Göç Hikayeleri: Gurbette dört kız kardeş

Göç Hikayeleri’nin bu haftaki konuğu, babası Türkiye’den Almanya’ya göç eden ilk Türklerden biri olan Fatma Berkan Ulusal Kroeblin

Haber albümü için resme tıklayın

GÖÇ hikayelerinde bu hafta…

Yıl 1961.

Türkiye’de koşullar zorlu, bir çok insan ülkesini terk edip yurt dışına işçi olarak gitmeyi, biraz para biriktirip geri dönmeyi hayal ediyor.

Nüfus o kadar çok da değil, 27 milyon küsur Türkiye, Almanya 55-56 milyon civarında…

Türkiye ve Almanya arasında “işgücü alımı” anlaşması imzalanıyor.

Türkiye’den ilk olarak 2 bin kişi göç ediyor.

(Bu konuyu daha detaylı öğrenmek isteyenler, 1973 yılında BBC’nin hazırlamış olduğu "Mustafa: Misafir İşçi - No: 569716" adlı belgeseli izleyebilirler. Almanya'ya göç, Mustafa Gündoğdu'nun İç Anadolu'nun bir köyünden Almanya'ya uzanan hikayesini anlatıyor.)

İstanbul’daki kontrol merkezinde kontroller çok sıkı ağızdaki dişlere kadar sayıyor Alman görevliler.

Almanya ve gurbet hikayeleri de o dönemde başlamış oluyor… Sayıca az olmakla birlikte, 1961’den daha önce çeşitli sebeplerle Türkiye’den Avrupa’ya giden ve yerleşen kişiler var.

Bu hafta göç hikayelerinde, evine konuk olduğumuz

“Fatma Berkan Ulusal Kroeblin’in” babası, öncülerden…

İsim biraz uzun, ilk üç isim anne ve babasının koyduğu isim, Kroeblin’se Alman eşinden gelen soy isim.

Biz Fatma hanım diyeceğiz kendisine…

Onların hikayesi de “gurbet” hikayelerinden.

İsviçre’nin Winterthur kentinde başlıyor hikayeleri…

Sıcak bir Alanya günü Tosmur Mahallesi’ndeki evine konuk oluyoruz. Fatma hanım, güzel bir sitede güzel bir hayat kurmuş kendisine.

Kroeblin soyadını aldığı ve yakın zaman önce vefat eden eşiyle ilgili konuştuğumuzda, derin bir sessizlik çöküyor…

Babası Almanya’ya erken dönemde giden öncü kuşaktan… Yaşadıkları şehirde hiç Türk olmadığından, çocuk yaştan itibaren Alman kültürüne tamamen adapte oluyor…

***

KINAY: Bize kendi hikayenizden bahseder misiniz?

 

KROEBLİN: 1950 yılında, 4 kız kardeşten ikincisi olarak, ailem tatildeyken Afyon’da dünyaya gelmişim.

Ben doğduktan sonra, iki gün hastanede kalıp, memleketimiz Bursa’ya dönmüşüz.

Almanya’ya beş buçuk yaşında küçük bir kız çocuğuyken gittim, hayal meyal hatırlıyorum.

O tarihe kadar Eskişehir’de yaşadık.

Daha sonra hep Almanya’daydık, iki kız kardeşim de orada doğdu.

Babam o zamanlarda Devlet Demir Yollarında, Makine Mühendisi olarak çalışıyormuş.

Türk hükümeti babamı ilk olarak 1956 yılında eğitim için İsviçre’nin Winterthur kentine gönderiyor.

Winterthur şehrinde, demiryolu endüstrisi ve diğer ağır sanayi tesisleri var o zaman…

Eğitimden sonra babam Almanya’da kalmaya karar veriyor ve Essen kentine yerleşiyor.

Essen o zamanlar demir endüstrisi ve kömür şehri.

Ardından bizleri yanına alıyor.

Çocukluğumun geçtiği ev, Essen şehir merkezinin biraz dışında en fazla 4 katlı binaların olduğu bir yerdeydi.

Kaldığımız yerde bizden başka Türk yoktu.

Babam o zamanlar Krupp şirketinde bazı patentlerin geliştirilmesi ile ilgili bir çalışmalar yapıyordu.

Bugün bile otoriter bir insan olduğunu çok iyi hatırlıyorum, bizleri askeri bir disiplinle yetiştirdi, aile yemeklerini hep aynı saatte birlikte yerdik.

Okula altı yaşında başladım.

Olabildiğince çabuk Almanca öğrenmemiz için, evde sadece Almanca konuşuluyordu.

Ne okulda ne de çevremizde Türkçe konuşan kimse olmadığı için, Türkçe konuşmayı yavaş yavaş unuttuk.

Aslında babamın planı, 10 yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye dönmekti, fakat 43 yaşında, aniden, bir anevrizma sonucunda hayatını kaybetti…

O zaman annem Nuriye Hanım 39, ben 16 yaşındaydım.

1966 yılıydı, 39 yaşında, 4 tane kız çocuğu ile gurbette tek başına bir kadın…

KINAY: Anneniz ne yapmaya karar verdi?

KROEBLİN: O dönem Türkiye’de koşullar zorluydu. Dayımın Türkiye’ye dönmemiz konusunda çok ısrarlı olduğunu hatırlıyorum, fakat annem kalmaya karar verdi.

Babam ölmeden önce bir ev almıştı, o evi kiraya verip gelen parayla yaşamaya başladık.

Annem dört tane kız çocuğuna bakmak zorunda olduğu için tam zamanlı bir işe girip çalışamıyordu. Ayrıca Türk vatandaşı olduğumuz için her sene vize almak zorundaydık.

Annem terzide yarım gün çalışabileceği, geri kalan zamanda da bizlere bakabileceği bir iş buldu kendine.

Bu süre içinde Almancasını iyice ilerletti ve bir Stadtsparkasse bankasında yeni gelen Türk’lere banka işlerinde tercümanlık yapmaya başladı.

Hepimiz okula gidiyorduk.

Büyük ablam mimar, ben tekstil mühendisi oldum.

Üçüncü kız kardeşim avukat ve en küçük kız kardeşim ise çocuk doktoru oldu.

KINAY: Sizin hayatınız nasıl gelişti?

KROEBLİN: Liseden sonra staj yapmak için Wuppertal’de çalışmaya başladım.

20 yaşında bir genç kızdım.

Eşimin annesi de benim staj yaptığım fabrikada çalışıyordu. Bana çok yakınlık gösterirdi, bir gün beni evlerine davet etti.

Sonradan eşim olacak olan Hans Günter’le ilk defa o gün tanıştık.

O dönemde evimiz uzakta olduğu için ben de Wuppertal’de bir öğrenci yurdunda kalmaya başladım.

O senenin bitiminde, staj döneminden hemen sonra üniversite hayatım başladı.

Hans Günter de aynı yıl askere gitti.

1974 yılında benim okulum bitti ve evlendik.

Aynı yıl kendi evimize taşındık.

Eşim 12 yıl orduda çalıştı, bense bir tekstil fabrikasında müdür olarak çalışmaya başladım.

1979 yılında fabrikadaki işimden ayrıldım.

80’li yıllarda, Çin ve Türkiye’de tekstil endüstrisi gelişmeye başlamıştı.

Dolayısıyla Almanya’da tekstil sektörü zayıflamaya başladı.

Bir sonraki yıl, 1980’de sigorta acentesi açmaya karar verdim. Bu dönemde bir işveren olarak Alman kanunlarını da çok iyi öğrendim.

Kısa bir süre sonra sıfırdan başladığımız sigorta acentesinde 650 müşteriye ulaştık.

Aynı yıl bir kızımız dünyaya geldi.

KINAY: 80’li yıllarda Almanya’yı nasıl hatırlıyorsunuz?

KROEBLİN: O yıllara kadar yabancı düşmanlığı hiç yoktu, ülkesini terk ederek Almanya’ya gelen ve Türkiye’yi kötüleyen siyasi sığınmacılar sonrasında düşmanlık yavaş yavaş yayılmaya ve artmaya başladı.

Aynı yıllar, Almanlar için de işlerin azalmaya başladığı yıllar oldu.

Türk göçmenler yavaş yavaş piyasaya hakim olmaya başlamışlardı.

Bu durum kıskançlık ve yabancı düşmanlığının artmasına neden oldu.

Göç edenlerin sayısının artmasıyla birlikte hep birlikte yaşanan mahalleler oluşmaya başladı.

Farklı bir dil, farklı bir din ve kültürün artması sonucunda yabancı düşmanlığı artmaya başladı.

Gelenler Alman kültürüne adapte olmadan kendi kültürlerini olduğu gibi muhafaza ettiler ve uyum göstermediler.

Bu durum Almanların hoşuna gitmedi.

Alman kültüründe büyüdüğüm için önceleri bu olayları pek fazla fark edemiyordum…

KINAY: Türkiye’ye yerleşmeye ne zaman karar verdiniz?

KROEBLİN: Annem Nuriye Hanım, 1990 yılında emekli oldu ve Gazipaşa’da bir ev alıp oraya yerleşti.

Bu sayede bizim de bir ayağımız Türkiye’de oldu. Gidip gelmeye başladık.

Eşim Hans Günter motosiklet sürmeyi çok seviyordu. Türkiye’nin güzelliklerini motosikletle birlikte gezerek keşfettik.

Birlikte iki kere Türkiye turu yaptık. İstanbul, Ankara Bursa ve Kapadokya’yı gezdik.

2008 yılında, Türkiye’ye göç etmeye karar verdik.

Annemin Gazipaşa’da yaşıyor olmasından dolayı zaten bu bölgeyi çok iyi biliyorduk.

Ve Alanya’ya yerleşmeye karar verdik.

Türkiye’ye göç etmeye karar verdikten sonra Almanya’ya döndük ve 5 yıl çok sıkı bir çalışma sürecine girdik.

2013 yılında emekli olduk.

Ülke değiştirmek öyle sanıldığı kadar kolay bir şey değil. Tasarruflarımızın dışında Almanya’daki evimizi sattık, ben sigorta acentesini devrettim ve emekli ikramiyelerimizi de alarak Türkiye’ye, anavatana döndük.

Almanya’da hiçbir şeyimiz kalmadı.

Eşim, bir şeye karar verdiği zaman kesin olarak onu yapardı.

Bu sebeple, bir ev Almanya’da, bir ev burada olmasını istemedi.

Kızımız zaten o dönemlerde Almanya’da yaşamıyordu.

İşi nedeniyle Luxemburg’daydı.

Yaptığımız tasarruflarla Alanya’ya gelerek Mahmutlar’da bir ev aldık.

Eşimi geçen sene kaybettik.

Evliliğimiz 50 yıl sürdü, bu süre içinde hep birlikteydik. Sigorta işini de beraber yaptık, ben satış işlerini yapıyordum, eşim ofis işlerini yürütüyordu.

Bütün hayatımız birlikte geçti.

KINAY: Toprağı bol olsun...

Alanya’da günleriniz nasıl geçiyor?

KROEBLİN:2014 yılında ilk olarak Alanya Yabancılar Meclisi’nde, daha sonra da 2018 yılında Hür-Türk Derneği’nde çalışmaya başladım.

Bu kuruluşlarda çalışmamın sebebi, elimden geldiği kadar, Türk-Alman dostluğunun daha ileri gitmesi için neler yapabilirim diye düşünüyorum.

Köklerim Türk ama Alman kültürünü çok iyi tanıyor ve biliyorum.

Bu doğrultuda elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum.

Türkiye’yi ve insanlarımı çok seviyorum.

Türkiye’de yaşamaya başladıktan sonra, var olan sevgim daha da arttı.

Burada kardeşlik ve insanlık var, Almanya ile kıyaslanmayacak şekilde.

Eşimle beraber burada yaşayan dernek üyelerimizin birbirleri ile iletişim kurabilmeleri için Whatsapp grupları kurduk.

Türk hükümeti tarafından yapılan açıklamaları bu grup üyelerine ulaştırdık.

KINAY: Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?

KROEBLİN: Türkiye’yi ve insanlarımı çok seviyorum.

İçimde hala ne yapabilirim diye yanan bir ateş var.

Benim hikayemi dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.

***

Bizler de Fatma hanıma bizleri evinde ağırladığı ve sorularımıza cevap verdiği için çok teşekkür ediyoruz.

Bir sonraki “Göç Hikâyesinde” buluşmak üzere.

Sevgiyle kalın.

 

Fatma Berkan Ulusal Kroeblin, hikayesini Yasin Kınay’a anlattı.

 

Fatma Berkan Ulusal Kroeblini, eşi Hans Günter ile birlikte.

01 Tem 2020 - 00:01 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ahmet Bedir - Yüreklerinize saglik yasinim ve Fatma hanim .. benide 1980 de 16 yasinda almanyaya geldigimi hatirlattiniz.. aci gurbeti iyi bilirim. Selam ile ?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 02 Temmuz 19:49



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?