‘Bu dönemde sebze ve meyve şart’

Alanya’da başarılı işlere imza atan Beslenme ve Diyet Uzmanı İlke Kalaycı, tüm dünyada etkisini gösteren koronavirüs (Covid-19) salgınından korunmak için bu dönemin sağlıklı beslenme adına fırsata çevrilebileceğini söyledi. Kalaycı özellikle şeker, şekerli yiyecek ve içecekler, beyaz ekmek ve bununla yapılmış hamur işi ürünler, patlamış mısır, işlenmiş et ürünleri, sos, cips ve turşular gibi aşırı tuzlu besinlerden uzak durulması gerektiğini vurguladı

+1
Haber albümü için resme tıklayın

PAZARTESİ SOHBETİ/GÜLŞAH ANAK

BESLENME ve Diyet Uzmanı İlke Kalaycı, dünyayı sarsan ve Türkiye’yi de etkisi altına alan koronavirüse karşı beslenme yöntemlerine ilişkin açıklama yaptı. Hastalıktan korunmak için bağışıklık sisteminin önemine dikkat çeken Kalaycı, “Kısa vadede bağışıklık sistemimizi ‘ateşleyecek’ bir mucize olmadığını bir kere belirtelim. Bağışıklığı artıracak -özellikle şu dönemde- en iyi çözüm, düzenli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, düzenli uyku, hijyen kurallarına uyulması ve fiziksel mesafenin korunması. Nasıl sağlıklı beslenebileceğimizi herkesin anlayacağı dilde anlatan bir kaynağımız var, pek bilinmez: "Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi". İnternetten kolayca erişilebiliyor. Bu kaynağın bize sunduğu bir "Sağlıklı Yemek Tabağı Modeli" var. Buna göre tabağın 1/4'ü sebze, 1/4'ü tahıl ve diğer yarısı üç eşit parça halinde proteince zengin besinler (et, balık, tavuk, yumurta, kurubaklagiller gibi), meyve ve süt ürünlerinden (süt, yoğurt, kefir, ayran gibi) oluşmalı” dedi.

“TAKVİYE GIDALARA DİKKAT!”

Bu dönemde bağışıklık sistemini desteklemek için yeterli vitamin ve minarellerin alınması gerektiğini ancak eczanelerde satılan takviye gıdaların tercihinde dikkat edilmesi gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Kalaycı, “Yeterli vitamin ve mineral almalıyız fakat bunu söylediğimde akla ilk önce eczanelerde ulaşılabilecek ürünler değil, sebze, meyve, tam tahıl ve yağlı tohumlar ("çerezler" diyebiliriz) gelmeli. Eğer bunları yeteri kadar tüketme durumumuz yoksa kabul, olağan dışı bir dönemden geçtiğimize göre vitamin-mineral desteklerini kullanmayı gündemimize alabiliriz” dedi. Kalaycı, “Sınır getirmemiz gereken besinler arasında şeker, şekerli yiyecek ve içecekler, beyaz ekmek ve bununla yapılmış hamur işi ürünleri, patlamış mısır, işlenmiş et ürünleri (salam, sosis, sucuk, pastırma gibi) ve sos, cips ve turşular gibi aşırı tuzlu besinler var.
Yeşil/kırmızı mercimek, nohut, kuru fasulye, bezelye, barbunya, börülce gibi kurubaklagilleri her gün tüketebiliriz. Fakat bunlardan kimisinin pişme süresi daha uzun. Dolayısıyla bunları önden haşlayıp daha sonrasında buzlukta saklayarak pişirmeye hazır halde bekletebiliriz. Haftanın 2 günü balık yemeye çalışmalıyız. Mümkünse taze balık tüketmeliyiz ama mümkün olmadığı durumlarda donmuş ya da konserve balık da kullanabiliriz, böylelikle olası bir karantina durumunda depomuzda kolay tüketilebilecek yiyecek bulundurmuş oluruz” ifadelerini kullandı.

“SAVUNMA SİSTEMİ İÇİN PROTEİN ÖNEMLİ”

Vücudun savunma sistemi için gün içinde yeteri kadar protein alınması gerektiğinin altını çizen Kalaycı, “Klasik "asker" benzetmesini kullanmayacağım, çünkü o iş kadar basit değil ama vücudumuzun savunma sisteminin çeşitli elemanları var. Bunlardan birisi "antikor"lar. Bunların çalışabilmesi için günlük yeterli miktarda protein almamız gerek. Yumurta ve peynirler proteince zengindir ve bağışıklık sistemine destek olması adına -seviyorsak- kefir ya da probiyotikli yoğurt da tüketebiliriz. Kefir ve yoğurt, özellikle bağırsak sağlığımız için önemli çünkü besin içeriğinin yanı sıra bunlar, bağırsağın düzgün çalışmasını sağlayan birçok dost bakteri içeriyor” ifadelerini kullandı.

“BU DÖNEM DİYET YAPMAK İÇİN FIRSAT DEĞERİNDE”

Bağışıklık sisteminin diyet ile düşeceğine inanan anlayışın yanlış olduğunu vurgulayan Kalaycı, “Bu dönem bana kalırsa diyet yapmak için fırsat niteliğinde. Normal zamanda iş hayatı diyete uymayı zorlaştırıyor, ama bu dönemde hepimiz evlerimizde olduğumuza göre -yani, umarız öyledir- kendi yemeğimizi hazırlama imkanımız da var demektir. Önemli olan, ilk soruda söylediklerimi yapmak. Bir kez daha söyleyeyim: Düzenli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, düzenli uyku, fiziksel mesafe ve hijyen. Bunları sağladığımız sürece bu dönem diyet yapmak için engel olmaktan ziyade, bir fırsat (Fakat dediğim gibi, az öncekileri yaparsak). "Bağışıklığım düşerse" düşüncesi, asıl hareketsiz kalıp uyku düzenimizi bozduğumuz zaman akla gelmeli. Evde olunca seçilebilecek iki yol var gibi: Ev rahatlığına aldanıp tatil moduna girmek ya da kendimizi disipline ederek üretken kalmak” şeklinde konuştu.

“BEN AKDENİZ TİPİ BESLENME SAVUNUCUSUYUM”

Akdeniz Tipi Beslenme savunucusu olduğunu belirten Kalaycı, listelerini buna göre hazırladığını ve bu listelerle her zaman sağlıklı beslenmeyi teşvik etmeye çalıştığını söyledi. Temel hedeflerinin yeterli sıvı, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralin doğru miktarlarda, doğru ve olabildiğince çeşitli kaynaklardan alımını sağlamak olduğunu dile getiren Kalaycı açıklamasını şu şekilde devam ettirdi:
“Yeterli ve dengeli beslendikten sonra, eğer sağlığımız yerindeyse özel ürüne gerek yoktur (Özel üründen kastım hastalık tedavi edici ürünler. Her dönem moda olup sonra kaybolan ürünler değil). Politik konuştuğumu, mesleğim diyetisyenlik olduğu için böyle söylediğimi düşünmeyin. Bana kalırsa bir diyetten alınacak en önemli sonuç kilo kaybı ya da kilo alımı değil, sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinerek bu konuda kendi bağımsızlığını kazanmaktır. Bir danışanımın neyi neyle telafi edebileceği, hangi besini ne kadar yerse ve nasıl hazırlarsa doğru olacağı, hangi besini hangisiyle beraber tüketirse daha sağlıklı olabileceği gibi konularda "öğreniyor olduğunu" gördüğüm zaman mutlu oluyorum.”


“VÜCUDUN GÜNLÜK RİTMİ UYKU İLE DENGELENİR”

İnsan vücudunun günlük bir ritmi olduğunu söyleyen Kalaycı, bu ritmin dengelenmesi için uykunun önemli bir faktör olduğunu belirtti. Kalaycı, “Vücudumuzun bir günlük ritmi var. Bu ritmi düzenleyen en büyük faktör uyku, diğeri ise beslenme. Bu ritmin bozulması, çeşitli hormonların dengesinin bozulmasına yol açtığı gibi beslenme düzenine de etki eder. Gece geç uyursak bir şeyler yemek için fazladan vakte sahip oluruz ve geceleri açlık hormonu arttığından bir şeyler atıştırma ihtimalimiz artar. Gece çalışan işçilerle gündüz işçileri karşılaştırıldığında gece işçilerinin kanlarındaki kolesterol ve yağ değerlerinin daha yüksek olduğu görülmüştür, çünkü geceleri yediğimiz şeyi yağa çevirme oranımız daha yüksek. Gündüz geç uyanırsak da öğün sayımızın düşmesi, atıştırmalık yeme ihtimalimizin artması gibi durumlar ortaya çıkabilir, sık sık ve az az beslenme önerisini yerine getiremeyiz. Halbuki bu öneri, kan şekeri değerinin dalgalanmaması ve insülinin düzgünce salgılanabilmesi için önemli” şeklinde konuştu.

“FIRSATÇILAR NEYE YOL AÇTIKLARININ FARKINDA DEĞİLLER!”

Özellikle salgının ilk başında konuyu fırsata çeviren ve konunun uzmanı olmayan kişiler ve bu kişilere konuşma imkanı veren platformların süreci olumsuz etkilediğinin altını çizen Kalaycı, “Öncelikle salgının ilk günlerinde televizyon benim hafızamda adeta kabus gibi. Salgının kendisinden bahsetmiyorum. Televizyonda çeşitli kanallarda konuşma imkanı bulup krizi fırsata çeviren ve konunun uzmanı olmayan kişileri ve bunlara konuşma imkanı sunan platformları hiçbir zaman affetmeyeceğim.
Neye yol açtıklarının hala farkında olduklarını sanmıyorum. Konunun ciddiye alınmamasına neden oldular ve durumun ciddiyetinin farkına varılmasında ve kişisel bazda önlemler alınmasında gecikilmesine neden oldular. Bu şarlatanlar bir şekilde tarih boyu kendilerine yer buldular ve söyledikleri alışılmışın dışında olduğu için elbette ki insanların ilgisini uzmanlardan daha çok çektiler ve bundan sonra da maalesef çekecekler. Buna tarih boyunca tanık olduk ve olmaya da devam edeceğiz fakat ne yazık ki Twitter gibi platformlarda topluma mal olmuş ünlüler de buna dahil oldu, üstelik uzmanlık alanları olmayan konular olmasına rağmen -kendilerinden oldukça emin bir şekilde- insanların sağlığını tehlikeye atan söylemlerde bulundular. Bu platformlar doğru kullanıldığında gayet öğreticidir aslında ve alanında uzman birçok kişiye de buralarda ulaşabiliyor. Yeter ki doğru kaynağı ayırt edebilelim. Fakat ben "kelle paça", "Türk geni", "tuzlu su gargarası" gibi olayın ciddiyetinden uzak, laubali söylemleri ve bunları söyleyenleri unutmayacağım, affetmeyeceğim. Siz de affetmeyin” dedi.

“BU DÖNEMDE SU TÜKETİMİNE DİKKAT!”

Koronavirüs salgını ile mücadele ettiğimiz bu günlerde su tüketiminin bol olması gerektiğini dile getiren Kalaycı, yetişkinlerin günde 2.5-3 litre su içmesi gerektiğini belirtti. Kalaycı kiloya göre su tüketiminin ise şu şekilde hesaplanabileceğini söyledi:
“Özellikle bu dönemde tüketimi bol tutmalıyız. Basitçe belirtmek gerekirse 2,5-3 litre ya da biraz daha matematik dilinden söylemek gerekirse (yetişkinler için) kilonuz başına en az 30 mililitre olacak şekilde (örneğin 70 kilo ağırlığındaki birisi için 70x30=2100 ml yani 2.1 litre) bir ölçü uygulanmalıdır.

“HAYAT KURTARMASA DA ÇOK İŞİNİZE YARAYACAK BİR TAVSİYE…”

Konunun uzmanı kişiler tarafından olmayan açıklamaların bu dönemde yanlış algıya neden olduğunu ve bu yanlış algıların da salgınla mücadelede insanları yanlış yönlendirdiğini belirten Kalaycı şunları söyledi:
"Hayat kurtarma konusuna gelirsek, hayat kurtarmasa da çok işinize yarayacak bir tavsiyede bulunayım: (Birçok farklı alanda da geçerli olsa da) beslenme ile ilgili iddialı bir cümle duyduğunuzda "Acaba?" diye sorun. Eleştirel düşünme ve bilimsel yaklaşım asıl önemli olan şey. Tarçın, zencefil, limon gibi şeylerin kullanımındaki en temel iddia "metabolizmayı hızlandırarak yağ yaktırması"dır. Metabolizmayı hızlandırmasından kasıt da "termojenik etki" dediğimiz etkideki artıştır. Termojenik etki, deyim yerindeyse protein, yağ ve karbonhidratı vücutta kullanmak için verdiğimiz vergidir. Örneğin, 1 gram proteinden 4 kalori elde ederiz fakat 50 gram yumurtadan alacağımız 6 gram proteinden normalde 24 kalori elde etmemiz gerekirken bunun yaklaşık 6 kalorisi ısıya dönüşür, kullanamayız. Yani bu kısım vergi gibidir. O sırada oluşan ısıyı artırmak, yukarıdaki iddiada sözü geçen "metabolizmayı hızlandırmak"tan kasıttır aslında. Doğrudur, bunların etkisi olabilmektedir fakat bahsettiğimiz etki minimal düzeydedir. Bunları kullanırkenki amacımız antioksidan ve C vitamini almak olabilir fakat bunun tek yolu bu değildir, üstelik örneğin aç karna limon suyu tüketiminin asit içeriğinin mideye uzun vadede zarar verebileceği de unutulmamalıdır. Sonuç olarak, suyun içine bunlar eklenebilir fakat bunun sade su içmekten daha iyi olduğunu söylemek yanıltıcıdır ve bunlardan ne beklediğimiz önemlidir. Beslenmeye ve vücuda olan bakışımızı yenilememiz gerek. Bu kadar karmaşık bir şey değil aslında, karmaşıklaştıran yine biziz. Mucize aramak, kısa vadeli düşünmek bizi en sonunda yine başlangıçtaki noktaya ya da o noktanın daha gerisine götürecektir.”

“MUTFAKLARDA SAĞLIKLI TARİFLER DENENMELİ”

Tedbirler kapsamında evde geçirilen zamanın artması ile birlikte ‘bir şey yeme’ isteğinde artış olabileceğini belirten Kalaycı, bu dönemde mutfakta geçirilen zamanın sağlıklı yemek tariflerinin denemesine ayrılabileceğini, bu sayede de kişinin gastronomik yelpazesini genişletebileceğini söyledi. Kalaycı açıklamasını şu şekilde devam ettirdi:
“Mutfakta geçirdikleri zaman dilimini sağlıklı yemek tariflerini denemeye ayırabilir, gastronomik yelpazelerini genişletebilirler. "Böyle bir dönem bir daha zor gelir" diye düşünerek hobilerine vakit ayırabilir, kitap okuyabilir, film/dizi izleyebilirler, hatta isterlerse kendilerine bu konuda da tavsiyelerde bulunabilirim. Spor yapabilirler. Evde yapılabilecek birçok spor türü var. Kendimden örnek verirsem normalde olduğu gibi her gün sporumu yapıyorum ve önceden spor salonuna gitmeye açıkçası üşendiğim için bir seneden uzun süredir evde sporumu sevdiğim bir dizi, film ya da videoyu açarak yapıyorum ve böylelikle bu zamanı katlanılabilir hale getiriyorum (bu şekilde spor yapmanın doğru olduğunu söylemiyorum ama en azından yapmamı sağlıyor), ki bundan daha kısa süreli sporlar da mümkün. Online diyet hizmeti sunduğumu da tekrar belirteyim. Evde durdukça insan bir şeyler yemek istiyor, anlıyorum ama bana kalırsa bu dönem diyet yapmak için bir fırsat.”

“BU KİŞİLER KENDİLERİNE BÜYÜK İYİLİK YAPIYORLAR”

Her zaman hareketli olan, sağlıklı beslenen ve konunun uzmanlarını yakından takip eden bireylerin her zaman olduğu gibi koronavirüs sürecinde de şanslı olduğunu vurgulayan Kalaycı, “Hareketli kalan, sağlıklı ve düzenli beslenen ve konunun uzmanı olmayan televizyon figürlerinden uzak duran kişiler kendilerine büyük iyilik yapıyorlar” dedi.

“SİZE BİRAZ ‘PLASEBO ETKİSİ’NDEN BAHSEDEYİM”

Buna benzer kriz ortamlarında daha çok ortaya çıkan ve yanlış algılara neden olan ‘PLASEBO ETKİSİ’ne değinen Kalaycı, bu etki ile takviye gıdalara eğilimin arttığının altını çizerek bağışıklık sistemini hemen arttıran mucizevi bir besini söyledi. Kalaycı konuyla ilgili açıklamasını şu şekilde devam ettirdi:
“Bu dönemde propolis gibi takviye gıdalara eğilim arttı. Propolisin alerjik etkisi olabileceğini belirtip (mesela benim polen alerjim var, propolisi kullanamam) "plasebo etkisi"nden bahsedeyim. Bilimsel çalışmalarda sıklıkla rastlanan bir şeydir bu ama kolay anlaşılması için basitçe örneklendireyim: Size hastalığınıza iyi geleceğini söyleyerek ilaca benzeyen bir jelibon veriyorum ve jelibonu yedikten sonrasında daha iyi hissetmeye başlıyorsunuz. Halbuki yuttuğunuz şey düpedüz jelibondu. Ama bayağı da iyi hissettiniz. Ama jelibondu yahu. Bu tarz ürünlerden elde edebileceğimiz en olası şey bu etkidir. Bir diğer üstüne basa basa söylemek istediğim şey de şu: Kısa sürede bağışıklığı hemencecik artırıverecek bir mucize ürün ya da besin yok. Bu böyle. Genellikle sonuca çabuk ulaşma isteğimiz vardır ve bu da normaldir fakat vücudun çalışma biçimini biraz yanlış algıladığımızı düşünüyorum.”

“GÖRÜŞMELERİMİZDE ÖNLEMLERİMİZE DİKKAT EDİYORUZ”

Bu dönemde seanslarına devam ettiğini belirten Kalaycı, “Ofise gelmeyi sürdüren danışanlarım da var, online görüşme şeklinde devam ettiklerimiz de, evlerinde ziyaret ettiklerim de. Ofise gelen ve evlerinde ziyaret ettiğim danışanlarım da zaten benim gibi temas kurduğu kişi sayısını minimuma indirmiş, hijyene önem veren kişiler. Ofisime gelen danışanlarım gelmeden önce ve onlar gittikten sonrasında zaten ofisi de dezenfekte ediyorum” ifadelerini kullandı.

“BU MEYVELER C VİTAMİNİ KAYNAĞI”

Meyve ve sebzelerin geneline özellikle bu dönemde önem vermemiz gerek. Her gün ve her öğün yeterli miktarda (2-3'er porsiyon) sebze-meyve tüketimine dikkat etmeliyiz. Yeşil yapraklı sebzeler, turunçgiller, turuncu-kırmızı renkli meyveler C vitamini, A vitamini ve antioksidanlar açısından zengin olduklarından bağışıklık sistemi için destekleyici özelliktedirler. Olabildiğince çeşitli ve renkli meyve tüketmeliyiz. Yemeklerimizde ve salatalarımızda limon kullanmak pratik çözümlerden biri. Mevsiminde olduğumuz ürünler arasında karnabahar, brokoli, lahana, kabak, turp, patates, havuç, elma, portakal, mandalina ve olgun olmayan muz var. Bunlara ulaşmak şu an nispeten daha kolay” dedi. Bu dönemde baharatlı içeriklerine bakılarak çok tüketilen çaylardaki şeker oranına da dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Kalaycı açıklamasına şu şekilde devam etti:
“Genel olarak şeker ve şeker içeren ürünleri önermiyorum. Karbonhidrat kaynakları olarak meyve, sebze, tam tahıllar ve kuru baklagiller tercih edilmelidir. Şekerin zararlı olduğu toplum tarafından iyi öğrenildi fakat sanırım şu ara onda da bir umut ışığı aranıyor. Böyle dönemlerde böyle şeylerin düşünülmesini normal karşılıyorum. Sıra dışı zamanlardan geçiyoruz. Çay konusuna gelirsek, ben genellikle -eğer bir sağlık sorunu söz konusu değilse- kaynatılmış adaçayı, ıhlamur, yeşil çay, papatya çayı, melisa çayı, rezene çayı gibi bitki çayları öneriyorum fakat günde 2-3 bardak yeterli.”

İlke Kalaycı

OK

05 Nisan 2020 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.




Anket Bugün son iki aday kalsa Erdoğan'ı mı Yavaş'ı mı seçersiniz?