banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472

banner479

Kalp-Hayat birlikteliği

Kâinatın merkezinde insan vardır. İnsanın merkezinde ise kalp. Her şey orada başlayıp bitmektedir. Kalbin inancımızdaki yeri öyle ehemmiyetlidir ki imanın asli rüknü, kalp ile tasdiktir

RAMAZAN ÖZEL 25.05.2018, 21:29 Enes Subaşı
Kalp-Hayat birlikteliği
banner404

KALPTEN gelen her şey içten ve samimi bir güzelliği, iyiliği, sevgiyi ve güveni aşılar. Gönülden söylenmiş bir söz, beden ülkesinin başşehri kalplerin anahtarıdır. Gönülden kopmuş bir sadaka dağ gibi bir ömrü tartabilir. Gönülden yüze akseden bir tebessüm dahi belaları def eden bir sadaka oluverir. Gönül kıran sadakada, zekatta, hayırda dahi hayır yoktur. Zira ardından başa kalkılarak, yapılan yardım şeytandan başka kimseyi mutlu etmez.

Kalp, vücut şehrinin payitahtı olarak kabul edilir. Eğer, bu merkezin hükümdarı Cenabı Allah ise bedenin bütün unsurlarının faaliyetleri ilahî rıza çerçevesinde gerçekleşir. Aksi durumda ise buyurgan olan nefis olacağından vücut şehri de tarumar olacak demektir. İslam'da kalbin ne kadar merkezi bir mahiyeti bulunduğunu Rasulullah (s.a.) Efendimizin çok bilinen şu hadis-i şerifi çok net olarak bildirir. O şöyle buyurur:

 “Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.” (Buhari, Iman 39,)

Bu hadisi şerifin manasını teyit eden bir örnekte Ebû Hüreyre kalbi, ordusunun başındaki bir sultana benzeterek şöyle tasvir etmiştir:

“Kalp sultandır ve onun orduları vardır. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur. Sultan kötü olursa orduları da kötü olur. Kulaklar bu sultanın habercileridir. Gözler bekçileridir. Dil sultanın tercümanıdır. Eller kanatlarıdır. Ayaklar postacılarıdır. Ciğer şefkat ve merhamet kaynağıdır. Dalak ve böbrekler (kendisine yönelen tehlikeleri bertaraf eden) tuzaklarıdır.  Akciğer (hayatın kaynağı) nefestir. Sultan iyi olursa askerleri de iyi olur, sultan kötü olursa askerleri de kötü olur.”

Ebû Hüreyre'nin kalple ilgili kullandığı bu hükümdar metaforunun özel bir gayesi olduğu aşikârdır. Bir bakıma sanki Allah Resûlü'nün,

“Bilin ki, her hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah'ın koruluğu, yapılmamasını istediği haramlardır. Bilin ki, vücutta öyle bir organ vardır ki o sağlıklıysa tüm vücut sağlıklı demektir. Fakat o hastaysa tüm vücut hasta olur. Bu organ kalptir.” (Müslim, Müsâkât, 107.) sözünü yorumlamaktadır.

NAZARGAH-I İLAHİ ‘KALP’

Kalbin merkezi bir mahiyeti vardır, çünkü Müslümanlık çerçevesinde yapılan her davranışın muhteva değerlendirmesi kalple ilgilidir.

Rasulullah (s.a.)'ın bildirdiğine göre

“Ameller – davranışlar niyetlere göredir” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy 1, Îmân 41) ve niyetin oluştuğu yer kalptir.

Davranışların makbul oluşu, içinde taşıdığı “ihlas” yani “sadece Allah'a has kılınması” iledir, “ihlas”ın vatan edindiği yer de kalptir.

Rasulullah (s.a.)'ın bildirdiğine göre

 “Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr 33.) yani kalp nazar gâh-ı ilahidir.

Günah ve sevap gibi insan davranışlarının nitelik tayininde sanki kalpte gizli bir miyar vardır. Çünkü Rasulullah bildirir ki,

“Günah ise kalbini tırmalayıp durduğu halde insanların bilmesini istemediğin şeydir.” (Müslim, Birr 14) , buna karşılık

“İyilik, nefsin uygun gördüğü ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir.” (Ahmed b, Hanbel, Müsned, IV, 227-228)

Peygamber Efendimiz, mübarek parmaklarıyla sahabiden Vabisa'nın göğsüne vurarak ısrarla

 “Gönlüne sor, kalbine danış” der. Ayrıca bizzat kendi göğsüne işaret ederek

 “Takva işte şuradadır” (Müslim, Birr, 32) buyurur. 

Bütün bunlardan yola çıkarak İslam akaidi, “Amentü” nün ancak “kalbi tasdik” le gerçeklik kazanacağına hükmeder.

Müslümanlığımız açısından böylesine hayati fonksiyonu bulunan ve mahiyeti gereği evirilip çevrilebilen kalbin kazanacağı vasıf, onu insana bahşeden kudret tarafından en ince ayrıntılarına kadar tayin edilmiştir.

“Padişah girmez saraya hane mamur olmadan” denilmiştir.

Öğleyse, “Allah'ın nazar kılacağı bir dünya...” nın nasıl olması gerekir?

Sırf “Allah'ın nazar kılacağı bir dünya...” niyetiyle yola çıkıp bir kalbi kıvam arasak, herhalde arı duru, pırıl- pırıl, tertemiz, pürüzsüz bir dünya arardık.

PEKİYİ KALP NASIL OLMALI?

Kuş kalbi gibi yufka bir kalp olmalı! Allah adı anılınca ürperen bir kalp olmalı! Mütevazı olmalı! Selim olmalı! Mutmain olmalı! Yani mü'min kalbi olmalı!

Rabbin huzuruna giderken

 “Ancak Allah’a küfür ve şirkten temizlenmiş bir kalple gelenler kurtulurlar” (Şuara Suresi, 89) Yani Selim bir kalple gitmek gerekiyor. Öyle isteniyor, orada onun geçerli olduğu bildiriliyor.

Selim bir kalp, arınmış, temiz bir kalp, huzura, doyuma ulaşmış, ihtiyaçlardan çırpıntılardan kurtulmuş bir kalp...

Tüm bunlar, aynı kıvam ölçüsünü işaretleyen emek verilmiş kalplerdir.

KALP TEMİZLİĞİ

Kirlenme ve temizlik, her ikisi de manevi bir odak olan kalp ve nefsin cidarları ile sınırlı bir hadise değil. Orada başlayıp orada bitmiyor.

Kalpte başlayan dışa, insanı hayat içinde var kılan davranışlara yansıyor, buna karşılık insanın davranışları da kalbin ve nefsin deruni kıvamını tayin ediyor.

Kirlenme bir sonuç, temizleme de bu sonucu yok etme iradesinin gerçekleşmesi...

Rasulullah Efendimiz (s.a.) kirlenme ameliyesinin gelişmesini şöyle koyuyor insanın önüne.

 “Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer o günahı hemen bırakıp tövbe ve istiğfar ederse, kalbi eski parlaklığına kavuşur. Günah işlemeye devam ederse, siyah noktalar gittikçe çoğalır ve kalbini büsbütün kaplar. Bu siyah noktalar, Allah Teala'nın 'Hayır hayır, onların işlediği günahlar kalplerini paslandırıp körletmiştir.' (Mutaffifin, 14) diye belirttiği pastır.” ( Ibn Mace, Zühd, 29)

Günahlar, insanın kural dışı davranışlarından oluşuyor. Kuralı Allah Teala belirliyor. “Hududullah – Allah'ın belirlediği sınırlar” aşılınca günah vadisine giriliyor. Ve her günahın kalbe kara – kir halinde bir yansıması var. İnsan günah işledikçe kalpte kir yoğunlaşması oluşuyor. Sonunda kalp istila ediliyor.

Demek ki günahlar içinde yüzerken, kalbin temiz kalması zorlaşıyor. Temiz olmayan bir kalple de, uzun vadede davranışlarda güzelliği sürdürme imkanı bulunmuyor.

Kalbin temiz kalması, ancak günahın farkında olmakla ve bir an önce kalbi onun istilasından kurtarmakla mümkün oluyor. Kurtuluşun tövbede olduğu belirtiliyor. Tövbe, “arınma iradesi” ile Rabbe yönelişi ifade ediyor. Yani kalbi günah kopukluğundan kurtarıp, yeniden asli irtibatlarına kavuşturma, yeniden Rabbin nazarına muhatap hale getirme iradesinin ifadesi.

Kalbin temiz kalması için ya günah vadisine dalınmayacak, ya da bir sebeple dalınmışsa, sür'atle tevbe ipine sarılıp oradan çıkmaya çalışılacak... İşte Kalp temizlemenin yegane yolu kalbi nedamet hicranıyla yıkamaktan geçiyor. Aksi halde günah bataklığına saplanmış bir kalp ile “Benim kalbim temiz” iddiası geçersizdir asla kabul görmez.

Günün Ayet-i Kerimesi

“Ancak Allah’a küfür ve şirkten temizlenmiş bir kalple gelenler kurtulurlar” (Şuara Suresi, 89)

Günün Hadis-i Şerifi

Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr 33.)

Günün Sözü

“Beden ile yapılan iyi bir işten kalbe bir nur ulaşır. O nur, saadet tohumudur. Yaptığı her kötü işten kalbe bir zulmet iner. O zulmet şekavetin tohumudur.”                                                                                           İmam Gazali

Fıkıh Köşesi

 Kalp hastalarının dil altı hapı kullanması orucu bozar mı?

Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç, ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dil altı hapı kullanmak orucu bozmaz.

ALANYA MÜFTÜLÜĞÜ

Alanya Vaizi: Faruk YAĞMUR

Yorumlar (0)