Bir fabrikatörün başarı öyküsü: Şahin Kırbıyık

Profesyonel barmenlikten Antalya’nın sayılı iş adamları arasına giren renkli bir isim Şahin Kırbıyık. Sektöre ilk başladığı günden bugüne iş dünyasında attığı doğru adımlara, gelecek planlamasından iş dünyasına verdiği mesajlara kadar kendisiyle geniş ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik

+3
Haber albümü için resme tıklayın

ANTALYA'DA yaptığı yatırımlar, sağladığı istihdam, eğitim, kültür ve sosyal aktivitelere verdiği destek ile birçok kesimin takdirini toplayan ve Antalya'nın sayılı iş adamları arasına giren Şahin Kırbıyık, barmenlik yaparak başladığı meslek hayatını ve sektörde attığı dev adımla yerli üretimde gelişim gösterdiği süreci Yeni Alanya okuyucularına anlattı.

‘HERKESİN BİLDİĞİ İŞİ YAPMASI GEREKTİĞİNİ BEN BABAMDAN ÖĞRENDİM’
- Kırbıyık Holding Yönetim Kurulu olarak ciddi yatırımlar yapıyorsunuz. Kamuoyu sizi tanımak istiyor. Şahin Kırbıyık kimdir?

27 Aralık 1967’de Mersin’in en büyük ilçesi, tarihi ve kadim bir kent olan Tarsus’un Kızılmurat Mahallesi’nde doğdum. Dedem şekercilikle uğraşıyordu. Lokum, bandırma, cezerye gibi yöreye ait tatlıların imalatını yapıyordu. Şehir merkezinde güzel bir dükkânımız vardı. Babam da o dükkânda mesleği babasından öğrenerek işe başlamıştı. Babam işi biraz kavradıktan sonra iş yerini dedem babama devretti. Babam devraldıktan sonra ben de ağabeyimler ile birlikte dükkâna gitmeye başladım. Gidip gelirken elbette boş durmuyor, bizatihi çalışıyordum. Böylelikle esnaflığı ve ticareti öğrenmeye başladım. Babam şekercilik işlerini sürdürürken bir anda yem fabrikası açtı. 1970’li yıllarda Tarsus'ta Beydeğirmeni denilen yerde 'Kırbıyıklar Yem Fabrikası' açıldı. Açıldı ama işler istenilen seviyede gitmedi ve babam fabrikayı kapatmak zorunda kaldı. Herkesin bildiği işi yapması gerektiğini o dönem babam bana net bir ifade ile öğretti. Aslında bu fabrika hem babama hem de bizlere bir daha asla satın alamayacağımız bir tecrübe de sağladı.

‘SOYADIMLA, YÖRÜKLÜĞÜMLE HER ZAMAN GURUR DUYDUM’
- Şahin Bey, Kırbıyık soy ismi nereden geliyor?

Soyadımız Oğuz Boylarına kadar uzanmaktadır. Bizler Karakeçili Yörüklerindeniz. Sayıca çok olduğumuz için bizim boyların kimisi Antalya tarafına, kimisi Denizli tarafına geçmiş. Kırbıyık soyadı daha sonra Yörük kimliğimize adeta bir nişan oldu. Soyadımla, Yörüklüğümle her daim gurur duydum.

- Tekrar Tarsus'a dönersek, fabrika battı peki sizin hayatınız nasıl devam etti?

Tarsus çok eski bir yerleşim yeri olduğu için köklü ve önemli okulları da var. Ben Dumlupınar’da ortaöğrenimime başladım. Daha sonra Cengiz Topel Lisesi’ne gittim. Hemen ardından vatani görevimi Gaziantep’te 5. Zırhlı Tugayı’nda muhabere olarak tamamladım. Askerlik sonrası hemen iş hayatına atıldım.

‘ASKERDEN SONRA BAKKAL AÇTIM’
- Ne yaptınız, nasıl bir iş hayatına atıldınız?

Askerlik sonrası Tarsus’a geldim. Oturduğum mahallede market ve zaruri tüketim ürünleri üzerine bir eksikliği gördüm. Boş durmamak için bir bakkal açtım. Kendi kendine yeten bir bakkal olmasına rağmen tam olarak istediğim randımanı alamadığım için bakkalı devrettim. O zamandan beri hep büyük düşünüyorum. Bir atasözü var ya hani, boğulacaksan engin denizlerde boğulacaksın diye, ben de annemi ikna ettim. Adana yolu üzerindeki Kargılı’da 10 dönüm arsasını sattırdım. Allah gani gani rahmet eylesin, rahmetli annem onu satarak benim yeni bir iş kurmamı sağladı.

‘ANNEM ARSASINI SATTI,
BEN MAĞAZA ZİNCİRİ KURDUM’
- Nasıl bir işyeri kurdunuz?

Mersin Limanı 'A' kapısının tam karşısında 'Adonis' adında deri mağazası açtım. Daha sonra deri mağazası ile iş hayatıma devam ettim. Deri mağazası fikri piyasada arkadaşlarım aracılığı ile aklıma yatmıştı. Araştırmayı seven bir insanım. Mağazada o zamanlar deriyi 120 dolara alıyorduk ve 150 dolara satıyorduk. Yaptığımız araştırma neticesinde aynı ürünü İzmir'den çok daha ucuza alabileceğimi öğrendim. O dönem biraz çilekeş bir şekilde otobüse atlayıp İzmir'e gidiyordum. Karton kolilere deri ürünlerini balyalayıp Mersin'e getiriyordum. Talep çok olunca ve üstüne üstlük esnaf da bizden ürün istemeye başlayınca dedim ben bu işi tek başıma yapabilirim. Tek başıma yapmaya karar verince mağazanın adını 'Şahin Mağazası' koydum. Ardından 5 tane daha deri mağazası açtım. Şahin bir, iki, üç, dört, beş isimlerini vererek o zaman adeta mağaza zinciri oluşturdum. Bulunduğum bölgeye sattığım ürünle hâkim oldum. Pahalı da vermeyerek esnafın da benim satış yaptığım fiyatın üzerine kârını koyarak rahat satış yapmasını sağlıyordum. İş yerlerimizin önünde kuyruklar oluşmaya başladı.

‘SOVYETLERİN DAĞILMASI DERİ TİCARETİNİ DEĞİŞTİRDİ’
- Daha sonra ne yaptınız?

Global dünyada yalnız olmadığınızı gösteren her daim bir şeyler karşınıza çıkıyor. Nitekim o dönem her şey iyi giderken Sovyetlerin dağılması deri ticaretinde kartların yeniden dağıtılmasına neden oldu. Sovyetler Birliği’nde yaşanan değişim işlerimizi adeta sekteye uğrattı.

‘TEK MAĞAZA İLE AYAKTA KALMAYA ÇALIŞTIM’
- Siz daha önce dededen ve babadan tecrübelisiniz. Nasıl bir yol izlediniz?

Yaptığınız ticarette elde olmayan, öngöremediğiniz sebepler olunca çok da hazırlıklı olamıyorsunuz. Örneğin bugünlerde yaşanan koronavirüste olduğu gibi sizin elinizde olmayan nedenlerden dolayı yaşadığımız bu olay karşısında hemen bir refleksle mağaza sayılarını düşürdüm. Tek mağaza ile ayakta kalmaya çalıştım. Bu arada Alanya, Kemer, Manavgat, Bodrum’daki arkadaşlarımla görüştüm. Elimdeki derileri buralara göndererek yavaş yavaş elden çıkarmaya başladım. İlk önce Alanya’daki arkadaşımın yanına gittim. O sırada deri ile ilgilenen bir esnaf bizim sohbetimize ortak olunca parça başı 50 dolar istediğim deri ürünlerine toptan 45 dolar verdi. Ben arkadaşıma ziyarete gittiğim esnada elimde kalan tüm derileri de satmış oldum.

‘BEN ALKOL ALMAM ŞARTIYLA GİTTİM, BAR SATIN ALDIM’

Tabi o dönem mark ile alışveriş yapılıyordu. 450 bin marka derileri Hasan adında o an tanıştığım esnafa sattım. Alanya’da ziyaretine gittiğim arkadaş ki arkadaşımız Alaaddin ağabey, 'Hemen gitme, bu akşam yemek yiyelim' dedi. Gideceğimiz yerin bir bar olduğunu söyleyince 'Ben alkol almam’ şartını öne sürerek teklifini kabul ettim. Gittiğim yerin ambiyansı çok farklıydı. O ana kadar yaşamadığım bir atmosfer olacak ki çok etkilendim. Turistlerin dans etmesi, herkesin eğlenmesi, taşradan çıkan bir genç için sanırım çok etkileyiciydi.
Bu arada işletme sahibi de yanımıza gelerek bizimle sohbet etmeye başladı. Sohbet esnasında barı satacağını söyledi. Neden bilmiyorum, cebimde param da vardı. “Bana sat bu barı” diyerek pazarlık yaptım. İşletme sahibi zaten 380 bin Mark’a pazarlığın bittiğini, ertesi gün devir işlemlerinin yapılacağını söyledi. “Ben de aynı paraya bana sat, paran peşin” diyerek hiç hesapta olmayan bir gelişme ile, 380 bin Mark’a adı 'Lambada Bar’ olan işletmeyi satın alarak turizme adım attım.

‘ÖĞRENMEYE AÇIK BİRİ OLDUĞUM İÇİN İNANIN HİÇ KORKMADIM’
- Nasıl cesaret ettiniz? Sizin hiç bilmediğiniz bir sektör değil miydi?

Hayat boyunca araştırma, geliştirmeyi kendime ilke edindim. O an Türkiye'de bir turizm patlaması yaşanacağını biliyordum. Hiç bilmediğim bir sektör ama öğrenmeye ve gelişmeye açık biri olduğum için inanın hiç korkmadım. Zaten Ekim sonunda barı aldığımız için ve kısa süre sonra sezon bittiği için kapattık ve Mersin’e gittik. Sezon açılınca tekrar Alanya’ya işimizin başına döndük. İşimizin başına geçtik ancak işi tam olarak kavrayamadığımızdan çok çileler çektim. Barmenlik, bar işletmeciliğin en önemli argümanıdır. İşi bilmediğiniz zaman birilerinin iki dudağına bakmak zorunda kalıyorsunuz. Bu olayları yaşamamak için bu böyle olmayacak dedim, önce barmenliği öğrenmek gerek diye kolları sıvadım. Çok sevdiğim yakın bir dostumuzdan barmenliğin püf noktalarını öğrenmeye başladım. Her geçen gün bir önceki günden daha ileriye giderek sürekli kendimi geliştirmeye başladım. Hangi ülke vatandaşının hangi karışımı ve içkiyi nasıl içtiği konusunda inanılmaz bir tecrübe sahibi oldum. Baktım dışarıdan aldığımız barmenler senin müşterine hitap edemiyor. Kendim bizzat eleman yetiştirmeye başladım. Bizim gözetimimizde iş yapan, müesseseyi düşünen personeller oluşturduk. Bu işi kavradığımız andan itibaren ciddi kazançlar elde etmeye başladım. 1997-1999 yılları arasında sürdürdüğümüz çalışma sonrasında bu alanda misyonumuzu tamamladığımızı düşündüm. Aklımda ve hayalimde olan bir plan vardı.

‘BULUŞLARIMIN FORMÜLLERİ HEP CEBİMDEYDİ’

Bu planımızı harekete geçirdik. Bar işletmeciliği yaptığım dönemde bazı buluşlar yapmıştım. Bu buluşların formülleri hep cebimdeydi. Bu ürünü imal ederek otellere satmamız gerektiğini düşündüm. Ancak ürün üretmek çok kolay değildi. Önce aklımızdaki ürünün bir örneğinin bayiliğini alarak işe başladık.
Aldığımız bayilik sektörün önde gelen firmalarından biriydi. Kısa sürede otellere İngiliz menşeili mal satmaya başladık. Ürün gamında birçok alkol ürünü vardı. Bu işten de çok para kazandık. Ardından hayalimizdeki ürünü ve buluşumuzu üreterek, şişelemek ve bunun için de fabrikasyona geçmeye karar verdik.

‘SHOT ÜRETİMİNİ GERÇEKLEŞTİRDİK’
- Fabrika mı kurdunuz? Ne ürettiniz?

Formülleri bizde saklı kalmak koşulu ile piyasaya hızlı giriş yapabilmek için Denizli’de fason üretimi gerçekleştirdik. Ülkemizde eksik olduğunu gördüğümüz adına ‘Shot’ denilen aromatize bazlı içki üretimini gerçekleştirdik. Biz üretime başlayıncaya kadar bu ürünler hep yurt dışından ithal ediliyordu. Bizim kendimizin bulduğu formülün Denizli’deki fabrikada şişelenmesine başladık. Fason üretim yaparken bir bandrol yasası çıktı.
‘BU SEFER DE PROSEDÜRLERE TAKILDIK’
Fason üretiminde maliyet artışı ortaya çıkınca rekabet ortamı oluşturabilmek ve hedefi büyütmek için Aksu’da 2005 yılında yatırım yapmaya başladık. Önce kiralık bir yer tuttuk. Teçhizat ve makineler aldık. Tabii bazen her istediğiniz gerçekleşmiyor. Bu sefer de prosedürlere takıldık. Anonim Şirketi kurduk ancak tarım kodeksinde prosedürler gereği işletmeciliğin yapılamayacağı söylendi. Dünyada bilinen ve satılan hatta ülkemizde ithal olarak giren ürün üretemeyeceğimizi söylemeleri bende adeta şok etkisi yarattı. O zaman sil baştan yaparak önce hukuk mücadelesi vermeye başladık. ‘Avrupa Gıda Normlarında’ bu tarz içkilerin mevcut olduğunu, 'Kopenhag Kriterleri’ne' göre bunun üretimi ve dağıtımının yapılmasının önünün açılması gerektiği yönünde adeta hukuk savaşı başlattık. İki yıl boyunca durmaksızın bu işe kafa yorduk. Sonunda hukuk mücadelemizi kazandık ve yirmi bir derecede alkollü üretim yapabilme iznini aldık. Otuz altı bin litre kapasite ile aromatize bazlı içki üretimine başladık.

‘ÜRÜNÜMÜZÜN TADI, ÖZELLİĞİ, TERCİH EDİLİŞİ ÖNÜMÜZÜ AÇTI’
- Sizin için hayalinizdeki bir işi yapma imkânı sanırım yeni bir sayfa açılmasını sağladı.

Aslında çok heyecanla kazandığımız hukuk mücadelesinden sonra yaptığımız üretimle mutlu olmuşken bir gün elimize “Bunları üretemezsin” şeklinde bir tebligat ulaştı. Ürün üretimimizin derecesinin yedi dereceye düşürüldüğü söylendi. Bir anda 21 derece aromatize bazlı içki ürün gamımız 7 dereceye düşürülünce satışta zorlandık. İlk yıl 36 bin litre kapasitemiz vardı, o yıl 16 bin litre mal satabilmiştik. Durum böyle olunca yeniden hukuka başvurarak dava açtık ve bu kez 14,5-15 dereceye kadar üretim yapabileceğimiz söylendi. Mahkeme sonrası ürün gamımızın tadı, özelliği, tercih edilişi nedeniyle önümüz açıldı, satışlarımız arttı.

‘LAMBADA BAR BANA ÇOK ŞEY ÖĞRETTİ’
- Sektörde yeni bir ürün ile birçok üreticinin pazar payına ortak oldunuz. Bu sizi nasıl bir sürece götürdü?

Ben daima hedefleri olan bir insan oldum. Alanya’da küçük bir işletme olarak görülen Lambada Bar bana dünya insanını, dünya kültürünü, dünya yemeklerini ve dünya ticaret döngüsünü tanıma şansı vermişti. Elbette satışların olacağını biliyordum. Sonrasında aldığımız pazar payının bizlere birçok düşman yaratacağını da kestiriyordum. Yani hazırlıklı bir yapım var. Bizim performansımızı gören bazı karteller ve bildiğiniz lobiler sürekli fabrikamıza baskın düzenlettirdi. Şaşılmaz derecede Ankara’dan sürekli müfettiş geldi. Sürekli denetim, sürekli sıkı takip, defterlerimiz incelendi. İki yıl boyunca bunları yaşadık. Artık kazanç değil ayakta durmak tek düşüncemiz oldu. Her denetleme, her inceleme bizlerin daha güçlü durmasını sağladı. Hiç durmadan çalışarak, formüllerimize güvenerek üretmeye devam ettik. Bu süreçte kapasitemiz 175 bin litreye ulaştı. Düşünebiliyor musunuz? 2015 yılında o ana kadar ithal edilen bir ürünü biz üretmeye başladık. Üretimden ortaya çıkan gücümüzün farkına daha iyi vardım.

‘İŞLETMEMİZİ AYAKTA TUTMAK İÇİN KOCA BİR LOBİYLE SAVAŞTIK’
- Sanırım rakipleriniz çok şaşırdı?

Şaşırmak bir yana neler yapmadılar ki, biz bu başarıları yakaladıkça FETÖ’cüler bir taraftan, yabancı ve siyonist sermayesi bir taraftan bastırdı. 'Sen düzeni bozdun, bırak git' havası yaratmaya çalıştılar. Biz de inatla işletmemizi ayakta tutmak için adeta koca bir lobiye karşı savaştık. Baktılar, ne yapsalar bu Yörük çocuğuna laf geçiremiyorlar. Sonra fabrikayı bu zihniyettekiler araya insan koyarak akıl almaz fiyatlara almak istediklerini ilettiler. Ben aracı gelen şahsa “Ben çocuklarıma miras bırakacağım” diyerek teklifi kabul etmedim. Bu ve buna benzer çok teklif geldi, birine dönüp bakmadım.

‘1 TIR MALI BATMAK ÜZERE OLAN BİR FİRMAYA GÖNDERDİM’
- Siz Türkiye'de üretilmeyen bir ürünü ürettiniz. Türkiye'de satışını nasıl sağladınız. Nasıl bir süreç yaşadınız?

2015 yılında ürünümüz piyasaya çıktığında ürünümüz bilinmiyordu. Aslında çok meşakkatli bir dönem geçirdik. O dönem satış departmanımız Türkiye’yi üç kez dolaştı. Buna rağmen doğru dürüst hiç kimseye bayilik veremedik. Daha sonra sosyal medyayı iyi kullanmaya başladık ve İstanbul’a bir TIR dolusu malı batmak üzere olan bir firmaya gönderdim. Gönderdiğim malın batacağını düşünerek gönderdim. Firmayı ve sahibini tanıyordum.

‘1 TIR MAL GİTTİ AMA PLANIM TUTTU’
- Sizin gibi tecrübeli, ticareti dededen öğrenen biri neden böyle bir şey yapsın?

Başka çarem yoktu. Ürünün yayılması ve tanınması için İstanbul piyasasına mutlaka girmemiz gerekiyordu. Buluşumuz olan ürünü bir kez içenin yeniden tercih edeceğine yüzde yüz inanıyordum. Benim bu ticari hamlem sonrasında İstanbul’da ürünümüz tuttu. Batma tehlikesi olan o firma kısa sürede ürünün dağıtımını gerçekleştirdi. Benden bir TIR daha ürün istedi. Önce gönderdiğim bir TIR ürünün ödemesi geldi. Ancak ikinci gönderdiğimin ödemesini alamadım. Bu zaten beklediğim bir şeydi. Olan bir TIR dolusu ürüne oldu ancak benim ürünüm İstanbul’da tanındı. Planım tutmuştu.

‘HER AY 8 TIR MAL GÖNDERİYORUM’

Şimdi İstanbul’a her ay 8 TIR dolusu ürün gönderiyorum. Şimdiki bayilerimiz çok güçlü ve sağlam işletmeler, onlarla çalışmaktayım. Daha sonra Türkiye'de bölge müdürlükleri kurdum. Müdürlerin ofisleri, arabaları, her şeylerini tedarik ettik. Küçük küçük siparişler ile bölge müdürlüklerimizin yaptığı çalışmalar bir kartopu gibi büyüdü ve devasa siparişlere dönüştü. Bugün 81 vilayete ürünümüzün satışları yapılmakta, bayilikler bulunmakta. İlk zamanlar biz bayilik vermek için adeta insanların ayaklarına kadar gidiyorduk ancak şu anda bayilik isteyen birçok vatandaşımız fabrikaya kadar geliyor, ne yazık ki bayilik veremiyoruz.

‘HİÇBİR BAŞARI CEZASIZ KALMIYOR’
- Bize hayat hikâyenizi ve ticari geçmişinizi anlatıyorsunuz ama bir de madalyonun diğer tarafı var. Biraz bizlere madalyonun diğer tarafını anlatır mısınız?

Madalyonun diğer tarafını ne siz söyleyin ne de ben anlatayım. Ancak gerçeklerin saklanamaz gibi önemli bir özelliği var. Her zaman olduğu gibi hiç bir başarı cezasız kalmıyor. Kendi sektörümde yaptığım girişim ve çalışmalar biraz önce de ifade ettiğim üzere çok sert tepkilere neden oldu. Ben adına Yahudi lobisi diyorum ama sakın ülkemizde yaşayan Musevi vatandaşlarımız alınmasın, benim kastettiğim global ticareti her daim çıkarları için koruyan, kollayan, bu uğurda savaşların çıkmasını sağlayan lobiyi kastediyorum. İşte o lobiler ve onların buradaki uzantıları baktılar, piyasaya yeni bir aktör girdi. Ellerinden pazar payını yavaş yavaş almaya başladı. Bir sürü ayak oyunlarına başvurdular. Fabrikamızı polislerle bastılar. Kazanlarımızı sildiğimiz temizleme ürünleri hakkında alkol üretimi yapıyorlar diye bizleri basına çıkarttılar. Her şey son derece titizlikle planlanmıştı. Kapının dışında onlarca gazeteci bekliyordu. Beni kendi fabrikamdan kelepçeli bir şekilde çıkarıp, götürdüler.

‘O KADAR KOMİK BİR NEDENLE SUÇLADILAR Kİ…’
- Peki, sizi ne ile suçluyorlardı?

O kadar komik bir nedenle bizi suçladılar ki yani söyleyecek bir şey bulamıyorum. Kazanlarımızı temizlemek için kullandığımız dezenfektanın alkol üretildiği yönünde asılsız ve imkânsız bir suçlama yaptılar. Bu içerik olarak mümkün olmayan bir iftiraydı. Bilimsel olarak imkânsız bir olayla ilgili beni resmen kelepçeyle fabrikamdan aldılar. Bu öylesine organize bir hareketti ki birçok kurumu o lobiler resmen kullandı. 2018 Şubat ayında oldu bu olaylar. Beni kelepçeyle İzmir’e götürdüler. Mahkemeye çıktım. Kazanlarımızı temizlediğimiz malzemenin dezenfektan malzemesi olduğunu söyledim. Yeniden değerlendirme ve inceleme başlatıldı ve söylediğimiz gibi kazanlarımızı temizlemek için kullandığımız ürünle ilgili üniversitelerden de raporlar istendi ve dezenfektan malzemesi olduğu anlaşıldı. Bizim mahkemede verdiğimiz doğru beyanat ve tahlil sonuçları neticesi ile mahkeme düştü.

‘BENİ SUÇSUZ YERE KELEPÇELEYİP GAZETELERE MANŞET YAPTILAR’

Ancak nihai karar ile ilgili olarak belli güçler tarafından mahkeme uzatılıyor. Aslında yaptıkları oyun o kadar aşina ve hedef odaklı ki bugüne kadar görülmemiş bir şekilde uygulama yaptılar. Aslında fabrikamızda herhangi bir incelemeyi 'Tarım Bakanlığı' yapabilir. Tarım Bakanlığı şüphelendiği üründen analiz alır. Söylenildiği gibi kazan temizlik malzemesinin alkol olup olmadığının incelenmesini yapar. Bu polisin görevi değildir. Maalesef burayı polis bastı. Bir de beni suçsuz yere kelepçeleyip gazetelere manşet yaptılar. Burada bir oyun, bir tiyatro sergilendi.

- Size göre nasıl bir oyun oynandı?

Müthiş bir ürünle piyasaya girince o ürünün muadili de olmayınca şer güçlerin yapacağı bir tek şey kalıyor, ürünü kötülemek, bu çok da yapabilecekleri bir şey olmadığından ürünün mucidini ve fabrika sahibini kamuoyunda itibarsızlaştırarak otel sahiplerine 'İşte bakın, sizin ürün aldığınız adam işte bu’ demeyi amaçladılar. O dönem çıkan gazete haberleri ile tek tek oteller gezildi, marketler gezildi, nerde ürünümüz varsa tüm noktalara gazeteler bırakıldı. Ürünlerimize çamur atmak için bunu yaptılar. Benim için, çalışanlarımız için, bize inanan işletmeler için zor bir süreç yaşadık.

‘2 AY ÜRETİM YAPAMADIK’
- Nasıl atlattınız peki bu yaşadığınız süreci?

İzmir'den yeniden fabrikamıza geldiğimizde iki ay üretim yapamadık. Üretimimiz durdurulmuştu. Tarım Bakanlığına gidip üretime başlayacağımızı söylediğimizde Tarım Bakanlığı bize ‘Yapabilirsiniz, bizim için herhangi bir sorun yok’ dedi. Polise gidiyoruz, onlar da ‘Mahkemeye gidin’ diyor, biz mahkemeye gidiyoruz mahkeme üzerimizdeki bu kirli oyun temizlenmeden üretimimize izin vermiyordu. Daha sonra ilgili üniversitelerden gelen analiz raporları temiz çıkınca yeniden üretime başladık. Temiz bir işadamı kimliğimizi her yerde ortaya koyarken, işimizin tüm şartlarını hukuka uygun şekilde yaptığımızı beyan etmemize rağmen, bize yapılanları asla hak etmedik. Hukuk ve adalet önünde bizlere bunu yapanlara karşı aklanmak için mücadelemizi sürdürüyoruz.

‘HUKUKSAL MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ’

Firmamızın benzer işi yapanlar arasında yüzde yirmi pazar payını almamız birilerini rahatsız etti. Yılda yirmi milyon litre şişe üretim yapmaktayız. 12 ülkeye ürünümüzü gönderiyoruz. İnsanlar markamızı, ürünlerimizi taklit ettiler. Bizim ürünlerimizin aynısını kopya ürün olarak çıkarttılar. Mahkemelerin bu süreçte ağır ilerlemesi nedeniyle hala o bizim üretimimizin dışındaki sahte marka ürünler piyasada satılıyor. Mahkeme devam ederken biz bu kez ‘Volüm’ adında yeni bir ürün çıkarttık. Ve ürünümüzü tekel bayileri satmaya başladı.

‘KÜÇÜK ESNAFA DESTEK OLMAK
İÇİN BU KARARI VERDİM’

- Siz 12 ülkeye ihraç ediyorsunuz. Bütün Tekel bayilerinde ürününüz var. Ancak büyük marketlerde ürünlerinize rastlanmıyor. Neden?

Evet, ilkesel olarak ben büyük marketlere ürünümü vermiyorum. Bu konuda kararlı duruş gösterdim ve ürünümüzün tekel bayilerinde satılmasını istedim. Bunun nedeni de tekel bayilerine, küçük esnafa destek olmak için bu kararı aldım. Ancak Gross Marketler bünyelerinde 'Volüm' ürünü olmadığından dolayı, yani onlara bu ürünü satmadığımdan dolayı beni mahkemeye verdi. Olsun, ben fabrikamızda formülü sadece bende olan bu ürünü küçük esnafı desteklemek için onlar aracılığı ile satmaya kararlıyım.

‘ASLA YUMURTALARINIZI
AYNI SEPETE KOYMAYIN’
- Adeta tırnaklarınızı kazıyarak bir yerlere geldiğinizi görüyorum. Şimdi de yeni bir sektöre girdiniz…

Türk Sanayisi’nin önderlerinden Vehbi Koç’un yazdığı kitaptaki şu sözü feyz aldım: “Asla yumurtalarınızın tamamını aynı sepete koymayın…” Yani Allah göstermesin fabrika kapansa diğer fabrikalar işine devam etmeli. Dedik ki Türkiye’de etil alkol fabrikası yok, madem yok milli üretim hamlesi şuuru ile bu fabrikayı kurmaya karar verdik ve 32 milyon TL öz sermaye ile bu fabrikayı kurduk. Tesis kurma belgesini aldıktan sonra hızlı bir şekilde deneme üretimine geçtik. Deneme üretiminden de olumu sonuç çıktı. Ancak üretim ve satış izni ne yazık ki oligarşik bürokrasinin uzantıları yüzünden iki yıldır çıkmadı. Dışarıda tonlarca paraya ithal bir ürünü yerli olarak üretmek istiyoruz. Maalesef prosedürlere takılmaktayız. 12 ülkeye numuneler gönderdik, oralardan noter onaylı belgeler alıyoruz, bunları kamu kurumlarında ilgili yerlere sunuyoruz, ‘Bakın onlarca devlet bizim ürünümüzü almak için sabırsızlanıyor, döviz girecek, ülkemiz kazanacak’ diyoruz, yok yok yok… Nuh dediler peygamber demediler. Birkaç bürokratın bu ülkenin bugüne kadarki kazanımlarını engellemeyeceğini bildiğimiz için geri adım atmadık. Bizim orada geri vitese anarya derler. Benim lügatimde de asla anarya yoktur.

- Ne yaptınız sonra, izinleri alabildiniz mi?

Bizim bu kadar çaba ve gayretimiz bürokrasiye takılmamalıydı. Onca yatırım, istihdam, birilerinin tekelinde heba edilemezdi. Bu ülkede hukuk herkes için var. Türk insanı akıllı ve zekidir. Yeter ki önü kesilmesin. Ankara’daki avukatımız etil alkol fabrikamız ile ilgili yasal sonuçları çok şükür aldı. Ülkemizde günlük yaşantıda kullanılan kolonyadan, el, yüz dezenfektan ürünlerinin tamamı etil alkol fabrikalarında üretilir. Makinelerin temizlenmesi, demir dezenfektanı ve aklınıza gelen bir çok temizlik etil alkol ile yapılmaktadır. Şimdi sıkı durun, neredeyse birçok sektörün olmazsa olmazı etil alkol ne yazık ki ithal edilmektedir.

- İthal edilen ürünü siz tüm yasal çerçeveyi tamamlayarak üretmek istemenize rağmen birçok zorlukla mı karşılaştınız?

Karşılaşmak biraz hafif kalır. Devrim arabaları, Hürkuş uçaklarını hangi zihniyet engellediyse ne yazık ki aynı zihniyetler hala var. Yıllarca bize kenevir ektirmediler. Afyon ektirmediler. Hep kısıtladılar. Bereket ki şimdi kararlı bir şekilde başlanan milli üretim hamlesiyle kendi tankımızı, uçağımızı, aşımızı, gemimizi üretiyoruz. Böyle olduğu zaman güçlü ülke oluyorsunuz. Böyle olduğu zaman göğsünüz kabarıyor. Etil alkol üretimi Devrim otomobili kadar önemlidir. Neden derseniz, biliyorsunuz Konya Ovası’nda şekerpancarı bol miktarda üretilmekte. Şeker fabrikaları da şeker pancarını sınırlı bir şekilde alıyor. Ben bu eksikliği görerek entegre bir tesis yapayım dedim. Üretici ne kadar üretirse üretsin, bunların tamamını biz alalım. Şekerpancarından melas çıkacak, melastan etil alkol çıkaracaksın, şekerpancarının atığından hayvan yemi yapacaksın ve elbette ki yem fabrikası ve melastan da toprak gübresi yaparak sıfır atık ile üretim gerçekleştireceksin. Üstelik bu entegre tesis için devletimizden herhangi bir teşvik bile istemedik. Devlet bize şöyle bir kredi versin de demiyoruz. Bu projeyi hazırladık, bunu yapamazsın dediler. Biz bu projeyi yaparsak dünyanın bizi linç edeceği ifade edildi. Ancak benim bu konudaki ısrarım devam etmekte ve dosyam hala ilgili makamda durmakta. 30 milyon litre etil alkol üretilecek ve milli gelir ülkemizde kalacak.

‘SADECE YÜZDE 11’İ İÇKİ SEKTÖRÜNDE KULLANILIYOR’
- Bazı bürokratlar alkol denince izin verme konusunda çekinmiş veya korkmuş olabilirler mi?

Alkol denilince insanlar içilen, kafa yapan bir sıvı olarak düşünmekte. Üretilen alkolün sadece yüzde 11’i içki sektöründe kullanılıyor. Yüzde 89’u da temizlikte olsun, dezenfektan kullanımında olsun, fabrikaların çarkların temizlenmesinde olsun ve daha birçok alanda kullanılmakta. Uçaklar dahi kalkmadan önce alkol ile yıkanmaktadır. Etil alkolün çok yaygın bir kullanma alanı var. Bunu sadece içilen, efkâr yapılan bir ürünün parçası olarak görmemek gerekiyor.

‘DEVLETE BİR KURUŞ BORCUM YOK’

Ben milli şuura sahip, milliyetçi, vatansever anlayışım ile ülkemin yurt dışından ithal ettiği bir ürünü kendi ülkemde yapmaya çalışıyorum. Devlete bir kuruş borcum yoktur. Bugün bana Konya'da şekerpancarı için kurmayı düşündüğüm fabrika için izin verilsin, hemen yarın başlarım. Hep öz sermayem ile yatırımlarımı yaptım, ne vergi borcum vardır, ne de başka bir şekilde devletime borcum vardır. Şimdiye kadar yaptığım şey paramı biriktirip iş hacmi yaratmak olmuştur. Kazancım ile başladığım işi büyütürüm. İşte bu anlamda içimde ukde olan bu etil alkol üretme konusu ortaya çıktığında kimya fabrikamızı da kurarak bünyemize kattık.

'ADAMIN PARASI BOL, SABAHA KADAR IŞIKLARI YANIYOR DİYORLARMIŞ…’
- Kırbıyık Holding bünyesinde kimya fabrikası mı kurdunuz?

Evet, bölgede birçok otelin ihtiyacı olan temizlik, kişisel bakım ve dezenfektan ürünleri tek çatı altında üretebilen bir fabrika kurduk. Yer temizleme, yüzey temizleme, hanımların bulaşık deterjanı, çamaşır makinesi temizlikleri, sabun üreteceğiz. Üstelik çevreci bir fabrika ile plastik atıkları yeniden yenilebilir ürünlere dönüştürmeye başladık. Zaten fabrikamızda çevreci bir tavrımız var. Örneğin kendi enerjimizi kendimiz üretiyoruz. Fabrika çatımıza güneş enerji panellerimizi döşedik ve enerjimizin tamamını bu panellerden almaktayız. Serik Yolu'nda fabrikamızın önünden geçenler ışıl ışıl fabrikamızın yandığını görünce 'Adamın parası bol, sabaha kadar ışıkları yanıyor' diyorlarmış. Oysa biz enerjimizi güneşten alıyoruz. Son derece çevreci bir fabrikayız.

‘PARAM KADAR İŞ YAPIYORUM, KREDİLERE BULAŞMIYORUM’
- Kırbıyık A.Ş. otel sektörüne de girdi sanırım…

Evet, Alanya'da bir otel satın aldık. Fabrikalarımız yanında bir de otel işletmeciliğinde ülkemize ve turizme hizmet vermeye başladık. Fabrikada oğlum, otelde ise kızım söz sahibi. Onların da erken yaşlarda ticaret ve iş insanı kimliğini tanımalarını istedim, sorumluluk verdim. ‘Yokluğu çeken varlığın kıymetini bilir’ diye bir söz vardır. Sıkıntılar bizlere ders oldu, babamın iflası ders oldu. Babam bana borçla iş yapmamayı öğretti. Paran ne kadarsa o kadar iş yapmamı öğütlemişti. Ben hep öyle yapıyorum. Param kadar iş yapıyorum. Kredilere bulaşmıyorum. Hayat kısa, başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Çoluk çocuğumuza vebal bırakmak istemem. Kendi öz sermayemle her şeyi yapıyorum.

‘O İNSANLARIN LÜTUF VE İYİ SÖZLERİ KARŞISINDA BEN UTANIYORUM’
- Son dönemde hayırsever iş insanı kimliğinizle öne çıktınız. Bunca mücadele sonrası böyle bir kimlik sizle örtüştü. Neler hissediyorsunuz?

Hiç kimseyi benimle konuştuktan sonra kolay kolay geri çeviremiyorum. Evlenecek olana yeni yuva kurmasında yardımcı olurum, gerçek ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza imkânlarımız ölçüsünde elimizi uzatmaya gayret göstermekteyim. Evi yanan vatandaşımıza dahi yardımımız oluşmuştur. Bu katkı ve desteği verdiğim insanlarla karşılaştığım zaman en az onlar kadar mutlu oluyorum. Çoğunlukla da karşılaşmamaya gayret gösteriyorum çünkü o insanların lütuf ve iyi sözleri karşısında ben utanıyorum.

- Bugüne kadar en anlamlı yardımınızı hatırlıyor musunuz?

Evi yanan bir kardeşime baştan sona her şeyi ile bizzat ilgilenerek tam iki ayda evini yapmıştım. Rekor seviyede yapılan bu ev sahibi son derece mağdur olmuştu. Tamamlandığında kendi evim yapılsa bu kadar sevinmezdim.

‘SÜREKLİ OKUYORUM’
- Şahin Kırbıyık'ın bir günü nasıl geçiyor? Bugüne kadar yaşadıklarınız size ne öğretti?

Benim mazbut bir aile yaşantım var. Evden işe, işten eve derler ya, tam da onun gibi yaşıyorum. Sürekli okuyorum, okudukça dünyayı tanıdım. Hepimizin yediği bir lokma ekmek, giydiği bir hırka, bütün bu mücadele aslında insanca yaşayabilmek için verilen çabadan ibarettir.

‘BEN KIZIMIN KOCA YÜREKLİ BABASI, OĞLUMUN ASLAN BABASIYIM’

Ben hasta olduğumda, iki kere emboli attığında yaşadıklarım bana çok şey öğretti. Burada benimle birlikte mesai harcayan arkadaşlarımın saatlerce ağlayarak ziyaret etmeleri; demek ki doğru işler yapıyorum duygusunu bana yaşattı. Üç semavi dinin kitaplarını okudum. İncil, Tevrat ve yüce dinimizin kitabı Kuran-ı Kerim… Hiç bir zaman hayata tek bir başlık altında bakmam, ne diyor Hz. Mevlana; 'Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguyu yaşayanlar anlaşır…' Ben gerek mesai arkadaşlarımla, gerek elimizden geldiğince hayatlarına dokunmaya çalıştığım insanlarla aynı duygu etrafında birleşiyorum. İçimizde paylaştıkça büyüyen bir yürek var. İşte ben kızımın koca yürekli babası, oğlumun aslan babasıyım. Bu ifadeler bu sevgi seli bütün unvanların çok çok üzerinde, bu inançla yaşıyorum.

- Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Rica ederim, asıl ben size kendimi ifade etme şansını verdiğiniz için teşekkür ederim. (HABER MERKEZİ)

21 Mayıs 2020 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Murat Salman - Meyve veren ağaç taşlanır,sizin gibi girişimci insanlara bu ülkenin herzaman ihtiyacı var.yolunuz açık olsun

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Mayıs 23:20



Anket Bugün son iki aday kalsa Erdoğan'ı mı Yavaş'ı mı seçersiniz?