GEÇENLERDE çok sevdiğim bir dostum, hayli kalabalık bir ortamda yüksek bir sesle bağırıyor, "Tunacıııı" diye.

Dönüp bakıyor ve gülümsüyorum.
Biliyorum şaka yaptığını.
Yaklaşık 20 yıldan beri takılırız birbirimize.
Ne o bana kızar, ne de ben ona.
Bu yazıyı okuyunca biliyorum hem gülecek, hem de bana biraz olsun gönüllenecek.
Varsın olsun.
O beni çok iyi tanıyan birisi ve gerçekten aramızdaki “salla gitsin” hukukunu dost ve arkadaşlarımız çok iyi bilir.
Herhangi bir ortamda karşılaştığımızda, ortam ne kadar asık suratlı olursa olsun kesinlikle kaynatırız.
Gelelim asıl konumuza.
Bilindiği gibi 1 Ekim'de Alanya Ticaret ve Sanayi Odası'nın (ALTSO) olağan genel kurulu yapılacak. Alanya’da oda seçimleri her zaman kıran kırana geçer. Diğer meslek odaları da aynıdır.
Ancak kimse kimseyi incitmez.
Aslında Alanya ilçe olmasına rağmen Ticaret Odası gerçekten Türkiye'deki iller arasında sayılı odalar arasındadır ve etkili çalışmalar yapmaktadır.
Bugüne kadar Alanya'ya sayısız değerler katmıştır.
Diğer meslek odalarının birkaçı hariç, diğerleri için aynı şeyi söyleyemem.
Bana göre bunun nedenlerinden biri, odalar arasında dayanışma ve koordinasyon eksikliğidir.
Gönül ister ki; Ticaret Odası öncülüğünde diğer meslek odaları ile koordinasyon sağlanarak olası sorunların çözümü için birlikte ortak projeler üretip çözüm yollarını hep birlikte aramaları ve hayata geçirmeleridir.
Dilerim bu önerimiz yetkililer nezdinde dikkate alınır.
Genel kurula az bir süre kala şimdilik 2 aday listelerini oluşturarak seçim çalışmalarına start verdiler.
Birisi mevcut başkan Mehmet Şahin, diğeri birkaç dönem Ticaret Odası Meclis Başkanlığı da yapan Mustafa Tuna.
İkisine de şimdiden başarılar diliyorum.
Son birkaç günden beri tanıdığım esnaf arkadaşlara bu konuda neler düşündüklerini, yeni yönetimden neler beklediklerini sordum.
Birlikte yaptığımız sohbette asıl dikkatimi çeken konu, birbirlerine "Tunacı mısın, Şahinci mi?" diye soru yöneltmeleri oldu.
Hiç şaşırmadım, zira konuya yabancı değiliz artık. Kısacası en tepeden alışığız o konuya.
Bu arada en çok soru da bana geldi.
En çok şikayet bankalardan, elektrik firmalarından, GSM şirketlerinden, kiraların ve vergilerin yüksekliğinden, 
bankaların hem post cihazlarından kira aldıkları ve hem de her alışverişte komisyon kestikleri, kredi kartlarından yıllık aidat aldıkları, aldıkları kredilerden yasal faizin dışında dosya masrafı kestikleri, elektrik faturalarına yüksek oranda yansıyan diğer kesintilerden, GSM şirketlerinin faturalarına yansıttıkları istem dışı ek ücretlerden, dükkan kiralarının çok yüksek oluşundan ve en önemlisi turizmden bekledikleri potansiyeli bulamadıklarından dert yandılar ve benden açıklama beklediler.
"Fırsat bu fırsat" deyip başladım sıralamaya.
Bankaların kredi kartlarından aldıkları yıllık aidatları ve kredilerden aldıkları dosya masrafları gibi kesintilerin yasal olmadığı için iki yıl öncesine kadar Tüketici Hakem Heyeti kanalıyla tekrar geriye alındığını ancak iktidarın 2014 yılında yasal bir düzenleme ile bunları yasal hale getirdiğini, elektrik faturalarına yansıyan kayıp kaçak, hat kullanım, personel hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli gibi kesintilerin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca yasal olmadığı hakkındaki kararına rağmen, yine iktidar tarafından yasal bir düzenleme ile yasal hale getirildiğini, GSM şirketlerinin faturalara küçük bedeller yansıtarak tüketiciyi hak aramaktan caydırma yolunu seçtiklerini ve bu başıbozuklukların halen devam ettiğini bir çırpıda uzun uzun anlattım.
Beni dinleyen Tuna’cılar ve Şahin’ciler yutkunmaktan başka bir şey yapamadılar.
Sohbetimiz tam biterken bir esnafın sorusu gerçekten çok manidardı.
"Başkanım, İstanbul’dan bazı avukatlar gelip bize baskın yapıyor. Marka avukatlarıymış. Bizim sattığımız mallar İstanbul’da herkesin bildiği adreste alenen üretilmesine rağmen o imalathaneye baskın yapmıyorlar da neden bize baskın yapıyorlar?" diye haklı bir soru yöneltti.
Yanıtım kısa ve netti.
"O firmaların arkasında ya hatırlı kişiler veya hatırı sayılır yetkililer vardır" dedim.
Siz olsaydınız ne söyleyebilirdiniz, merak ediyorum.
Turizm konusuna gelince...
Ona da tek cümle ile, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi esas alınarak, milli bir devlet politikası olması gerektiğini vurguladım.
Vergilerin adaletsiz oluşu sorusuna; "Yanlış hatırlamıyorsam yıllık bütçenin yüzde 84'ü vergilerden oluşuyor ve bütçede ceza gelirleri diye de saçma bir madde var ise, sözün bittiği yer" diye yanıt verdim.
Sevgili gazeteci dostum Rıza Yanık kardeşime, bu makaleyi yazmamda bana ilham kaynağı olduğu için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Saygılarımla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner452

banner457

banner449

English Russian

banner459

banner381

banner344

banner386

banner349