Sadakatın delili sadaka

Bir iyilik medeniyeti olan İslam, her iyiliği sadaka olarak saymış ve herkesin yapabileceği türden iyilikler olduğunu haber vermiştir

Sadakatın delili sadaka
banner404

 BUNDAN dolayı iyilik, kültür ve medeniyetimizi şekillendiren değerler manzumesinde en önemli yerlerden birine sahip olmuştur. İslam’ın varlığa, insana ve ahlaka bakışı, iyilik anlayışının da temelini oluşturmuştur. Sadakanın kökeninde iyilik, hayır, kerem, alicenaplık, sadakat, samimiyet, adalet ve hakkaniyet vardır.

 Sadaka, imanda sadakat ve samimiyetin bir delili, tasdik de âhirete imanın bir ifadesidir. Bunun içindir ki Resûlullah (sav),“...Sadaka bir delildir...” (Müslim, Tahâre, 1 ) hadisinde sadakanın, veren kişinin imanına ve sadakatine bir delil olduğunu buyurmuştur.

Sadaka, karşımızdakini mutlu etmek ve bir eksiğini gidermek ise, aç olan kimse için onu doyurmak sadaka iken, hasta olan için ziyaretine gitmek sadaka olacaktır. Bazı durumlarda çevre temizliği sadaka iken, bazen güzel bir nasihat, hayat kurtaran bir sadaka olabilir. Kutlu Nebî,“Her iyilik bir sadakadır.” (Buhârî, Edeb, 33)  hadisi ile sadakaya her Müslüman'ın yapabileceği bütün güzel davranışları kuşatacak bir anlam yüklemiştir. Bu şekilde geniş bir uygulama alanı bulunan sadakalar âhiret yurdu için de en güzel hazırlıktır.

Değişik vesilelerle sadaka vermenin önemini ve kapsamını izah eden Allah Resûlü yine bir gün ashâbına bu konuda şunları söylüyordu: “Güneşin doğduğu her gün, insanın bütün eklemleri için sadaka vermesi gerekir. İki kişinin arasını düzeltmen sadakadır. Bir kimseyi kaldırarak hayvanına binmesine yardımcı olman veya eşyasını ona yüklemen sadakadır. Güzel söz de sadakadır. Namaza giderken attığın her adım sadakadır. Yoldaki rahatsızlık veren şeyleri kaldırman sadakadır.” (Müslim, Zekât, 56) Kendini doyurmak için harcadığın senin için sadakadır. Çocuğuna yedirdiğin şey senin için sadakadır. Eşine yedirdiğin şey senin için sadakadır. Hizmetçini doyurduğun şey senin için sadakadır.”  (İbn Hanbel IV, 131 ) sadaka veren kimse Rabbine karşı, malından veren varlıklı kişi muhtaçlara karşı, evinin ihtiyaçlarını karşılayan eşine ve çocuklarına karşı yardımsever, ihtiyaç sahiplerine karşı sadakatini, samimiyetini, iyi niyetli olduğunu göstermektedir.

SADAKA MALI BEREKETLENDİRİR

Allah yolunda infak edenlerin sevaplarının kat kat artırılacağı, hattâ bir iyiliğin karşılığının yedi yüze kadar çıkartılacağına dair bir misal veriliyor. Daha sonra bir amel ve o ameli işleyenlerin o ameli işlerken taşıdıkları ihlâs ve samimiyetlerine göre kat kat artırılacağını bize bildiriyor. "Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu bir tanenin durumu gibidir ki yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah’ın rahmeti geniştir. O her şeyi bilir."(Bakara 2/261)  İnfakın değeri ya da karşılığında takdir edilecek mükâfat o infakın ferdin, toplumun ve ümmetin problemlerine, sıkıntılarına ne ölçüde çözüm getirdiğiyle orantılıdır. Resûl-i Ekrem helâl maldan verilen sadakanın Allah katındaki değerini şöyle anlatmaktadır: Kim helâl kazancından bir hurma miktarı sadaka verirse,  Allah o sadakayı büyük bir hoşnutlukla kabul eder. Sonra onu sahibi için, sizden birinizin tayını yetiştirdiği gibi (özenle) dağ gibi olana kadar büyütür (bereketlendirir) (Buhârî, Zekât, 8.)

Allah Resûlü'nün açıkça belirttiğine göre sadaka malı azaltmıyor, Hz. Âişe'nin anlattığı bir diğer olayda Hz. Peygamber ailesi için bir koyun kesmiş ve eşlerine ondan ne kadarı kaldı

diye sormuştu. Hz. Âişe, “Bize sadece kürek kemiği kaldı.” deyince Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:“(Demek ki) kürek kemiğinin dışında tümü (bize) kaldı.” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 33 ) “Allah faiz malını mahveder (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise artırır (bereketlendirir)...” Fâiz toplumda ezilmiş, yoksul insanların daha da fakirleşme-sine, daha da ezilmesine buna karşılık kapital sahiplerinin daha da zenginleşmesine sebep olur. Allah aslında malı arttırdı zannedilen fâizi derece, derece eksilte, eksilte nihâyet mahveder. Fâiz ayın on dördü gibi parlak ve temiz görülen servetleri tıpkı bir hilal gibi küçülte, küçülte nihâyet gözle görülmez hale getirir. Buna karşılık malları eksiltti zannedilen sadaka ise malları git gide çoğaltır ve büyütür.

HELALİNDEN İNFAK

Kazandıklarınızın en temizinden infak edin demek ; yâni kaynağı temiz olan, kazanma yolu temiz ve helâl olan, helâl yollardan kazandığınız mallarınızdan infak edin. Kazanç yolu haram olan, temiz olmayan malları infak etmeyin. Zaten bunlara İslâm mal demez. Nitekim Abdullah Bin Mes'ud'un rivâyet ettiği bir hadislerinde Allah’ın Rasûlü şöyle buyurur: "Haramdan mal kazanan bir adam ondan infak edecek olursa kesinlikle bu infakını Allah kabul etmez. Sadaka verecek olursa sadakası kabul edilmez. Onu vermeyip geri bırakacak olursa o mutlaka onun için cehennem azığıdır. Muhakkak ki Allah kötüyü kötü ile silmez. Fakat kötüyü iyi ile siler. Çünkü pis ve bayağı olan bir şey, pis ve bayağı olan bir şeyi asla silmez."

Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temiz olanından ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan (Allah için) harcayın. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız pis ve değersiz şeyleri vermeye kalkmayın. İyi bilin ki şüphesiz Allah Ğanî (zengin) dir, Hamîd (övülmeye lâyık) dir. (Bakara 2/267)

Mallarınızın en güzellerinden, en kıymetlilerinden infak edin demektir. Bakıyoruz bugün kimi insanlar kendilerinin beğenmedikleri, değer vermedikleri yaramaz mallarını infak ediyorlar.

Harcanan, infak edilen mallar kişinin mallarının en temizi ve en iyisi olmalıdır. Tirmizî’nin Bera İbni Azib’ten nakil ettiğine göre bu âyetin nüzul sebebi şöyledir. Sahabeden Bera İbni Azib der ki: "Bu âyet biz Ensâr hakkında nazil olmuştur. Bizler hurma bahçelerimizden, çokluğuna ve azlığına göre hurma salkımları getirir ve muhtaç olanlar ondan istifade etsinler diye, mescide asardık. Ehl-i Suffe’den dilenenler karınları acıktığı zaman gelirler asalarıyla vururlar ve bu salkımlardan düşenleri yerlerdi.  Bazı kimseler de caiz zannıyla, ya da azalacak korkusuyla döküntü, bozuk, adi, çürük çarık şeyleri kırılmış ve düşmüş hurma salkımlarını getirip asmışlardı.  Bunun üzerine bu âyet-i kerîmeyi inzal buyurmuştur. Yâni sizden biriniz nefsinin hoşlanmadığı, değer vermediği, utanarak, yüz buruşturarak, istemeyerek, göz yumarak alabileceği malları infak etmesin buyurdu. (Tirmizi,5/69)

Sevdiklerimizden infak

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” âyetinin gereği olarak ömürleri boyunca “verme”yi kendilerine şiar edinmişlerdi. Öyle ki, bu âyet indiğinde, Ebû Talha, “Ey Allah'ın Resûlü! Rabbimiz mallarımızdan dağıtmamızı istiyor. Seni şahit tutarım ki ben Beyrûhâ adlı bahçemi Allah yolunda verdim.” deyince Peygamberimiz (sav),“Bu ne kârlı bir maldır! Bu ne kârlı bir maldır!” diye onu takdir ettikten sonra bahçeyi onun akrabalarından fakir olan Hassân b. Sâbit ve Übey b. Kâ'b'a vermesini istemişti. Tâif'teki Veht arazisi de ibadete düşkünlüğü ve Hz. Peygamber'in hadislerini yazması ile tanınan Abdullah b. Amr'ın vakfıydı. O, söz konusu araziyi Amr b. Âsoğulları'na vakfetmişti. Nakledildiğine göre, Abdullah b. Amr, Resûlullah'tan işiterek yazdığı hadis sahifesinin yanı sıra söz konusu vakfına o kadar çok değer veriyordu ki, “Hayatımda en çok hoşuma giden şey, şu es-Sahîfetü's-sâdıka ve Veht arazisidir.” diyordu.

Müslümanların kullanmasına izin vermeyen bir Yahudi'nin elinde bulunan Rûme kuyusu için de Allah Resûlü, “Kim Rûme kuyusunu satın alırsa (ve Müslümanlara vakfederse) Allah onu bağışlar.”buyurmuş, yine Hz. Osman bu kuyuyu alıp müminlerin istifadesine sunmuştu.

 Sahabeler gibi onları takip eden nesiller de Peygamber Efendimizin yönlendirmesiyle sadakanın kesintisiz bir hayır çeşmesi olduğunu, dünya ve âhirette birçok yararlar sağlayacağını idrak etmişlerdi. Mallarını Allah rızası için tasadduk edenler, hayatları boyunca muhtaç kimselerin yüzlerindeki tebessümlerle huzur içinde yaşayacaklar, öldükten sonra da  infakları sayesinde sevap kazanmayı sürdüreceklerdi.

İNFAKTA GÖNÜL İNCİTMEMEK

Sadaka veren, sadaka alan kimseyi hiçbir şekilde incitmemeli, verdiğini dile getirerek fakirin başına kakmamalıdır: “Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimselerin mükâfatları, Allah katındadır. Onlar için korku yoktur, onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.” (Bakara, 2/262) ayetini hatırından çıkarmamalıdır.

 İyilik yaptığı kişiye, infakta bulunduğu insana karşı yaptığı iyiliği, sayıp dökmemelidir. ‘Ben sana şunu vermiştim. Ben sana şunu yapmıştım.’ Gibi yaptığı bir iyiliği hatırlatıp kendine karşı ödemesi gereken haklarının bulunduğunu, minnet borcu olduğunu sürekli hissettirip durmamalıdır.

 ‘Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez’ mantığıyla insanlara iyilikte bulunmaya kalkmak yani verdiğinden daha iyisini beklediğinden dolayı insanlara iyilik yapmak, İslam’ın, başta ihsan, ihlas ve isar prensiplerine aykırıdır.

Bununla beraber kişinin kendisini harcama yaptığı, infakta bulunduğu kişiden sürekli üstün görmesi, infakta bulunduğu kişiyi sürekli alçaltması demektir.

  Dolayısıyla sadaka verenler, yardımda bulunanlar yardımda bulundukları insanlara karşı bu yardımı psikolojik bir üstünlük olarak algılayanlar, yaptıkları iyiliklerle karşılarındakini ezmeye çalışanlar, bu amellerinin boşa gittiğini çok iyi bilmelidirler.

Günün Ayet-i Kerimesi

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.”   (Âl-i İmrân, 3/92 )

Günün Hadis-i Şerifi

Yarım hurma (sadaka) ile bile olsa cehennemden korunun. Eğer bunu da bulamazsanız güzel bir sözle (korunun).”

( Müslim, Zekât, 68)

Günün Mısrası

(İlahi) Senin için verince  verenin feyzi artar,

Gönülden bir sadaka dağca bir ömrü tartar.

Kainatta ne varsa hepsinin zikrinde sen,

Hamd ve şükür sanadır her şey seninle esen.

Bahattin KARAKOÇ

Fıkıh Köşesi

Göz değmesine karşı nazar boncuğu takmak caiz midir? 

Göz değmesine karşı nazar boncuğu takmak caiz midir?

Nazarın mahiyeti ve keyfiyeti kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kimselerin bakışlarıyla olumsuz etkiler meydana getirebildikleri dinen kabul edilmektedir. Bir hadis-i şerifte, “Nazardan Allah’a sığının, çünkü nazar (göz değmesi) haktır.” (İbn Mâce, Tıb, 32) Nazar konusunda Hz. Peygamberin tavsiyelerini uyguladıktan sonra sonucu yüce Allah’tan beklemek İslam inancının gereğidir. Bu sebeple nazar boncuğu ve benzeri şeylerin, bunlardan medet ummak amacıyla boyuna veya herhangi bir yere takılması caiz değildir. Bu çerçevede Felak ve Nâs sureleri yanında Hz. Peygamberin torunlarına yaptığı şu dua da okunmalıdır: “Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.” (Buhârî, Ehâdîsu’l-enbiyâ, 10 )

ALANYA MÜFTÜLÜĞÜ

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2019, 22:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472