‘Derdimiz memleket hedefimiz temiz siyaset’

Pazartesi Sohbeti’nin bu haftaki konuğu, turizmin duayen ismi, Memleket Partisi’nin kurucu üyesi ve seçilmiş Antalya İl Başkanı Hüseyin Baraner oldu

Baraner, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ile birlikte.
Haber albümü için resme tıklayın

TURİZMDEKİ 45 yıllık tecrübesiyle Antalya ve bölge ekonomisinin çarklarının dönmesini sağlayan önemli isimlerden Baraner, artık siyasette. Yaklaşık 5 ay önce siyasete atılan uluslararası tanınan isim, Memleket Hareketi’nin ilk günlerinden bugüne kadar Genel Başkan Muharrem İnce ile omuz omuza çalışıyor.

Seçimle Antalya İl Başkanı olan Baraner, siyasette tek adamcılık olduğunu, ekonominin ciddi şekilde vatandaşın hayatını zorlaştırdığını, tarımın ve çiftçinin değersizleştiğini, turizmin otelciler dışında bir kazanç sağlamadığını, ülkenin en büyük değeri olan gençlerin memlekete dair umutlarının kalmadığını söyledi, çocuk istismarı ve kadına şiddet konularını altını çizerek anlattı. Siyasette değişimin şart olduğunu söyleyen Baraner ile röportajımızdan öne çıkan başlıklar şöyle:

Pazartesi Sohbeti’ne hoş geldiniz. Bizler sizi tanıyoruz ancak tanımayanlar için kendinizden bahseder misiniz? Hüseyin Baraner kimdir?

Hoş buldum. Ben 1957 yılında Çanakkale’de doğdum. 1970 yılında ailemle Almanya’ya gittim. Ortaokul ve liseden sonra orada özel turizm okullarına gittim. Almanya’da, İngiltere’de ve İspanya’da turizm ihtisası yaptım. O yıllarda bu eğitimler özeldi, para karşılığında aldım eğitimlerimi. Turizmde uzmanlık eğitimlerimi aldıktan sonra 1978 yılında 21 yaşındayken çalışmaya başladım. O yıllarda özellikle Almanya'da seyahat acentalarında Türkiye’nin pazarlanması için bazı görevler verildi. Hiç ara vermeden başka bir şirket beni, Türkiye’de önce Antalya’ya sonra da Alanya’ya gönderdi ve bu muazzam kente turist çekmeye başladık. O günden bu güne işimi hiç değiştirmedim. Almanya’da ortaklıklarım var. Yaklaşık 5 aydır da kurucular kurulu üyesi olduğum Memleket Partisi’nin seçilmiş Antalya İl Başkanıyım.

‘TEK ADAMLIĞA DUR DEMEK ANCAK SİYASETLE MÜMKÜN OLABİLİRDİ’

- Tanınan ve başarılı bir turizmci olarak niçin siyasete atıldınız. Bunun nedeni nedir?

Sebep çok Ebru hanım. Biliyorsunuz tam 45 yıldır turizmin içindeyim. Özellikle Avrupa ve Antalya arasında çok ciddi faaliyetlerde bulundum ancak Türkiye son 10 yıl içinde öyle bir hale geldi ki artık memleketimizi gerçekten savunmak, sahiplenmek ve koruma hissi yüreğimde daha da kabardı. Arkadaşlarım yıllardır bana “Hüseyin, rengimizi belli etme, aman duymasınlar, iş yapıyoruz” diye temkinlerde bulunurken memleketimizin bunca büyük tehlikeyle karşı karşıya gelmesi durumunu aşabilmek için siyasete girip birikimlerimi, tecrübelerimi, dünya ile olan bağlantılarımı aktarmak istedim. Kendimi Muharrem İnce’nin memleket sevgisini, paylaşımcılığını, demokratik bakışını, egodan uzak tavrını, en önemlisi de Atatürk sevgisini yakın buldum. Memleket Hareketi’nin ilk gününden itibaren kurucu kurulu üyesi ve seçilmiş Antalya il başkanı olarak büyük bir heyecanla görevimi yapıyorum.

Tarım bitti. Çiftçimiz zor durumda. Üretimin maliyeti yüksek, satışı düşük. Bugün 10 liraya satılan yarın iki- üç liraya düşebiliyor. Tarım işçileri Afgan, Suriyeli... Benim vatandaşım işsiz, biz kendi ülkemizde misafir sanatçı olduk. Tarımdaki dalgalanmayı, aracıların haksız kazançlarını bitirip alın teriyle kazanmak isteyenlere destek olacağız. Türkiye’deki tek adamlık, bütün kararların iki dudak arasından çıkıyor olması beni gerçekten çok rahatsız ediyordu. Bu rahatsızlıktan dolayı da kendimi siyasete girmeye mecbur hissettim. Zira dünya bir danışma, istişare ve müşterek bir ortak akıla hızla giderken, Türkiye’nin tam tersi Kuzey Kore’ye benzedi. Buna “dur” demek ancak siyasetle olurdu. Bakın Memlekette huzur kalmadı. İnsanlar huzursuz ve umutsuz. Geçim sıkıntısı alev aldı, intiharlar arttı. Yoksulluk ve yolsuzluk bir biri ile yarışıyor. Türkiye bu. Kimse konuşmuyor ama Türkiye tam anlamıyla bu… Ben, partim, korkmayanlar grubundanız. Derdimiz memleket. Evet, yıllarca turizme emek verdim, uğraştım. Tam 45 yıl... Şimdi sıra siyasette.

‘O ÖZLENEN TURİSTLER YENİDEN GELECEK’

Ankara’da belki daha önemli görevler alabilirdiniz ama Antalya’yı tercih ettiniz. Bunun nedeni nedir?

Kurucular kurulu üyesi olduğum için evet doğru, orada da ciddi görevler alabilirdim ama ben 45 yıldır Antalya ticaretinin, sosyal yaşamının içindeyim. Kentin turizmle gelişmesinde, dünyaya tanıtılmasında katkılar vermiş bir insanım. Bu anlamda 21 yaşındaki o ilk iş hayatımın başladığı Antalya’dan siyasete başlamak istedim. Benim Antalya’ya verecek çok şeyim olduğuna inanıyorum: Her şeyden önce sevgim var. Ayrıca Antalya’da son 45 yılda tüm konuları takip ettim. Antalya’nın kara kutularından biri benim. Kimin ne yaptığını, neleri aldığını, neleri çarptığını ama neleri de kazandırdığını bilen bir insanım. Burası bir dünya kenti, dünyanın her yerinden ziyaretçi çekmesine rağmen dünyadan en kopuk şehirlerden biri. Dünyayla, özellikle Batı Avrupa ile bir sosyo ekonomik entegrasyonu yok. Herkesin dilinde aynı şey var… “Ah o eski, memlekette para harcayan, bahşiş bırakan eski turistler” O turistler gittiler. Onları kaçırdık. Ne Norveçli, ne Alman, ne Danimarkalı, ne Avusturyalı ne de Hollandalı kaldı… Bu turistleri bizim bana göre dünyanın en iyi hizmetini veren değerli otelcilerimiz kaçırmadı. Siyaset bu insanları kaçırdı. Ne zaman dış politikayı iç politika malzemesi yaptık, o günden bu yana müşteri profilimiz düştü. Devlet, yabancı toplumlarla kavga etmez. Devlet, devletle görüşür, tartışır. Biz iç siyasette bir iki oy uğruna Antalya’ya gelen halkları azarladık . Bu siyaset kültürlü, varlıklı turisti kaçırdı. Buraya artık 5 kitaptan fazla okumuş insan gelmiyor. 5 yıldızlı otel eğer 5 yıldızlı insan hakları ve basın özgürlüğü yoksa artık piyasalarda yeterli olmuyor . Bakın şunu ayıralım: Buraya önceden turist gelirdi artık tatilci geliyor. Her şey dahil otelinde yiyip içen, otel içinden çoğu zaman çıkmayanlar “Tatilci”. “Turist” ise şehri gezen, kafelere, restoranlara giden, alışveriş yapan, müzeleri gören, farklı zenginlikleri beğenen ve satın alan bir dinamiktir. İşte tam da bu noktada Memleket Partisi olarak, o özlenen kültürlü turistleri memlekete yine biz geri getireceğiz. Anahtar bizim elimizde, liyakat bizim deneyimimizde saklı. Devran değişince Türkiye’ye turist yağacak, kültürlü ve varlıklı turistler geri dönecek. Sadece Alanya’yı özleyen ve yıllardır gelmeyen iki milyon Alman beklemede… Antalya turist kadar kaliteli yaşayanların kenti olmalı.

- Antalya özelinde planlarınız nelerdir?

Antalya, dünyanın en tanınan şehirlerinden biri ama dünyayı yöneten büyük kurumsal bankaların, kurumların ve işletmelerin CEO’ları Antalya’ya gelmiyor. Bunun tek sebebi yanlış siyaset. Neden Deutsche Bank’ın başkanı, İngiliz, Amerikan bankalarının başkanı, TUI’nin CEO’su Türkiye’ye gelmiyor diye sormak gerekir. Türkiye ekonomisi, erozyona uğratılmış devlet kurumlarının, bu kurumlara olan sarsılmış güvenin ve zafiyete uğramış beşerî ve fiziki kamusal sermayenin yarattığı kırılgan bir yapı sergilemektedir. Küresel olgular ve beklentiler de bu kırılgan ekonomik yapının yarattığı refah ve gelecek kaygısını artırmaktadır. Dış dünya hızla Türkiye’den uzaklaşmaktadır. Dünya ile yarışa gireceğiz: Neredeyse sıfıra yaklaşmış olan Doğrudan Yabancı Yatırımların (DYY) yeniden ülkemize yönelmesi için gerekli teşvik ve hibeleri vererek memlekete yine yatırım getireceğiz.

Biz Memleket Partisi olarak turizmin yazılımı değiştireceğiz, zamana uyarlayacağız. Belek’te her yıl, Türk-Avrupa ekonomik forumu yapacağız. Avrupa’nın tüm ekonomik dinamiklerini bir araya getireceğiz. Yerel kalkınma projelerimizin alt ve üst yapı çalışmalarını yeşil aydınlanma ve mavi kalkınma ışığı altında tamamlayıp dünya tüm insanlığın hizmetine açacağız. Yeni, ekosisteme ve tüm canlılara ve değerlere zarar vermeyen enerji projeleri geliştireceğiz. Dünyadaki kurumsal parayı Antalya’ya çekeceğiz. Bakın son 15 yıldır kim olduğunu, parasını nerden ne şekilde buraya aktardığı belli olmayan insanlar Antalya’da yatırım yapıyor. Aralarında hiçbir kurumsal adres yok. Antalya, yani dünyaca ünlü Türk Rivierası'na dünyanın en temiz ve kalıcı olarak bilinen yatırımcılarını sadece biz getirebiliriz. Dayanışmacı/Bölüşümcü Sosyal Refah Ağını sivil toplum ve yerel yönetimlerle birlikte oluşturacak güç bizde. Bunu içerde ve dışarıdaki dinamikler görmeye başladı. Çünkü biz temiz ve donanımlıyız. Ahlaklı ve helalız. Tek çabamız halkımızın kazanması ve toplum olarak gelişmesi ve güçlenmesi. Şahsi çıkar politikaları bizde olmayacak.

Kentsel dönüşümü, sanat ve çevre ağırlıklı olarak tasarlayacağız. Her projenin içinde önce insan, yeşil bakış ve mavi kalkınma olacak. Nüfus artışı, coğrafyası, Türkiye’nin tarihsel birikimi ve bilimsel teknolojik gelişmeleri göz önüne alarak, yapay zekâ uygulamaları ve akıllı kentler anlayışıyla yeni yerel yönetim modelleri geliştireceğimizden hiç şüpheniz olmasın!

Çevre, en kilit söz olacak. Mevcut büyük binaları ağaçlarla, yeşille giydireceğiz; yeni yapılacak tüm yapılaşmayı yeşille bir bütün haline getireceğiz. Betonarme değil botanik bir anlayış için tüm dinamikleri zorlayacağız.

Turizm emekçilerimiz sektörü ve Antalya’yı terk ediyor. Antalya’nın rakibi olan destinasyonlarla kişi başı yıllık gelir 12 bin Euro’ya dayandı, Antalya’da bu rakam 4 bin Euro civarında. 45 yıldır “Bu sezonu da kurtaralım, Allah kerim“ diyoruz . Bu böyle devam etmez! Sezon sözünü bu kentten kaldıracağız. Bu kentin yazı da kışı da ayrı güzel, tüm mevsimlerde turist ağırlayacağız. Avrupa’da Antalya’nın tüm zenginliklerini tanıtacağız Avrupa’da Antalya meyve sebze günleri yapacağız. Avrupalı halen bizim tarım ürünlerimizden habersiz. Tarım bizim için çok önemli, şimdi pandemiden sonra çok özel bir değer kazandı. Sahipleneceğiz.

Tarımı destekleyecek politikalarımız, artan nüfusun beslenme ihtiyacının karşılanmasını; üretimde riskin azaltılmasını, gıda güvenliğinin sağlanmasını; toprak ve su varlığının geleceği gözeten biçimde akılcı kullanımını; tarımda çalışanlara yeterli ve düzenli gelir ve refah temin edilerek kırsal kesimin kalkındırılmasını; dış ticaretin geliştirilmesini ve kendine yeterlilik oranının yükseltilmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda tarım politikalarımız sadece sürdürülebilir üretimi ve ekonomik büyümeyi değil, aynı zamanda sosyal, kültürel, örgütsel boyutları da kapsamaktadır. İzleyeceğimiz politikalarla toplumun yeterli ve dengeli beslenmesini esas alan, ileri teknoloji, bilgi ve veriye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüş, örgütlülüğü ve verimliliği yüksek, arz talep dengesinde planlı üretim yapan, uluslararası rekabet gücünü artırmış, doğal kaynakları (toprak, su havzaları, su kaynakları) sürdürülebilir bir şekilde kullanan tarım sektörünü oluşturacağız. Üzerinde Antalya yazan markalar kurulmasına teşvik edeceğiz. Esnafa hibe ve krediler vererek orijinal, otantik ürünler üretilmesi ve pazarlamasını sağlayacağız.

‘GENÇLERİN BEDENİ TÜRKİYE’DE; RUHU YURT DIŞINDA’

- Atatürk’ün geleceği gençlere emanet ettiği Türk gençliği hakkında ne düşünüyorsunuz? Gençler sizce ülkemizde mutlu mu?

Ekonomik gücü olmayan kimse mutlu olamaz. Son yılların bir nevi yeni model vahşi kapitalist ekonomik düzeni Türk halkının yarısından fazlasının birikimlerini kaybetmesine sebep oldu. Halk olarak fakirleştik ve hızla fakirleşmeye devam ediyoruz. Gençlerimiz, geleceğimiz yani geleceğin ekonomisini ayaklandıracak olan gençlerimiz, memleketimizi terk ediyor. Soruyorum: Yarın Türkiye’nin hangi doktorları, mühendisleri, yazılımcıları, avukatları, sanatçıları ve yatırımcıları burada olacak? Hepsi, yurt dışına gidiyor. Şu an Türkiye, diğer dünya ülkeleri arasında gencini, geleceğini başka ülkelere hibe eden, kaçıran sırasında birinci sırada. İş yok, ekmek yok, özgürlük yok! Sormaya, sorgulamaya ve yorum yapmaya korkan z kuşağı mecburen dijital elektronik dünyaya sığındı. MHP’li arkadaşlara da sesleniyorum: “Türkiye’nin çakma beka sorunlarına ihtiyacı yok. Türkiye’nin en büyük beka sorunu ülkenin geleceğini kuracak olan gençlerin yüzde 70’inin ülkeyi terk etmek istemeleri.” Bu bize, memleket sevdalılarına büyük bir acı veriyor. Gençlerimizin memlekette kalmasını sağlamak için siyasi değişim şart. Şeffaf, özgür ve araştırmacı bir yaşam sahası kurmadan gençlerimizi artık tutamayız. Şu an bakın gençlerimizin bedeni memlekette ama ruhları Roma’da, Washington’da, Berlin’de, Londra'da… Avrupa’da yaşayan bir çocuğun ailesi onu geliştirmek için para harcıyor. Dijital çağdayız. Çocuklar aplikasyonlar üretiyor ama bunun içinde 100-300 dolar arasında gereksinimler var. O çocuklar bunların hepsini çerez alır gibi alıyor. Benim memleketimin evladı alamıyor, üretemiyor, geride kalıyor. Avrupa’dan 1.000 Euro ile gelen bir genç, burada harika bir tatil yaparken, benim memleketimin evladı ona hizmet ediyor.

Gençlerimizin hayallerini hayata geçireceğiz. Eğitim sistemimizin tüm kademelerinde yazılım dilini, kodlamayı ve teknoloji kullanımını programın bir parçası haline getireceğiz. Teknoloji ile barışık, teknolojiyi kullanan ve onu geliştirme çabası içinde olan nesiller yetiştirmek için her türlü eğitsel düzenlemeyi hayata geçireceğiz. Üstün ve özel yetenekli çocukların geçerli ve güvenilir araçlarla erken yaşta tespit edilmesini kolaylaştıracağız. Bu amaçla bütün okullar Yetenek Merkezleri gibi çalışacaktır. Bu öğrencilerin yetiştirilmelerine yönelik çağdaş eğitim modellerini hayata geçireceğiz.

Biz şunu biliyoruz ki, bizim gençlerimiz birazcık umut görse, bu kadar yüksek oranda ülkeden vazgeçip gitmez, başka ülkelere iltica etmez Biz Memleket Partisi olarak kendimizi gençlerimize çok yakın hissediyoruz, onlarla çok boyutlu verimli, katılımcı, paylaşımcı insan haklarına saygılı yeni bir vizyoner, bir memleket inşa edeceğiz.

‘BİZ BÜTÜNÜZ’

- Memleket Partisi’ne üye kayıtları ne durumda?

Her gün üye kaydı yapıyoruz. Kayda gelen üyelerimizin yüzde 54’ü Ak Parti’li, yüzde 8’i MHP’li, diğer kısmı CHP ve diğer partilerden geliyor. Toplumdaki ayrımcılığa set çektik. Memleket Partisi’nde toplumsal kaynaşma başladı. Toplumumuzun ivedilikle ihtiyaç duyduğu kalıcı ve özde barış için temel attık.

‘ÇOCUK VE KADIN BİZİM KIRMIZI ÇİZGİMİZ’

Elmalı Davasını biliyorsunuz, bu kentte yaşandı bu iğrenç olay. Çocuk ve kadın haklarını korumaya yönelik bir çalışmanız var mı?

Bizim Memleket Partisi olarak 6 kırmızı çizgimiz var. Bunlar, Atatürk'le problemi olanlar, doğaya ve çevreye saygısı olmayanlar, kadına şiddet ve çocuk istismarını yüksek sesle kınamayanlar, terörün her türlüsünü reddetmeyenler, siyasetten rant elde edenler, din, dil, mezhep ayrımcılığı yapanlar. Çocuklar, bizim geleceğimiz. Yarınlarımız. Çocuk ve kadın konusunda asla tavizimiz yok. Bunun üzerine söylenecek tek söz var o da biz evlatlarımızın yanındayız. Onları korumaya yönelik çalışmalar da yapacağız, onlar için her türlü riske de gireriz. Bugüne kadar çocuk ve kadına yönelik alınan kararların göz boyama olduğunu düşünüyorum. Türkiye çok yüzlü bir tavır gösteriyor. Halen ataerkil bakış açısına sahip. Her gün kadınlar canından oluyor. Erkek şiddetine maruz kalıyor. Biz, vazgeçilen İstanbul Sözleşmesini de yeniden şahlandıracağız. Çocuk, kadın, LGBT… Bu memleketimizdeki tüm vatandaşlarımızın korunmasını sağlayacağız. Biz, bu memlekette kimsenin kimseye zarar vermeyeceği, demokratik bir ortam oluşturup onu geliştireceğiz.

‘DOĞRU BİR KARAR AMA TÜRKİYE’DE SUİSTİMAL EDİLİR’

Sosyal Medya Yasası gündemde. Bu konuda fikriniz nedir?

Aslına bakılırsa, özünde doğru bir şey ama Türkiye’de suiistimal edileceğini düşünüyorum. Bana göre burada Türkiye’nin hedefi, insanları ürkütüp sosyal medyadan uzaklaştırmak. Bu yasayı takip edecek, denetleyecek kişiler, siyaset üstü olmazsa yasa sadece bazı insanların çıkarına olur. Kim ne derse desin, korku varsa, insanlar korkutarak, bir şeylerden uzaklaştırılmaya çalışıyorsa bu, değişimin sesidir.

‘GÖZLERİNİN İÇİNE BAKARAK KONUŞACAĞIZ’

Siyaset deyince soğuk ve mesafesi olan insanlar geliyor akla. Partinizin duruşu nasıl olacak?

Siyaset, kibirle ve narsisizmle olmuyor. Şu an kendine hayran en narsist, en bencil siyasetçilerle karşı karşıyayız. Olimpiyatlarda böyle bir disiplin olsaydı, olimpiyat şampiyonu olurdu ülkemizi yönetenler. Ben ve partim şeffaf olacağız. İş hayatımda da böyleydi. Şeffaf ofis politikası uygulardım. Gelir, gider, her şey personelime açıktı. Ben insanları seviyorum. İnsanla geçirilen her zamanı zenginlik olarak görüyorum. Siyasette kısa bir zaman geçirdim ve sürekli olarak sahada insanlarla beraber oldum. İnsanlarımız samimiyete ve şeffaflığa ve özellikle sadeliğe çok önem veriyor. Her şeyi bilen, pahalı arabalar ile hava basan kibirli kamu yöneticilerinden ve siyasilerden artık bıkmışlar. Biz farklıyız, bizim gözlerimiz promtera kilitli değil bilakis biz insanlarımızın gözlerinin içine bakan yeni nesil siyasetçileriz.

‘ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMLERDE YÜREĞİNİZLE OY VERİN’

-Sohbetimizi bitirmeden önce vatandaşlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Mülteci sorununu da artık bitireceğiz. Gerçekten sığınmaya ihtiyacı olan mültecileri elbette ülkemizde misafir edeceğiz ama ülkelerine bayramlaşmaya gidenleri memlekette istemiyoruz.

Önümüzdeki seçimler normal bir seçim olmayacak. Gelecek seçimler ülkenin kaderini kalıcı olarak belirleyecek. Yani bir nevi geleceğimizi seçeceğiz.

Çok yara aldık, hırpalandık, ötekileştirildik, fakirleştik, korkutulduk. Memleketimde aydınlanması gereken çok karanlık olaylar var. Bunları sadece biz açığa çıkarabiliriz. Biz bağımsız ve milliyiz. Kimseden korkmuyoruz. Önümüzdeki seçimde yüreğinizle oy verin.(Pazartesi Sohbeti: Ebru Yahşi)

12 Eyl 2021 - 21:59 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Eco - Baraner başkanım çok çalışıyor Memleket Partisi Antalya gönüllüleri olarak desteğimiz tam ?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Eylül 16:23



Anket Alanya'da kira bedelleri yüksek mi?