2024’te Dünya ve Türkiye ekonomisini neler bekliyor

Prof. Dr. Emre Alkin “Açıkçası enflasyonun yüzde  45-50'den aşağıda olmasını beklemiyorum. Büyüme yüzde 3.5 ile yüzde 4.5 arasında gerçekleşir, piyasada faizler elbette yükselecek. Eğer ekonomi yönetimi yerinde kalmayı başarırsa, 2024 yılını ağzımızda tat olmadan ama ‘Çok şükür atlattık’ diyerek bitirebiliriz” diyor

2024’te Dünya ve Türkiye ekonomisini neler bekliyor
2024’te Dünya ve Türkiye ekonomisini neler bekliyor
Haber albümü için resme tıklayın

MİNE UZUN / ÖZEL RÖPORTAJ

YENİ yıl başlarken adettendir bir hesap kitap yapılır. Şapka öne konup, oturup enine boyuna geleceğe bakılır. Biz ise genellikle genlerimizden gelen özelliklerimize sığınarak duygusal davranırız. Ana sorulara gerçek cevaplar yerine, tali sorulara istediğimiz yanıtları veririz. Dedim ya genlerimizde var bu. Biz kervanı yolda düzeriz.

Gelin görün ki gün o gün değil. Hazırsanız gerçek sorulara, gerçek cevaplar bulmaya geçelim.

Dünya Ekonomisinde ve ayrılmaz kardeşi Dünya Siyasetinde neler oluyor? Neler olacak? Sizler için Prof. Dr. Emre Alkin ile konuştum.

Haydi sohbete:

Mine Uzun: Hocam, 2024 yılı henüz başlamışken şöyle bir riskleri sıralasanız elimizde hangi başlıklar olurdu?

Emre Alkin: Türkiye'yi etkileyecek küresel ve ulusal gelişmeleri bir solukta şöyle özetlemek mümkün.

1. Sıcak çatışmaların artması

2. Diplomatik Gerginlikler

3. Enflasyonla Mücadele ve Faizler

4. Yerel ve Genel seçimler

5. Küresel Ticarette Yavaşlama

6. Gıda ve Enerji Darboğazları

7. Doğal Afetler

8. Yeni bir Pandemi

Mine Uzun: Saydığınız bu başlıkların arasından müsaadenizle özellikle siyaset başlığı ve sıcak ya da sıcak çatışmaya dönüşebilecek konular üzerine odaklanmak istiyorum.

Türkiye’nin diplomatik adımlar atmak zorunda kalabileceği ajandasında neler var, onu konuşarak başlayalım.

Emre Alkin: Sıcak çatışmaların giderek artması, ABD ve AB ile yaşanan ve yaşanacak gerginlikler, özellikle 4 Nisan'da NATO'nun 75. kuruluş yıldönümünden önce İsveç'in üyeliği ve F-16 meselesi külliyenin en önemli ajandası olacak gibi duruyor.

Diğer taraftan yerel seçimler öncesinde yükselen enflasyon ve yükselen faizler ile yavaşlayan ekonomi de kritik başlıklardan olacak. Burada bir kırılma gerçekleşebilir. Açıkçası İsveç'in üyeliği TBMM'den geçse bile F-16 meselesinde tıkanma olacağına inanıyorum, benzer kuvvette bir riskin ekonomi yönetiminde değişiklik olmasına yüklüyorum.

Mine Uzun: Ekonomi yönetiminde değişiklik olması olasılığı, yabancı yatırımcı açısından da kafalardaki en büyük soru işareti olarak görünüyor. Seçimlerin ardından yeniden rasyonel politikalara geçişi ve bu politikaların başarıya ulaşıp ulaşmamasını -en azından şimdiye kadarki süreçte- nasıl değerlendirirsiniz? 2024 yılında umulan rahatlama yaşanacak mı sizce?

Emre Alkin: 2024 daha önceki yıllarda yaşadığımız zorluklardan kazandığımız becerileri test edeceğimiz bir yıl olacak. Enflasyon yükselirken bilançonun her iki tarafını şişirdiği için firmalar bir yanılsama içine girip "idare ediyoruz" diyor ama, enflasyon düşerken yaşanacak sürece hazır olmak gerekir. Daha düşük talep, daha yavaş büyüme, küçülen ya da birleşen firmalar, kalite-güvenlik-hijyen önceliklerini gevşeten tüketicilerin tercihlerinden doğan bozulmalarla karşılaşacağız.

Açıkçası enflasyonun yüzde  45-50'den aşağıda olmasını beklemiyorum. Büyüme yüzde 3.5 ile yüzde 4.5 arasında gerçekleşir, piyasada faizler elbette yükselecek. Eğer ekonomi yönetimi yerinde kalmayı başarırsa, 2024 yılını ağzımızda tat olmadan ama "çok şükür atlattık" diyerek bitirebiliriz. Ancak ekonomi medyasının kayıtsız şartsız desteğine rağmen ekonomi kurmayları değişirse, o zaman farklı bir senaryodan bahsedeceğiz. Burada en önemli parametre döviz kurları. Merkez Bankasındaki Rezervlerin durumu ortada, ihracatta sorunlar var, TL'ye karşı henüz bir teveccüh de oluşmadı. "Vur-kaç" mantığıyla gelen prop traderlar var. Özetle, "epistemolojik kopuş" döneminden "rasyonel politikalara dönüş" sürecine geçişin tam ortasındayız. Eğer siyaset sürecin uzamasından sıkılıp "eskiden daha iyiydi" derse, kurlarda tekrar bir yükseliş rallisi başlar. Enflasyon ve büyüme beklentileri bozulur.

Bu sözlerimden mevcut ekonomi yönetiminin her şeyi doğru yaptığı izlenimi uyanmasın. Şu ana kadar kendisinden beklenenin pek azını icra eden ekonomi yönetimi kapı kapı gezerek lobi yapmayı önceliğe almış gözüküyor. Sanıyorum ekonomi yönetiminin stratejisini şöyle özetlemek mümkün:

 - Piyasayı şaşırtacak isen bunu sevindirmek için yap

- Uluslararası Finans Kurumlarıyla arayı iyi tut

- Vatandaşa aldırma, büyük iş adamlarının yanında ol

- Faiz kararlarında Külliyeyi doğru bilgilendir

- Özel Sektör ile teması güçlendir ama onlardan etkilenme

- Küçük iyileşmeleri büyüterek anlat

- Küresel Gelişmelerden fayda görünce kendi başarın gibi anlat

 Uzaktan bakınca bu strateji bir önceki ekonomi yönetiminden büyük bir farklılık göstermese bile, yapılması gerekenleri yavaş da olsa yaptığı için yeni ekonomi ekibi beğeni topluyor. Yerel seçimler ekonomi için, bir önceki seçimde olduğu gibi milat yaratacak.

 

Mine Uzun: Biz mart sonu yapılacak seçimlere odaklanmışken dünyanın pek çok ülkesinde de seçim yapılacak. Göreve gelecek yeni yönetimler, hatta seçim kazanmak üzere verilecek vaatler içinde elbette Türkiye’yi ve bölgeyi yakinen ilgilendiren açıklamalar olacaktır. Ve bu durum bizim dış politika konusunda nasıl bir yol izleyeceğimize ilişkin iç siyaseti de epeyce meşgul edecektir. Genel bir değerlendirme yapacak olursak hem yükselen aşırı milliyetçilik, hem sıcak çatışmalar konusunda alınan tavırlar, hem de uluslararası siyasetin nasıl dengeleneceğine dair neler söylersiniz?

 

Emre Alkin:

Seçimler her zaman heyecandır ve Türkiye’de 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimleri bu açıdan önemsiyoruz. Ancak, yerel seçimlerden kimin galip çıkacağına dair şimdiden kesin bir yargıda bulunmak zor. Ayrıca yerel seçimlerden hemen sonra genel seçimlerin “erken” yapılması konusunda bir baskının oluşacağını tahmin ediyorum. Kim büyük şehirleri alırsa bu durumu avantaja çevirmek isteyecektir.

Bizdeki yerel seçimler de dahil dünyada yerel ve genel 70 civarında seçim yaşanacak. Dolayısıyla sert söylemleri ve gerginliği her yerde göreceğiz.

Dünya siyaseti için elbette bizi en çok ilgilendiren ABD seçimleri olacak. Şu ana kadar Biden mecburen Demokratların tek adayı olarak gözüküyor ama seçildiği durumda sağlık sebepleriyle bırakmak zorunda kalırsa, hiç kimse şu anki Başkan Yardımcısı Harris’in görevi devralmasını istemiyor. Bu sebeple partide bir Başkan Yardımcısı arayışı var.

Diğer taraftan Trump’ın çeşitli eyaletlerde önde gittiğini ve geçen seçimlerde kendisine oy vermemiş siyahların yüzde 20’si ve diğer göçmenlerin yüzde 12’sinden oy alabileceği görülüyor. Anlaşılan Trump’a açılan dava onu kamuoyu nezdinde “mağdur” durumuna sokmuş ve bundan ciddi oy devşiriyor. Ancak Colorado Yüksek Mahkemesinin Trump’ın ön seçime giremeyeceğine dair kararı denklemi değiştirebilir. Tüm eyaletlerde benzer şekilde karar çıkarsa, “isyan başlatma” suçundan dolayı Başkan Aday Adaylığı suya düşebilir.

Bu arada ABD ile ilgili analizlerde “iç savaş riski” gibi ütopik ihtimallerden bahsedildiğini de söyleyeyim. Aslına bakılırsa ABD dahil tüm Batı ülkelerinde toplum ikiye bölünmüş durumda diyebilirim. Bir tarafta aşırı milliyetçiler diğer tarafta ise liberaller ile solcular birlik halinde hareket ediyor. Ancak The Economist’in pandemiden önceki bir sayısında batı ülkelerinde “sağ ve sol söylem” diye bir yaklaşımın kalmadığı, aşağı yukarı herkesin seçmenlerin hoşuna gidecek milliyetçi söylemlerde bulunduğu anlatılmıştı.

Meseleye geri dönersek, ABD Dış Politikasının baş aşağı gidişi Biden ile hızlanırken, 2019 yılından beri Türkiye ile başkanlar düzeyinde herhangi bir resmi ziyaretin karşılıklı olarak yapılmadığını unutmamak gerek. Biden, Erdoğan’a “İsveç NATO’ya girsin öyle görüşelim” mesajını veriyor. Erdoğan da “artık bu konu Meclis’te görüşülecek, ben elimden geleni yaptım” diyor. Macaristan Parlamentosu ise Türkiye’den gelecek kararı beklediği için, oylamayı ertelemiş durumda.

 

NATO’nun 75. Kuruluş yıldönümü nedeniyle Washington’da düzenleyeceği zirvenin yukarıda anlattıklarım açısından önem kazandığı ortada. Bundan 75 yıl önce 1949 yılının 4 Nisan’ında Washington’da imzalanan NATO antlaşmasından beri belki de en zor zamanlardan geçiyoruz denebilir. Biden Türkiye’ye “buraya İsveç’in Üyeliği ile gelin” derken, Türkiye tarafı F-16 alımının bu şarta bağlanmasına tepki gösteriyor. Ayrıca, İsveç’in NATO’ya üyeliği bile uçak alımını kesinleştirmeyeceği düşünülüyor. Çünkü, ABD’de 50 Milyon doları aşan askeri konular Temsilciler Meclisi tarafından karara bağlanıyor. Tam seçim arifesinde Yunan, Ermeni ve Yahudi Lobilerine rağmen Türkiye lehine bir karar çıkmasını beklemek hayalperestlik olur.

Türk Basınında İsveç ile ilgili haberler çok azaldı. İsveç’in aleyhine haber yapan pek yok. Büyük ihtimalle Meclis’teki oylama öncesinde kamuoyu oluşturuluyor. Özetle Türk Hükümeti İsveç’in NATO’ya üyeliğini zorlaştırmıyor. Eğer bu aralar İsveç’ten İslam Dünyasını rahatsız edecek başka haberler gelmezse, Meclis’ten onay çıkar diye düşünüyoruz.

F-35 projesinden çıkarılan ve F-16 uçaklarını alamayan Türkiye geçenlerde Eurofighter alımı için harekete geçti ama bu sefer de Almanya engel oldu. Açıkçası Türkiye F-35’ten önce Eurofighter’a yeşil ışık yakmış ancak sonra ABD tarafına dönmüştü. Yine de bu uçakları alabilir ama NATO’nun JSF programına eklemlenmeyen uçakların “ortak misyon” uygulaması imkansız hale gelir. Dolayısıyla Türkiye arayışlarına devam ederken, kendi savunma sanayiini geliştirmeye devam edecek.

Mine Uzun : Hazır Almanya ve AB’den bahsederken, 2024 yılında gerçekleşecek AB Parlamento Seçimleri ile ilgili değerlendirmeleriniz nedir?:

Avrupa’da yükselen bir faşizm var. Avusturya Başbakanı’nın söylemleri ortada, İtalya ve Almanya’da benzer eğilimlerin yükseldiği zaten görülüyor. AB Parlamento seçimlerinde aşırı sağcı adayların daha şanslı olduğu görülüyor ancak ortada bir sorun var. Bu eğilimleri temsil edenler zaten en başından beri AB Projesine karşı olduklarını ifade ediyorlardı. Dolayısıyla AB Projesinin sonunu getirmek isteyenlerin AB Parlamentosunu doldurdukları ilginç bir süreç yaşayacağız. Sanıyorum bu kaçınılmaz gelişmenin paniği ile AB Komisyonu Ukrayna ve Moldova ile müzakereleri başlatma kararı aldı, Gürcistan’ı da bekleme listesine koydu. Bu hamle aslında AB’yi kurtarmaz ama Rusları tahrik edebilir.

Mine Uzun: Peki bu sefer Türkiye ile ilgili ilerleme raporunda bir ilerleme görecek miyiz dersiniz?

Sürekli beklemede olan Türkiye ilgili son açıklanan ilerleme raporu, daha öncekilere göre biraz daha yumuşak yazılmıştı diyebilirim. Mesela, AB-Türkiye ortaklık konseyi toplantılarının tekrar başlaması, Gümrük Birliğinin modernizasyonu, vize kolaylığı gibi konular eklenmiş. Ancak AB tarafı Türkiye ile ortak dış politika uygulamanın imkânsızlığını sürekli tekrar ediyor. En başta AB ile en önemli anlaşmazlık Kıbrıs ile başlıyor, İsrail ve Hamas meselelerine kadar uzanıyor. Ayrıca Kavala ve Demirtaş ile ilgili hukuki muameleye AB sürekli itiraz ediyor. Özetle, AB ile Türkiye’nin ortak dış politika uygulama imkanı olmadığı gibi hukuki süreçlerde anlaşmazlık olduğu açıkça görülüyor.

Mine Uzun: Tüm bu anlattıklarınızın yanında sohbetimizin başında saydığınız doğal felakete ilişkin riskler, gıda ve enerji darboğazları ve elbette yeni bir salgın ile karşı karşıya kalma konusunda da pek hazırlıklı değil gibiyiz.

 

Emre Alkin: Yaklaşmakta olan seçimlerin gölgesinde hem enflasyon hem de büyüme endişelerinin aynı anda ele alınacağı bir 2024 yaşayacağız. Açıkçası bunların üzerine iklim felaketleri ve doğal afetler eklenirse, uluslararası kurumlar makroekonomik öngörülerini revize etmek zorunda kalacaklar. Bazı ülkelerde enflasyon raydan çıkarken büyüme beklenenden daha hızlı yavaşlayabilir.

GÜN EV ÖDEVİNİ EKSİKSİZ ŞEKİLDE YAPANLARIN KAZANACAĞI GÜN

Sevgili okurlar, Prof. Dr Emre Alkin ile gerçekleştirdiğimiz sohbetin bir kısmını sizlerle paylaştım. Önümüzdeki süreç hem Türkiye hem Dünya siyaseti açısından oldukça zor günlere gebe. Ekonominin ayrılmaz bir parçası olarak ekonomiler de öyle.

Gün ev ödevini eksiz şekilde yapanların kazanacağı gün.

Eksikleri gidermenin en kısa, hızlı ve basit yolu bilgiden geçiyor.

İktisat okumuş yolu iktisat ile herhangi bir zamanda kesişmiş herkesin ve elbette benim de hocam, rahmetli Prof. Dr Erdoğan Alkin Hoca'nın 2009 yılında çıkmış olan “Herkes İçin Ekonomi” kitabını, Prof. Dr Kerem Alkin ve Prof. Dr Emre Alkin Hocalarım 2 ayrı bölüm olarak tekrar kaleme aldılar. Çok yakın zamanda yenilenmiş hali ve üç imza ile kütüphanelerimizdeki yerini alacak. Okumak için sabırsızlandığımı ifade etmeliyim. Erdoğan Alkin Hoca için aramızdan ayrılışının 11.yılında gurur verici bir anma olduğunu da sözlerime eklemeliyim. Kalemlerinize ve emeklerinize sağlık sevgili Kerem Hocam ve Emre hocam. Ruhunuz şad olsun Erdoğan Hocam.

Yeni yılın ilk günlerinde sizlerle buluşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Bundan böyle zaman zaman röportajlarımla, zaman zaman da yazılarımla sizlerle buluşmayı umuyorum. Hepimize her şeyden önce sağlıklı, sonrasında bol kazançlı, başarılı, keyifli bir yıl diliyorum.

 

2024’te Dünya ve Türkiye ekonomisini neler bekliyor

Emre Alkin

2024’te Dünya ve Türkiye ekonomisini neler bekliyor

Mine Uzun

16 Oca 2024 - 02:26 -


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.


Çorum Haber