hanlığı, ilk Müslüman Türk Devleti olarak tarihteki yerini almıştı. İdil nehri kıyısında kurulan bu Bulgar şehri de devletin başkenti ilan edildi. 
     “İlk Müslümanlığı kabul eden Bulgar Türk Devletidir” deyince dikkat kesildim.  Biz şimdiye kadar Müslümanlığı, ilk kabul eden devletin Karahanlılar olduğunu okumuş, öğrenmiştim. Karahanlı Devleti Hakanı Ebül Gazi Bahadır Han, 850 yıllarında Müslümanlığı kabul ederek devlet dini kabul etmiştir. Bulgar Türk Devleti, Karahanlılar’dan 200 sene önce (IX.yy.) kabul etmiş olduğu  görülüyor. Bizim bilgilerimiz de alt üst oldu. Bakalım bu eski Bulgar Türk kentini gezdikten sonra nelerle karşılaşacağız?
    1-Kubrat Han’ın ölümünden sonra, Türk töresi ülüş sistemi gereği devlet, üç oğlu arasında paylaşıldı. 650 yılında, Asparut yönetimindeki Ulu Bulgarlar, bir taraftan Hıristiyanlığı kabul ederek Tuna boylarına yerleştiler. Günümüzdeki Bulgaristan devletini kurdular. Sonradan Hıristiyanlıkla birlikte asimilasyona uğrayarak Slavlaştılar ve Rus etkisine girdiler. 
    İkinci oğlu Batbay yönetimindeki Kara Bulgarlar Kafkaslara yerleştiler.
Üçüncü ve en büyük oğlu KOTGAR ve yönetimindeki büyük topluluk Gümüş Bulgarlar da burada kaldılar. 650 yılında, günümüzdeki bu tarihî Başkent Bulgar olmak üzere Orta İdil Bölgesine de hâkim oldular. Bu Gümüş Bulgar Türkleri, 9. asır ortasında, burada, Hazar Kağanlığına Bağlı İdil Bulgar Devletini kurdular. 965 yılında bağımsızlıklarını ilan ederek 276 yıl bağımsız yaşadıktan sonra, 1241 yılında Cengiz Han’ın torunu Batuhan tarafından kurulan Altınordu İmparatorluğuna katıldılar. Altnordu Devletinde ise ağırlık ve çoğunluk Kıpçak Türkler’indeydi desek yalan olmaz. Bütün tarihçiler bu noktaya işaret ederler. Koca Altınordu İmparatorluğu, çeşitli karışıklıklardan sonra 1481 yılında yıkıldı. Topraklarında, başta Kazan Han olmak üzere, birkaç devlet kurulmasına rağmen hiç biri, önemli bir varlık gösteremedi. Üstelik, tahtını kaybeden hanlar, Moskova’ya sığınmaya başladılar. Küçük bir Moskova prensliği, büyüdükçe büyüdü. Türklerin bu zaafıyla gittikçe büyüyen Moskova prensliği ileride Koca Rusya devletini doğuracaktı. Öyle de oldu. 
    Rusya, Korkunç İvan’ın emriyle 150 top, 150.000 kişilik bir ordu hazırladı. Doğudaki Türk kavimlerini istila ve işgal etmek üzere, 1551 yılında doğuya sefer başlattı. 1551 yılında Çuvaşistanı,  1552 yılında Bulgar başkentini ve Kazan’ı acımadan yerle bir etti. Kendilerine direnenleri, kadın, erkek, çoluk çocuk, genç ve yaşlı demeden 60.000 kişiyi öldürüp, yok ettiler. Cesetlerini sallara doldurup İdil nehrine atmışlar. Bu tarihten itibaren Rus hâkimiyeti hiç üzerlerinden kalkmadı.
    1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra Kazan Tatarları Muhtariyetini ilan ettiler.  Sadri Maksudi Arsal Başkanlığa seçilerek 120 üyeli meclis toplandı. Bu Meclis, bir İdil-Ural Devleti kurma kararı aldı. Kararı, Komünistler kabul etmeyince Sovyet Sosyalist Tatar Başkurt Cumhuriyetini ilan ettiler. Sonra bundan vazgeçerek, 1920 yılında Sovyet Sosyalist Tataristan Özerk Cumhuriyetini kurdular. Ruslar, böylece kardeş Tatar, Başkurt ve Çuvaş Türklerini birbirinden ayırdılar. “Mirseyid Sultan Galiyev’in Sosyalist Turan” tezine de izin vermediler. Bu büyük insanı çeşitli işkence ve hapislerden sonra tabanca ile öldürdüler.
    Tataristan Parlamentosu, 30 Ağustos 1990 yılında egemenliğini ilan etti. Fakat Rusya bu karları bir türlü kabul etmedi. Sonunda, Meclis,  1 Şubat 1992 tarihinde tam bağımsızlığını ilan etti ve halk, %61,5 evet oyu vererek kararı onayladı. Fakat Rusya Parlamentosu, halkın BAĞIMSIZLIK oylaması kararını veto etti, kabul etmedi. Tataristan, halen Rusya Federasyonu’na bağlı Özerk bir Cumhuriyettir.

              GEMİDEYİZ
    Başkanın Bulgar Türkleri tarihi ili ilgili sunum bitmişti. Ticaret, İdil nehri ve kenarındaki limanlar sayesinde gemilerle sağlanırdı. Düzenli nehirler,  tarih boyunca ve günümüzde kolay ulaşımı sağlıyordu. Gemide biraz manzara seyrediyor, biraz tarih okuyordum. Önce Kadir Bey’in kitabından Bulgar şehrinin tarihçesini okudum. Çok zevk duyduğum konulardan birisi olan eski Başkent Bulgar şehrinde Türk’ün ve Türkçe’nin izlerini arayacaktım.   
  
Müzede, Bulgar Devleti’nde nehirler üzerinde ulaşımı ve ticareti sağlayan bir gemi.

    Bu sırada, arkasında köpükler bırakarak, nehir üzerinde Bulgar kentine doğru yüzen yolcu gemisinde bir sarsıntı oldu. Biz kendimize geldik. Artık başkanı dinlemiyor, nehirde balık görmeye çalışıyorduk. İdil (Volga) Nehrine; Çuvaşlar Adıl, Tatarlar ise Etil diyorlar.  Adıl veya Etil isimleri Atilla’yı işaret ediyormuş, yani onun adıymış. İdil Nehri, Akidil, Karaidil ve KAMA ırmaklarının birleşmesiyle bol suya kavuşmuş bir ırmaktı. Kenarları yeniden düzenlenmiş, iskele ve plajlar yapılmış, halk suya giriyordu. Nehrin en geniş yeri, 43 Km imiş, çok maksatlı kullanılan, barajlar yapılan bol sulu bu nehrin ortalarında adacıklar ayrı bir manzara oluşturuyordu. Nehir kışın donuyormuş.  
     İdil Nehri, çıktığı Ural dağlarından itibaren İdil-Ural Türk bölgesini sulayarak, dümdüz ovalardan, düzgünce akıp gelen, ulaşıma elverişli bir nehirdir. Mısır’da Nil nehrini saymazsam, bu kadar bol sulu, ırmak ağlarıyla örtülmüş bir ülke görmemiştim. Başta Ufa, Kazan gibi büyük kentler, Akidil, Karaidil, KAMA ve İDİL (Volgo) nehirleri kıyısına kurulmuştu. Şehir içinde ırmak kıyılarına yapılan iskeleler, gemilerle ulaşım sağlayan bir kolaylığa sahipti. Bu ulaşım kolaylığı, tarih boyunca İpekyolu ticaretiyle bölgeyi zengin etmişti. 
    İlk günden itibaren seyyahların, tüccarların dikkatini çekmiştir. Hatta Osmanlı Padişahı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman’ın Ünlü Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa bile Volga ile Karadeniz arasına bir kanal yapmaya başlamış. Fakat şimdi olduğu gibi, itirazlar, paralar tartışılırken ömrü vefa etmemiş.
    Yol üzerinde birkaç limana uğradıktan sonra, 2,5 sat süren ve 160 Km’yi kat eden gemimiz, siren çalmaya başladı. Adeta Bulgar şehrine gelişimizi kutluyordu. Bunları tartışırken gemimiz eski Bulgar iskelesine yanaşmaya, araba lastiklerini sıkıştırmaya başlamıştı. Hemen inerek orda bekleyen eski kent merkezine kalkacak otobüslere bindik. Kıyıdan antik şehre ormanlar arasından giden 10 dakikalık yol, çok berbattı. Şehre ırmak kenarına yakın yerde yaptıkları 3 katlı muazzam müze binasını yapanlar yolu düşünmemişler.

    1100 YILLIK ESKİ BULGAR TÜRK ŞEHRİNDEYİZ

 
    Bulgar kentinde kısmen ayakta kalabilmiş ve onarılmış eski eserler manzumesi. 

    Başkent Bulgar şehri, İdil nehri birleşenleri noktasında, kıyıda kurulmuş, 1100 yıllık bir şehirdir. Şehir, İpekyolu büyük pazarı burada kuruluyormuş. Ulaşımların ve ticaretin en büyük merkeziymiş. Tarihî Bulgar şehir merkezine geldik. Her taraf, kazı alan olarak işaretlenmiş ve parsellenmişti. Arkeolojik kazı çalışmaları sürüyor. İdil nehri kıyısındaki düzlükte müzeden itibaren tarihi mimari eserler görülüyor. Bunları müzeden sonra gezeceğiz. 
    Rehberimiz Aslan Bey, müze giriş biletlerini alp bize dağıttıktan sonra, müzeye davet etti. Müze gerçekten çok modern ve fonksiyoneldi. Katlar arasında, merdivenler yanında, her türlü asansör düşünülmüştü. Müzenin alttan giriş kısmında ünlü Arap Gezgini İbn Fadlan’ın otururken ve elinde notlarını yazar halde bir heykeli yapılmıştı. İbn Fadlan, buraya 9. asırda gelen ve çok teferruatlı ve en iyi bilgileri veren Müslüman gezgindi. Bu anıtı hak etmiş olmalıdır.
            Bulgar Hanlığı, yarı konar-göçer yapıya sahipti. Devletin kurulup gelişmesinde ortak olan Macaristan tarafından gelen Hun Türkleri ile Sibir (Suvar) Türkleri de yarı konar-göçer olarak burada yerleşik hayata geçtiler. Hemen, devrine göre modern Bulgar şehrini kuranlar, şehirli Göktürk ve Uygur medeniyetinden faydalanmış olmalıdır. 
 
     Tarihi Bulgar Hanlığı, başkent Bulgar şehri, müze ve şehirdeki kazı alanı.

     

        
Şehirde kullanılan pis su ve temiz su künkleri, mimaride kullanılan çini seramik ve kaplar. 

    Uzun süre müze rehberini beklerken müzenin dışına bir daha çıktım. Alıcı gözüyle bir İdil nehrine baktım, bir de müzeye. İnsanoğlu hep su kenarlarına ev kurmuş ve medeniyet yaratmışlar. Bulgar Türkleri, İdil Nehri kenarını seçerek, Türk dünyasına önemli bir medeniyet bağışlamıştı. Müzenin dış kapısı üstünde Siber denen Sibirya Türklerine izafeten Suvar yazısı dikkatimi çekti.
    Rehberimiz geldiğine göre, artık içeri girebiliriz. Birinci kattan başlayarak açıklamalarını dinliyoruz. Modern bir şehir yaşamının parçası olan korunma, temizlenme, ısınma, beslenme, ulaşım, hamam, suları taşıma, gemicilik, ihtiyaçlarını gidermek için aletler üretildiğini görüyoruz İşte bu müzede, temiz ve kirli su taşıyan künkler, ticarette kullanılan paralar, yapı tuğlaları, çitçilikte kullanılan saban aletleri, cam eşyalar, at kültüründe ve savaşlarda kullanılan demirden yapılmış aletler vs. sergileniyor.
       
Bulgar kentinde üretilen müze objeleri.  

                                   

  Müslüman Gezgin İbn Fadlan

    Şehir altyapısında kanalizasyon şebekesi, saray ve hamamlara sıcak ve temiz taşımasında künklerin kullanıldığı görülüyor. Bu Bulgar Türk Devletinin yarattığı şehircilik ve uygarlık varlıklarının bütün Türk dünyasına, bu arada Anadolu’ya taşındığını düşünüyoruz.
    Diğer müzelerde ve belgelerde gördüğümüz, Runik denen Türklere ait Göktürk Alfabesinin ilk örnekleri burada da vardı. Göktürk Alfabesi ile yazılmış birkaç belgenin zevkle fotoğraflarını çekme olanağı buldum. 630 yılına kadar Büyük Bulgar Devleti Göktürk Alfabesi’ni kullanmıştı. Bu tarihte İslâmiyet’i kabul ettikten sonra, Arap alfabesini kullanmaya başlamışlar. 
    Birçok belge ve metinler de kullanılan ve belki Türk totemleriyle de ilgili olan tamgalar, Orta Asya’daki Türk kültürünün, alfabesinin ve medeniyetinin asırlarca batıya doğru etkileyerek ve etkilenerek taşındığını anlıyoruz. Bulgar Türk Devletinde üretilen teknik ve medeniyet unsurları, Anadolu Türklerinde de görülmektedir. Bu durum, Bulgar Türkler ile bizim soy ve kültürel bağlantımızı işaretliyor. 
 
Bulgar Devletinin kullandığı ilk Göktürk alfabesiyle yazılmış bir belge.

    Müze binasından itibaren başlayan eski Bulgar kenti kazılarını ve kalmış yapılarını görmeye çıktık. Kazı alanı belirlenmişti. Sonra bir açık turist taşıyıcı ile Taç-Mahal’a benzeyen ve yeni yapılmış olan camiye Cuma’ya gittik. Fakat, cumaya yetişemedik, cemaat olup vakit namazımızı kıldık.     Eski iki mermer sütunu kalmış olan Han Mescidi, çevresi yıkılmış Ulu Minare, Uspastiye kilisesini Han Türbesi, Doğu Türbe, 500 kg ağırlığındaki Kuran-ı Kerimi,  Han Sarayı ve Han Hamamı, Küçük Minare eserlerini gezdik” resimlerini çektik. 
    256 yılında Moğollar’dan Cengiz Han’ın oğlu Batu Han, buraya saldırmış. Bulgar Hanlığı ve Bulgar şehrinde uygarlık adına ne yapılmış ise yıkılıp yerle bir edilmiş. Kubrat Han tarafından kurulan Bulgar şehri, önce 200 dönüm imiş. 1957 yılında baraj yapılınca bir kısmı su altında kalmış. Saray, ilkinde cami olarak yapılmış, Moğollar saraya çevirmiş. Sonra tekrar camiye çevrilmiş. Şehirde kazılar sürüyor, Han üzeri çelik saçlarla korumaya alınarak kapatılmış. 
    Şehirde, 16. yüzyılda ilk araştırmalar başlamış. Deli Petro bile gelip incelemiş. O tarihte 80 ev varmış. Katerina da gelmiş, fakat nüfus azalmış. 3 ressam gelerek şehrin resimlerini yapmışlar, Bu resimler, arkeologlara yol göstermiş, bu resimlere bakarak, tam isabet kazılar gerçekleştirilmiş. Atilla seferleri sonucunda, şehrin nüfusu hızla artıyor. İslâmiyet’i kabul ile birlikte Göktürk Alfabesi yerine Arap alfabesi kullanılmaya başlamış. Söylentiye göre, Kurat Han zamanındaki 5 kilo altın ve yazılı olan bir yüzük aranıyormuş. 
    Eski Bulgar şehri, 2014 yılından itibaren UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak korumaya alınmış. 
    1100 yıl önce konar-göçer Bulgar Türkleri, Siber (Suvar), Peçenek, Göktürk ve Macar ve Tatar Türk kavimlerinin katkılarıyla kurulan Bulgar şehri, o dönemi çok iyi yansıtan verilerle dolu tam incelenecek bir şehirdir. Şehirleşme konusundaki muazzam başarıları ve deneyimleri bütün Türklük âlemine örneklik yapmıştır. Anadolu’da Türk yerleşim yerlerinde, şehirlerinde gördüğümüz modern Türk Uygarlık uygulamalarına yansımalarını görüyoruz. Bu uygarlık örneklerinin Alanya Kalesi’nde, Tophane’de Oba Gülevşen ve Köşk yapılarında rahatlıkla görüyoruz.
-    DEVAM EDECEK 

 

YORUM EKLE

banner470

banner477

banner452

banner449

English Russian

banner481

banner472

banner381

banner479

banner386