Mavi Kelebek ‘An’da kalmayı öğretiyor dostu Çoço’ya

Öğretim Görevlisi Uzman Klinik Psikolog İlknur Tığlı, Pazartesi Sohbeti’nin bu haftaki konuğu oldu. İlke Psikoloji Kliniği’nde danışanlarını kabul eden Tığlı ile pandemi sürecinden etkilenen toplumun psikolojisi ve yeni kitabı Çoço ile Mavi Kelebek üzerine hem keyifli hem de bilgi dolu bir sohbet gerçekleştirdik

Haber albümü için resme tıklayın

Pazartesi Sohbeti - Ebru AKARPAT

ÜNİVERSİTEDEN mezun olduktan sonra belirli bir süre sektör dışında çalışan Çoço ve Mavi Kelebek’in yazarı Uzman Klinik Psikolog İlknur Tığlı, yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra 1 yıl İngiltere’de görev aldı, ardından yurda  dönerek danışanlarını görmeye başladı. Pandemi sürecinde vaka sayılarına gizli gizli ağladığı bir gece ‘kendisini düşünmeyi bırakması gerektiğinin’ farkına varan Tığlı, oğlu Yağız’a benzettiği Çoço’yu kaleme almaya başladı.

İşte Tığlı’nın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

- Hocam merhaba. Öncelikle Pazartesi Sohbeti’ne hoş geldiniz. Kendinizden bahseder misiniz? Öğretim Görevlisi Uzman Klinik Psikolog İlknur Tığlı kimdir?

Merhaba, hoş buldum. Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra bir süre sektör dışında görev aldım. Ardından klinik psikoloji yüksek lisansımı da tamamlayarak 1 yıl İngiltere'de olmak üzere yurt içinde çeşitli belediye ve psikoterapi merkezlerinde klinik psikolog olarak çalıştım. Aldığım eğitimler ve uzmanlığımın da artması ile kendi kliniğimde danışan kabul ederken bir yandan da 2017 yılında doktoraya başladım. Halihazırda öğretim görevlisi olarak görev yapmakta aynı zamanda kurucu ortağı olduğum İlke Psikoloji Eğitim ve Psikoterapi Merkezi’nde danışanlarımı  görmekteyim.

 

‘DANIŞANIN YÜREKTEN TEŞEKKÜR ETMESİ EN BÜYÜK MOTİVASYON’

- Siz hem kliniğinizde danışan kabul eden hem de akademik kariyer yapan genç bir anne olarak, mesleğinizi nasıl tanımlarsınız? Uzman Klinik Psikolog olmanın olumlu ya da olumsuz yanları nelerdir?

Anne olduktan sonra yoğunluğumun arttığını söylemeden geçemeyeceğim. Topluma faydalı, ruhen ve fiziken sağlıklı bir birey yetiştirmek tüm anneler gibi benim de asli görevim. Bütün bunların ışığında söyleyebilirim ki onlarca okunan kitap, yazılan yazı ve yaşanan deneyim anne olduktan sonra çok başkalaşıyor. Bu işin aslında çok büyük kuralları olmadığını, hislerle hareket etmenin en doğal yol olduğunu anlıyor insan. O nedenle anne olduktan sonra bu tanıma eksik kalanları da ekleyebilirim artık. İnsanların en mahrem, en özel an ve anılarına dokunan, zaman zaman karanlık yollarına fener olmaya çalışan ama hep danışan odaklı bir ruh sağlığı çalışanıdır aslında terapist. Olduğunca duru, tarafsız ve dürüst olmalıdır aynı zamanda. Tıpkı bir su gibi. Tüm meslekler gibi bizim için de zorlukları var elbette. Bütün bunlarla mücadele etmek, danışan faydası maksimizasyonu için bizler de kendi terapi süreçlerimizi tamamlıyoruz mesleki yeterlilikte. Zaman zaman bir çok insan gibi zorlandığımız, baş etmekte yetersiz olduğumuz ya da yetersiz hissettirildiğimiz dönemlerden geçiyoruz. Bütün bunlara ek yakın çevrelerimizden “Sen nasıl psikologsun?”, “Kendini tedavi edemiyor musun” gibi söylemlerle karşılaşmak da sanırım mesleğimizin bir diğer olumsuz tarafı. Bizlerin de insan ve duyguları olan varlıklar olduğu unutuluyor zaman zaman. Etten kemikten varlıklardır psikologlar ve duyguları yönetmek her an çok kolay olmayabilir. Mucizevi bir yaratılış değil, ara sıra yollarını kaybetmelerine izin verilmelidir. Bu toplumsal baskı özellikle yeni mezun arkadaşlarımızın yanlışlar yapmasına neden oluyor. Bütün bunları silen ve güzelliklere odaklanmamızı sağlayan ise seans odalarındaki danışan değişimlerini görmek. Hayata, yaşamaya odaklanmaya yeniden başlayan, onların tabiri ile “eskisi gibi olan” danışanları görmek belki de sonsuz bir mutluluk bizler için. Hayatlarına dokunduğumuz onlarca danışanın yürekten teşekkür etmesi en büyük motivasyon. İlerleyen her seansa değişimle geliyor olmaları tıpkı yeşeren bir bitki gibi umut veriyor insana. Bunu görmek her meslektaşıma mutluluk veriyordur diye düşünmekteyim.

 ‘İYİ BİR TERAPİST OKUMAYA AŞIK OLMALI’

- Onlarca kitap, yüzlerce makale, araştırma yazısı okuyup pek çok çalışma içinde bulundunuz. Akademik kariyer yapmanın zorlukları var mı? Akademide ilerlemek isteyenlere tavsiyeniz ne olur?

Elbette zorluk meyvenin kıymetini ve kalitesini artırıyor. Kolay demek isterdim ancak zorlukları var. Bir kere en azından kendi alanım için söyleyebilirim ki okumaya aşık olmalı iyi bir terapist. Araştırmalı, kaçmamalı. Kitaplar üzerinde uyuyakalmayı sevmeli mesela. Her kaynak kıymetli ve alanda hızla bir değişim, dönüşüm var bunlara hakim olmalı. Bu açıdan sabır gerektiren ancak sevgi ile yapılabilir bir kariyer şekli. Zaman zaman yorulsanız da pes etmemek gerekiyor. Ben öğrencilerime hep söylediğim bir şeyi burada sizlerle de paylaşmak isterim. Akademi için tek mesainiz okumak, okumak ve okumak…

 ‘BÜYÜK DEĞİŞİMLER SANCILIDIR’

-  Pandemi sürecinde sizlere olan ihtiyacımız her zamankinden daha çok arttı. Mesleğinizin ne kadar kıymetli olduğunu ve önemini anladık. Felaketlerle geçen 2020 yılı, herkesin ruhunda derin yaralar açmıştır, bu yaralar kapanır mı?

Elbette kapanır, umut her zaman var. Kaybetmek değil çoğaltmak mühim. Hepimiz  için zor dönemlerdi, halen de bu dönem geçmiş değil. Yepyeni bir hayata açtık kapılarımızı, yepyeni kavramlar girdi hayatımıza. Kimi çabuk adapte olurken, kimi çok zorlandı. Büyük değişimler sancılıdır. Zaman gerektirir uyum için hele ki bu bir de epidemi, pandemi, salgın, doğal afetler gibi sebeplere bağlı ise çok daha zordur. Ancak insan uyumlu bir yaradılışa sahip alışıyoruz, hızlı öğreniyoruz, unutuyoruz. Kalan izler elbet olacaktır ancak ben bu konuda umutlu konuşacağım; bu süreç de yıllar sonra anılarımızda olacak. Şöyle bir öneride bulunabilirim değerli okurlara; etkilerini takip edip büyümeden bir uzman gerekliliği varsa destek almaları olacaktır. Kısa sürede çözüm elde etmiş olmak önemlidir.

 ‘KORKUTMAK UZAKLAŞTIRIR’

-  Kırmızı Oda, Masumlar Apartmanı ve Bir Başkadır gibi dizilerle psikoloji, televizyon dünyasının ilgi alanı olmuş durumda. Bu diziler sayesinde “Deli Doktoru” önyargısı biraz da olsa azalmış gibi görüyorum. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Ben de takip ediyorum. Özellikle yazılanları okuyorum. Kişilerin tepkilerini ölçüyorum. Size katılıyorum. Yaptığınız işi tabu haline getirmek, gizemli seans odaları yaratmak, içeride garip şeyler yaşanıyor algısı yaratmak bizi insanlardan uzaklaştırır. Terapinin ulaşılabilir olması, destek alması gereken herkesin bunu kafasında soru olmadan yapabilir olması aslında mesleğin ilk anlatılması gereken dersi bence. Korkutmak uzaklaştırır, bu diziler bir parça daha bizden biri hissi yarattı ki ben sevildiğini düşünüyorum yorumlardan. Ruh sağlığının küçümsenmeyecek ölçüde önemli olduğunu hatırlattı. Terapistin konuşarak neleri ortaya çıkarabileceği gerçeğini gösterdi bence. Bunlar kıymetli olgular. Yıllardır uğraşan, çalışan işini etik değerler ile yapmaya çalışan bir çok meslektaşıma fayda sağlayacağını düşündüğüm bir proje olduğuna inanıyorum. Tartışılır tarafları elbette vardır ancak bunu nihayetinde bir dizi ve kurgu olduğu da unutulmamalı.

 ‘ÇOCUKLAR DAHA HIZLI UYUM SAĞLIYORLAR’

-  2020 yılı çocuklar için de çok zor geçti. Pandemi nedeniyle okullarından, arkadaşlarından, sosyal yaşamdan; parklarından uzak kaldılar. Bulaşıcı bir hastalıkla, maskeyle tanıştılar. Bir uzman olarak çocuklarımızın bu sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çocuklarımız da bu süreçte bizlere eşlik ederken hem büyük fedakarlık yaptılar hem de etkilendiler. Kaygının onlar için de yüksek olduğu bir dönemdi. En çok sosyal çevrelerinden neden uzak kalmak zorunda olduklarını anlatmak zordu sanırım. Kapalı okullar, bant çekilmiş girmenin yasak olduğu park ve oyun alanları, sık sık gittikleri ancak uzak durmaları gereken aile büyükleri gibi bir çok konuda zorluklarla mücadele ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Ancak bir konuda çok rahattılar. ’Maske’ özellikle küçük danışanlarımı hiç uyarmama fırsat kalmadan kendi maskelerini ne denli aktif kullandıklarına şahit oldum. Oldukça titiz ve hassaslardı. Kolay kabullenip, zorlanmadılar. Zaman zaman yetişkin danışanlarım bunalıp, çıkarmak için izin isterken minik danışanlarım çok daha sabırlı hareket ettiler. Bu da bana yıllardır yaptığım çalışmaları doğrulattı aslında. Çocuklar daha hızlı uyum sağlıyorlar. Çabuk benimseyip hızla aksiyon alıyorlar. Sanırım yeni dünya onlar için çok daha kolay olacak. Zorlanmadan yeni düzenin sahipleri olacaklarına inancım bana iyi geliyor. Onlar çok daha esnek ve şekil alabilir haldeler, bu nedenle kaygıyı yönetmeyi başardıkları sürece üstesinden gelemeyecekleri hiçbir şey olmadığını düşünüyorum.

 ‘ÇOCUKLARDA MİNDFULNESS (FARKINDALIK) ATÖLYESİ DE PLANLARIMIZ ARASINDA’

- Çocuklarla ilgili çalışmalarınız nelerdir?

Pandemi süreci bizleri de etkiledi. İlke Psikoloji çocuklarına hasret kaldık. Çocuk seanslarımıza hem online da hem yüz yüze devam ediyoruz ancak değerli uzmanlarımızla çocuklar için hazırladığımız atölye çalışmalarına ara vermek zorunda kaldık. Bu sene üzerinde çok çalıştığım psikodrama atölyelerini açarak çocuklarla güzel buluşmalara imza atmak istiyoruz. Geçmiş dönemde yaptığımız ve büyük ilgi ile karşılanan dikkat ve odaklanma atölyelerine ek ilk kez size açıklayacağım ‘çocuklarda mindfulness (farkındalık)’  atölyesi de planlarımız arasında. Değerli okurlar İlke Psikoloji’nin sosyal medya hesaplarını takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirler. Bir çok yenilikle bu sene her çocuğa dokunmak dünyalarını renklendirmek hedefimiz.

 ÇOÇO’NUN DOĞUŞU

- Hocam, sizin bir kelebek gibi kozasından yeni çıkmış, dünyaya ‘merhaba’ diyen çocuk kitabınızdan konuşmak isteriz. “Çoço ve Mavi Kelebek” çocuk kitabınızın öncelikle tebrik ederiz, okuru çok olsun. Kitabınızın yazım aşaması nasıl gelişti? Bize Çoço’yu anlatır mısınız, Çoço nasıl doğdu?

Çok çok teşekkür ederim, çok kibarsınız. Umuyorum öyle olur. Kitap için hem öğrencilerimin hem hocalarımın çok uzun yıllardır bitmek bilmeyen ısrarları vardı ancak uygun zaman gelmemiş şimdi daha iyi anlıyorum. Pandemi döneminin başları oğlumun yeni yeni hareketlendiği bir dönemdi. Gündüz oyunlar oynuyor, sürecin farkına varmıyordum. Onu uyutup, yine vaka sayılarına gizli gizli ağladığım bir gece kendimi düşünmeyi bırakmam gerekliliği ile doğdu  ‘Çoço’. Çocuklar bizlerin ruh halleri de dahil birçok şeyi kopyalıyor. Toparlanmam gerektiğini hissettim ve yazmaya başladım. Yazmak bana da iyi geldi. Üretmek o dönem elimden gelen tek şeydi aslında. Klinikten, öğrencilerimden, aile büyüklerinden uzakta olup her gün açıklanan rakamların insan olduğunu bildiğimiz bir dönemde birkaç uykusuz geceme kardeş oldu canım ‘Çoço’. İsim babası oğlum Yağız aslında doğduğu günden beri hep Çoço diye seslendim ona. Anlamaya başladıkça baktım o da keyif alıyor, neden ona da ileride ilham olmasın ki dedim ve ona ithaf ettim. Bu fikri çizgilerinden etkilendiğim meslektaşım Uzman Klinik Psikolog sevgili Gülendam Demir’e açtım. Öyle heyecanlandı ki bu heyecana duyarsız kalamadım. Oldukça kısa bir sürede muhteşem bir şey yarattı öyküyü çizerek. Yağız’ı hiç görmeden fotoğraflarından ilham aldı demek doğru olur. Kalp atışları her telefon görüşmemizde bana kadar duyulduğunda anladım ki; Gülendam hocam da benim kadar inandı. İşte böyle yürekten çalışıldığı için bu denli sıcak, samimi ve bizden biri. Sizin nezdinizde de teşekkür etmek istiyorum güzel çizgilerinde can buldu, sevgili Gülendam olmasaydı, Çoço yarım kalırdı….

‘ÇOCUKLAR TIPKI ÇOÇO GİBİ KARANLIK BİR SABAHA UYANDILAR’

- Kitabınızı okurken Çoço ile Mavi Kelebek’in güzel ilişkisi içimi ısıttı. Kıvır kıvır sarı saçlarıyla Çoço çok sevimli bir çocuk. Ama bir sabah Çoço güneşi selamlamak için penceresine çıktığında bir şey oluyor. Çocuklarda böyle ani ruh değişimleri olur mu, olursa bir sebebe bağlı mıdır?

Böyle güzel bir abladan aldığı iltifatı ileteceğim Çoço’ya. Şimdiden şanslı diyebiliriz ona. Evet her günden farklı bir güne uyanıyor. Alıştığı gibi değil. Daha karanlık. Renksiz, soğuk ve yalnız aslında. Hayatın bize her zaman gülen yüzünü göstermediğini anlatmak istedim çocuklara. Rutinlerden şaşmanın da alışılabilir olduğunu anlatmaktı niyetim. Bir gün uyanırız ve eğer o gün diğerlerinden farklı ise kaygılanmayın, korkmayın demek için çıktım yola. Maalesef doğal afetler, savaşlar, karışıklıklar, pandemi derken yükü ağır bir seneydi ve her güne farklı uyandık. Bizlerin ruh halleri gibi onlar da bu durumlardan kendi minvallerinde etkilendiler. Bir günde sevdiklerinin yüzünü kapatan maskeler ile tanıştılar yine bir günde okullarının bahçelerinden mahrum kaldılar; tıpkı Çoço gibi karanlık bir sabaha uyandılar. Peki ne yapabilirlerdi duygu regülasyonlarını (Duygu düzenlemesi) sağlamak için bunu anlatmak istedim. Dümdüz terimlerle dolu bir kaygı öyküsü istemedim. Sonu masalsı kurtarıcılara da bağlı kalsın istemedim. O aileden biri bazen ağlar, güler, umudunu kaybeder ve korkar. İşte bu durumda ne yapmaları gerektiğini bilsinler istedim. Çoço kitabın bir bölümünde pijamalı mesela o kadar doğal o kadar bizden. Hem kim bilir belki ileride Çoço’yu farklı duygu hallerinde de görürüz.  Çocukların en kolay gösterebildiği duygu öfkedir. Öfke birçok duygunun tek çıkış halidir aslında. Üzüldüklerinde, kızdıklarında, canları yandığında, konuşamadıklarını öfke ile gösterirler. İşte bu gibi durumlarda gerçek duyguyu bulmayı sağlamak çok önemli bizler için. Gizil duygu nedir? Buna ulaşmak isteriz. Ortaya çıkarsınlar ve doya doya yaşasınlar isteriz. Bütün bunlar için de regülasyonu onlara küçükken öğretmeli ve sakinleşmeleri için alan yaratmalıyız.

- Çoço’ya iyi gelen, Mavi Kelebek’in anlattığı hikaye neydi?

Çoço duygu durumunu kontrol etmesi gerektiğini anladığında en yakın arkadaşının ona  anlattığı sakinleşme yöntemini hatırlıyor. Çünkü Mavi Kelebek ne zaman kendini kötü hissetse bir yere konar ve kanatlarını hızla çırparmış. Düşünmeden, konuşmadan öylece kanat çırpmak. Yani aslında burada diyoruz ki ‘durun’ bir süre öylece ‘durun’. Danışanlarıma hep söylerim kötü bir düşüncenin yerine hiçbir şey düşünmemeyi başarmaktır önemli olan. ‘An’da kalmak, düşünmeyi bırakmak, sakinleşmek için derin nefesler almak regülasyona giden yolda altın anahtarlardır. Çoço Mavi’nin bu güzel öğretisini hatırlıyor bir an. Gerçek dostlar böyle değil mi zaten? Kötü anında yanında olmak, sakinleştirmek, öğretmek için de varlar. Burada birçok mesajı birden veriyoruz çocuklarımıza. Pandemi ile değerini yeniden hatırlatan doğaya, hayvanlara saygıyı ve onların bizim gerçek dostlarımız olduğunun da altını çiziyoruz. Çocuklarımıza sevginin sonsuz ve çıkarsız olduğunu öğrenebilmek belki bir kelebek kanadından geçip geliyor olacak evlerinize.

 ‘İNSAN ZOR DÖNEMLERDE KİMİ ZAMAN KENDİ TERAPİSTİ OLABİLİYOR’

-  Elleri kelebek yapmak, ruhumuza iyi gelen bir duruş mudur? Bunun psikolojide bir açıklaması var mı?

Ben bir EMDR terapistiyim. Bu eğitimi ülkemizde sadece Sn. Emre Konuk hocamdan alma şansına erişenlerdenim. Eğitimde anlatılan benim de oldukça içselleştirdiğim ve seans odamda danışanlarıma anlattığım bir yöntemdir, ‘KELEBEK VURUŞU’ tekniğini yetişkinlerde de çocuklarda da severek kullanırım. Kendini sarıp sarmalamalı insan, zor dönemlerde kimi zaman kendi terapisti olabiliyor  bunu fark etmeli. Öz şefkati, farkındalığı ve ‘an’da kalmayı anlatan bir yöntemdir. Kişiyi regüle etmenin ötesinde kendine varlığını hatırlatıp yine kişinin kendine iyi davranmasının ne kıymetli olduğunu da vurgular. Takdir edersiniz ki kişi en çok kendine acımasızdır. Kendini çok rahat cezalandırır. Bu noktada bu vuruş ile aslında kendimizi de fark ediyor ve üzmemeyi öğreniyoruz.

 ‘UYGUN ÜCRETLİ TERAPİ PROGRAMI BAŞLATTIK’

-  Aslında hastalandığımızda doktora gitmek nasıl normal ve olağan ise ruhumuz yaralandığında ya da yorulduğunda psikoloğa gitmek o kadar normal ve olağan olmalı.  Fakat halen psikolog tabusu toplumda biraz kırılmış olsa da mevcut. Okurlarımıza hem çocuklar için hem de yetişkinlere verdiğiniz destekle ilgili ne söylemek isterseniz?

 Ne hoş ifade ettiniz. Gerçeğin ta kendisi bu aslında. Zaman zaman ruhumuz da acır, kırılır, incinir yara alır. Bu gerçeğin farkına varmanız önemlidir. Bu ayıp, tabu veya utanılacak bir durum değil. Size başta da bahsettiğim gibi, iyi bir terapist kendi terapi sürecini tamamlayandır. Bizler de bu süreçten geçip terapiyi deneyimleyen insanlarız. Sorunlarınızın üstünü örterek değil; üstesinden bir uzman ile gelin. Bizler bu konuda bir ilke imza attık. Ben ve kıymetli çalışma arkadaşlarımın ortak kararı ile İlke Psikolojide  terapiye ihtiyacı olan ancak ücreti karşılamakta zorlanan danışanlarımız için uygun ücretli terapi programı başlattık. Kısa sürede oldukça yoğun talepler aldık. Bu da gösteriyor ki insanların gerçekten ihtiyaçları var ancak belli sebeplerden uzaklar bizlere. Daha çok insana dokunup erişilebilir bir psikoterapi almalarını sağlayana kadar çalışmaya devam edeceğiz.  Bu mesleği seçerken şartlar ne olursa olsun çalışacağımızı biliyorduk işte bu nedenle sürecin en başından beri online sisteme hızla uyum sağlayan değerli uzman arkadaşlarım hız kesmeden online görüşmelerine devam ettiler. Şimdi İstanbul’dan Van’a, Muğla’dan Artvin’e öyle güzel bir danışan ağı kurduk ki işte bu anlatılmaz bir gurur. Uykusuz her geceye, seans arası vermeden aç çalışmaya ve bazen ailenizden uzak kalmaya değen bir mutluluk bu. Her danışan memnuniyeti bir terapistin motivasyonu.

‘BİR TEŞEKKÜR DE HAYATIMIN ÇOÇO’SU OĞLUM YAĞIZ’A.’

- Güzel oğlunuz Yağız'a ithaf ettiğiniz Çoço ve Mavi Kelebek kitabınızın yolu aydınlık olsun. Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle teşekkür ediyorum. Çoço’nun ilk röportajının sizinle olması bize güzel kapılar açıyor olacak, hissediyorum. Bu kitabı yazarken terapist arkadaşlarımın seans odalarına minik bir yoldaş, ailelere yol gösterici, ebeveynlikte yolunu zaman zaman şaşıran ailelere rehber olması için yazdım. Bu süreçte bu kadar iş yapabilmem için beni destekleyen anneme, babama ve eşime çok teşekkür etmek isterim nezdinizde. Olmasalardı olmazdı. Bir teşekkür de hayatımın Çoço’su oğlum Yağız’a. Bana en büyük ilham olduğu, cesaret verdiği ve ‘an’da kalmanın kıymetini öğrettiği için. Tüm okurlara sevgilerimi sunarım, sağlıklı günlerde buluşmak dileği ile.

10 Oca 2021 - 23:23 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket 2021 turizm sezonu beklentiniz nedir?