Sahabilerin Hz. Peygamber sevgisi

Peygamberlere inanmak, imanın temel şartlarından biridir. İslâm Dini Cenab-ı Hak tarafından gönderilen bu elçiler arasında herhangi bir ayrım gözetmemiştir

Sahabilerin Hz. Peygamber sevgisi
banner404

HATTA Kur'an-ı Kerim gelip geçmiş bu peygamberlerin hayatlarına, kavimleriyle olan ilişkilerine, mucizelerine ve çalışmalarına dikkat çekerek onları övmüştür. Bu arada nebilerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (s.a.s.)’in gönderilmesine dikkat çekilmiş, O’nu sevmenin ve getirdiği ilâhî mesajı tasdik etmenin gerekliliği vurgulanmıştır. Çünkü Allah ve O'nun elçisi Hz. Muhammed (s.a.s.)'i sevmek olgun imanın bir işareti olarak kabul edilmiştir.

Nitekim şu hadiste de bu sevgiyi gönlünde taşıyanların imanın tadını alacakları müjdelenmektedir: “Kimde üç şey bulunursa imanın lezzetini tatmış olur: Allah ve Resûlüllah’ı her şeyden fazla sevmek, başkasını severken sadece Allah için sevmek ve Allah onu hidayete kavuşturduktan sonra küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.” Buhârî, İman, 2.

Yine sevginin önemini vurgulayan başka bir hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, hiç biriniz ben ona babasından ve evladından daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.” Buhârî, İman, 2. 

            Nitekim bir gün Hz. Ömer, kendisinin elinden tutmuş olan Resûlullah'a, “Ey Allah'ın Resûlü, muhakkak ki seni canımdan başka her şeyden daha çok seviyorum!” demişti. Hz. Peygamber, Canımı elinde bulundurana yemin ederim ki beni canından da çok sevmedikçe olmaz!” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Vallahi, şu andan itibaren seni canımdan daha çok seviyorum!” dedi. Bu söz üzerine Sevgili Resûl, İşte şimdi oldu ey Ömer.buyurdu. Buhârî, Eyman ve nüzür, 3

Görüldüğü gibi sevgide öncelik sırası ve en geçerli olanı Allah ve onun elçisine karşı beslenen sevgidir. Kur'an-ı Kerim'de Allah’ı sevmenin ön şartı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'e tabi olunması gerektiği bildirilmiştir: “(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Âl-i İmran, 3/31

Hiç şüphesiz ki Hz. Muhammed (sav), kendisine iman etmiş her sahâbînin gönlünde mümtaz bir konuma sahipti.

Sahabenin peygamber sevgisi tezahürlerinden birkaç örnek verelim.

Hudeybiye Antlaşması öncesinde, Kureyş müşriklerinin Hz. Peygamber'e gönderdiği elçiler arasında olan daha sonra İslam’la müşerref olup Mekke'nin fethinden sonra Tâif kuşatması esnasında kavmini İslâm'a davet ederken şehid edilecek olacak olan Tâifli Urve b. Mes'ûd es-Sekafî Mekke müşriklerine Hz. Muhammed'le anlaşmaları tavsiyesinde bulunurken, ashâbının ona bağlılığına şahit oluşunu ve duyduğu hayranlığı şöyle dile getirmişti:

“Ey kavmim! Vallahi, ben birçok kralın huzuruna çıktım, heyet olarak Kayser'e, Kisrâ'ya ve Necâşî'ye gittim. Vallahi, Muhammed'in ashâbının ona tazim ettiği kadar hiçbir krala adamlarının tazim ettiğini görmedim... Öyle ki Muhammed sahâbîlerine bir şey emredince, o emri yerine getirmek için koşuşturuyorlar. Abdest aldığında artan abdest suyunu paylaşmak için birbirleriyle yarışıyorlar Konuştuğu zaman sahâbîleri seslerini onun yanında iyice alçaltıyorlar ve ona saygılarından dolayı gözlerini dikip yüzüne dikkatle bakamıyorlar. Şimdi, Muhammed size barış yolu gösterdi, bunu kabul edin!” Buhârî, Şurûti 15

Yine benzer bir manzarayla karşı karşıya kalan Ebû Süfyân da müminlerin peygamberlerine besledikleri sevgi ve saygı karşısındaki duygularını gizleyememiş ve Hz. Muhammed'e (sav) imrenmekten kendini alamamıştı.

Uhud Savaşı'ndan sonra İslâm'ı öğretmeleri için bazı Arap kabilelerine davetçi gönderilmiş. Ancak haince bir tuzakla sekiz davetçi şehit edilip ikisi de esir alınarak Mekkelilere satılmıştı. “Recî'” kuyusu civarında gerçekleşen bu olayda esir alınan sahâbîler, Hubeyb b. Adî ile Zeyd b. Desinne idi.

Yıllar sonra İslâm'ı seçecek Safvân b. Ümeyye, Bedir'de öldürülen babası Ümeyye b. Halef'e misilleme olarak öldürmek için Zeyd'i satın aldı. Ve Ebû Süfyân'ın da aralarında bulunduğu müşrikler, onu öldürmek için Mekke'nin dışına çıkardılar. Bu sırada Ebû Süfyân ona, “Allah aşkına Zeyd! İster misin şu anda yanımızda senin yerine Muhammed olsaydı, onun boynunu vursaydık, sen de ailenin yanında olsaydın!” dedi. Ebû Süfyân'ın bu sözleri karşısında Zeyd'in duruşu netti:

“Vallahi ben ailemle otururken bile, şu anda bulunduğu yerde Muhammed'in (sav) canını yakacak bir dikenin batmasını dahi istemem.”

Bunun üzerine Ebû Süfyân, “Muhammed'in ashâbının onu sevdiği kadar sevilen hiç kimse görmedim!” İbn Hişâm, Siret III, 117-118 diyerek Hz. Peygamber'e duyulan sevgiyi itiraf etti.

Hz. Peygamber'i sevmenin dünya ile olduğu gibi âhiret ile ilgili de bir boyutu vardı. Nitekim bir gün Peygamber Efendimiz insanlara bazı konularda uyarılarda bulunmaktaydı. Bir adam kalkarak, “Kıyamet ne zaman?” diye sorunca Hz. Peygamber'in yüzünde bir hoşnutsuzluk belirdi. O sırada ashâb, Hz. Peygamber'e hoşlanmadığı bir şey sorduğunu söyleyerek adamdan oturmasını istediler. Ancak o ikinci kez kalktı ve aynı soruyu tekrar etti. Adamın bu tavrı Resûlullah'ı biraz daha rahatsız etmişti. Sahâbîler kendisini uyararak oturmasını sağlasalar da üçüncü kez kalkan adam aynı şekilde, “Kıyamet ne zaman?” diye sorunca, Hz. Peygamber ona şöyle seslendi: Yazıklar olsun! Kıyamet için sen ne hazırladın?” Bunun üzerine adam başını önüne eğdi ve “Yâ Resûlallah, çok fazla orucum, namazım ve sadakam yok. Fakat ben Allah'ı ve Resûlü'nü seviyorum.” dedi. İbn Hanbel, III,167

Bedevînin bu sözü üzerine Resûlullah, Sen sevdiklerinle berabersin.” buyurarak ona müjde verdi. Buhârî, Ahkam, 10 Ardından oradaki sahâbîler bu müjdenin kendileri için de geçerli olup olmadığını merak ederek, “Bizler de böyle miyiz?” diye sordular ve Hz. Peygamber, Evet.” diyerek onları da mutlu etti. Buhârî, Edep,95 Olanları anlatan Enes b. Mâlik, ashâbın Müslüman olmalarından sonra bu kadar sevindiklerini hiç görmediğini söyleyerek o ânı resmettikten sonra şöyle demişti: “Ben de Allah'ı, Resûlü'nü (sav), Ebû Bekir'i ve Ömer'i seviyorum. Onlar kadar amel etmiş olmasam da (âhirette) onlarla beraber olmayı umuyorum.” Müslim, Birr, 163.

Ona karşı benzersiz bir sevgi, derin bir hürmet ve bağlılık duysalar da sahâbe-i kirâm, Resûl-i Ekrem'i haddi aşan bir tarzda tazim ve yüceltme içerisine girmemişlerdi. Çünkü ashâbına, Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu hatırlatan Resûlullah (sav) onlardan, kendisini Allah'ın verdiği bu mevkiin üstüne çıkarmamalarını istemişti. İbn Hanbel, III, 154, 248

Ayrıca Hıristiyanların Hz. İsa'ya (as) karşı aşırılığa düştükleri gibi onların da kendisine olan sevgi, saygı ve bağlılıklarını ifade ederken aşırıya kaçmamaları gerektiğini öğretmişti. Buhârî, Enbiyâ, 48. Bir defasında, kendisini gördüklerinde ayağa kalkan ashâbına, “İranlıların birbirlerini tazim ederken ayağa kalktığı gibi (benim için) ayağa kalkmayın” uyarısında bulunmuştu.

Bununla birlikte bazı sahâbîlerin Resûlullah'a olan teveccühlerini ifade tarzları ona duydukları büyük sevginin de etkisiyle ona ait bir saç telini veya onun bir eşyasını yanlarında taşıma arzusuna dönüşmüştü.

Örneğin Sevgili Peygamber'in gündüz uykusuna yatması için deri ile kaplanmış bir döşek hazırlayan Enes b. Mâlik'in annesi Ümmü Süleym, Allah Resûlü uyuduğu zaman terleyince Hz. Peygamber'in yastığa dökülen saçlarını ve terini toplar sonra da bunları bir koku şişesinde biriktirirdi.

Allah Resûlü Veda Haccı'nda kurban kesim yerinde saçlarını tıraş ettirişinde Hâlid b. Velîd de “Anam babam sana feda olsun!” diyerek tıraş esnasında Allah Resûlü'nün perçeminden dökülen saçları toplamış, gözlerine ve dudaklarına sürmüştü. Vâkıdi, Meğazi, III, 1108-1109

Yine Hz. Peygamber, saçından bir kısmını, ezan sözlerini rüyasında gördüğü için “sâhibü'l-ezân” diye anılan Abdullah b. Zeyd'e vermiş o da birazını kendisi almış geri kalanını arkadaşlarına dağıtmıştı. Abdullah bu saçı, ketem (çivit otu) ve kınayla boyanmış olarak yanlarında muhafaza ettiklerini söylemişti. İbn Hanbel, IV, 43 Aynı şekilde müminlerin annesi Ümmü Seleme'nin evinde su dolu gümüş bir bardak içinde Peygamber'in saçlarının ketem ve kınayla boyanmış bir şekilde muhafaza edildiği de rivayet edilmektedir. Buhârî, Libas, 66

Allah Resûlü'nün, evlerinde asılı duran tulumdan su içtiğini gördüğünde, Peygamber'in ağzının dokunduğu yeri kesip onu saklayan Ümmü Süleym, İbn Hanbel, VI,376 Hz. Resûl başını okşayıp kendisini Mekke'ye müezzin tayin ettikten sonra, ölünceye kadar perçemindeki saçları sırf onun (sav) elleri değdi diye tıraş etmeyen Mescid-i Harâm'ın müezzinlerinden Ebû Mahzûre, Ebû Davud, Salât,28 sırf Kutlu Elçi'nin eli dokunmuştur diye hocası Enes b. Mâlik'e, “Bana o elini ver de öpeyim!” diyen Basralı büyük muhaddis Sâbit b. Eslem el-Bünânî...Darimî, Mukaddime,8

Bütün bunlar, Sevgili Nebî'nin dokunduğu yerin dahi peygambere gönül vermiş sevdalıların yüreğinde onun manevî hatırasını nasıl canlı tuttuğunu gösteren örneklerden sadece birkaçıdır.

Sahâbe bütün bunları yaparken canlarından çok sevdikleri Rahmet Elçisi'nin ne şahsını ve eşyalarını kutsallaştırmışlar ne de sakladıkları bu hatıralardan medet ummuşlardır.

            Nitekim Rahmet Elçisi (sav) bir defasında suya elini daldırıp abdest aldı. Ardından oradaki sahâbîler onu izleyip aynısını yaptılar ve o sudan yudumladılar. Bunun üzerine Resûlullah, Sizi bunu yapmaya sevk eden şey nedir?” diye sordu. Sahâbîler, “Allah ve Resûlü'nün sevgisi.” dediler. Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Eğer Allah ve Resûlü'nün de sizi sevmesini istiyorsanız size bir şey emanet edildiğinde ona riayet edin, konuştuğunuz zaman doğru söyleyin ve komşularınızla iyi geçinin.' ” Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, VI, 320

Bu uyarısıyla Allah Resûlü (sav) söz konusu sevgiyi kazanmanın gerçek yollarını öğretmiştir. Nitekim Yüce Rabbimiz de Kur'ân-ı Kerîm'de, De ki: “Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. buyurarak Allah sevgisine giden yolun, ahlâkı Kur'an olan Hz. Peygamber'e uymaktan geçtiğini vurgulamıştır.

Ashâb, canlarından çok sevdikleri Peygamber'e ait bir saç teli bile olsa yanlarında bulundurmak istiyorlardı. Ancak sahâbîlerin Hz. Peygamber'den bir hatıraya sahip olma arzusu, onun vefatından sonra, daha sonraki nesillerin ona (sav) duydukları özlem ve hasret ile değişikliğe uğradı. Bu masum ve makul istek, bir şeyi hatıra olarak saklamanın ötesine geçerek, bu eşyaların şifa umulan birer araç hâline gelmesine sebep oldu. Bu noktada Hz. Peygamber'in aşırılığa kaçılmaması yönündeki uyarıları da maalesef sonraki nesiller tarafından yeterince dikkate alınamadı.

Ashâb-ı kirâmın peygamber sevgisinde zaman zaman teberrük unsurları görülmekle birlikte, onların Rahmet Önderi'ne olan sevgi, saygı ve bağlılıkları çok daha derunî bir mahiyet arz etmekteydi. Zira onlar Kur'an'a ve onun hayata aktarılmış biçimi olan sünnete her koşulda sımsıkı sarılmak suretiyle Peygamber'e olan bağlılıklarının sıradan ve yüzeysel olmadığını amelleriyle, mallarıyla ve gerektiğinde canlarıyla göstermişlerdi.

Şurası muhakkak ki ashâbla başlayan bu sevgi seli bugüne dek akmaya devam etmektedir. Bu bakımdan, günümüzde Sevgili Efendimize (sav) ait çeşitli eşyaların ve sakal-ı şerîfinin ülkemizde özel mekânlarda ve özenle muhafaza ediliyor olması bizim açımızdan ayrı bir mutluluk vesilesidir. Ziyarete açıldıklarında halkımızın gösterdiği yoğun ilgi de bu emanetlerin şahsında Peygamberimize duyulan sevginin farklı şekilde dışa yansıması olarak görülmelidir. Yine de unutulmamalıdır ki Allah Resûlü'ne sevgimizi göstermenin en güzel yolu onun sünnetine ve güzel ahlâkına uygun bir yaşantı sürmekten geçmektedir.

GÜNÜN AYET-İ KERİMESİ

“(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Âl-i İmran, 3/31

GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ:

“Kimde üç şey bulunursa imanın lezzetini tatmış olur: Allah ve Resûlüllah’ı her şeyden fazla sevmek, başkasını severken sadece Allah için sevmek ve Allah onu hidayete kavuşturduktan sonra küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.” Buhârî, İman, 2.

GÜNÜN SÖZÜ:

İnayetine sığındım, kapına geldim,

Hidayetine sığındım, lütfuna geldim.

Kulluk edemedim affına geldim.

Şaşırtma beni, doğruyu söylet.

Neşeni duyur, hakikati öğret.

Sen duyurmazsan ben duyamam.

Sen söyletmezsen ben söylemem.

Sen sevdirmezsen ben sevemem.

                                                           Elmalılı M. Hamdi Yazır

    

ORUÇLA İLGİLİ SIKÇA SORULANLAR

Her gün hap kullanmak zorunda olan hastaların oruç tutmaları gerekir mi?

Hastalık, Ramazan’da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacak, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Âyet-i Kerime’de “Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer  günlerde oruç tutar” buyrulmuştur. (Bakara, 2/184).

Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse, gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.

Güncelleme Tarihi: 28 Mayıs 2018, 16:22
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472

banner479