İslamın ilk kıblesi: Kudüs

Kudüs tek başına koca İslam ve insanlık tarihini taşır, üç semavi dinin kutsalı olması, peygamber yurdu oluşu, peygamber kabir ve makamlarının bulunması, vahiy coğrafyası olması ona bu tarihi önemi kazandırıyor

İslamın ilk kıblesi: Kudüs
banner404

SEVGİLİ gönül dostlarım, bir dua dokunuyor vicdanıma, nebevi bir dua: “Allah’ım ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul olunmayan duadan, fayda vermeyen ilimden sana sığınırım.” (Tirmizi) Bugün İslam dünyasında özellikle Kudüs’te yaşanan hadiseler karşısında kalpler ürpermiyorsa, vicdanlar duyarsız kalıyorsa, Afrika’da açlıktan ölen, vahşi hayvanlara yem olan canları görüp de nefisler doymuyorsa, yazılan makaleler, köşe yazıları, konuşmalar, BM Genel Kurulu Üyesi 128 milletin reddi, Kudüs’teki vahşeti durdurmaya yetmiyorsa, yaşanan facia karşısında ülkemiz ve bazı İslam ülkeleri dışındaki ülkeler tepki göstermiyorsa, ilimler fayda vermiyorsa, dualarımız Kudüs'e yetmiyorsa, gerisini siz düşünün.

   Bugün gönüllerimiz buruk, bugün Kudüs’te yaşananlar bana siyer-i nebiden şeritler hatırlattı. Babasızlık yurduna gözlerini açan, Ebva’da annesine elveda diyen, sığındığı yüreklerden bir bir kopan, Abdulmuttalip, Ebu Talip, derken vefakar eş Hatice’nin hüznüyle daralıp Taif’e giden orada taşlarla, taş yüreklerle karşılanan, taşlanan, dışlanan yetimler yetimi, garipler garibinin duası titretiyor yüreğimi. O yaralı ellerini açar merhametin kaynağına şöyle yakarır:
 "Allah'ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hakîr görüldüğümü ancak sana arz eder, sana şikâyet ederim."
"Ey merhametlilerin merhametlisi olan Allahım! Herkesin hakir görüp de dalına bindiği, çaresizlerin Rabbi ancak sensin. Benim Rabbim de ancak sensin. Sen, beni kötü huylu, yüzsüz bir düşman eline düşürmeyecek kadar merhamet sahibisin."
"Allah'ım! Yeter ki, senin gazabına uğramayayım. Ne çekersem ona katlanırım. Fakat senin af ve mağfiretin bunları bana yaptırmayacak kadar geniştir."
"Allah'ım! senin gazabına uğramaktan, İlâhi rızandan uzak durmaktan, Senin o zulmetleri aydınlatan ve âhiret işlerini yoluna koyan İlâhi nuruna sığınırım!"
"Allah'ım! Sen razı oluncaya kadar, affını dilerim! Allah'ım! Her kuvvet, her kudret ancak seninle kâimdir!.."(İbni Hişâm, Sîre, 2/61-62; İbni Sa'd, Tabakât 1/212)
     
    Bu imtihandan sonra Allah (cc) “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsra Süresi: 1,) ayetinin uyarınca habibini katına yüceltmiştir.
Bizler de ümidi iman bilerek umuyor ve diliyoruz ki Kudüs vahdetin kilit taşı ve miracın ilk durağı olduğu gibi, ümmetin hep birlikte uyanışının, dirilişinin ve yükselişinin ilk durağı olur.

VAHYİN TAKDİS ETTİĞİ ŞEHİR: KUDÜS
    Bir mekân veya zaman, en yüce değeri ancak vahyin dilinden alabilir. Nasıl ki şu içinde bulunmuş olduğumuz şerefli ay, kadrini, değerini ilahi kelamdan alır, aynı şekilde Kudüs ve Beytü’l-Makdis de, Yüce Allah’ın lütfuyla değer bulmuş, İsra Mucizesiyle Allah Resulünün kutlu yolculuğuna konaklık etmiş mübarek mekânlardandır.  Allah’ın (cc) kelamına konu olan Kudüs’ü Cenab-ı Hak, “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsra, 17/1.) buyurduğu üzere mübarek kılmış.
Bir başka ayette; "Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz."(Maide, 5/21.) buyurarak o bölgeyi mukaddes toprak diye bildirmiş.
Yine Yunus Süresinin 93. ayetinde; Kudüs Şehrinden “iyi güzel bir yer” olarak bahsetmiştir.
   Yeryüzünün kadim beldelerinden olması hasebiyle köklü bir mirasa sahip olan Kudüs, insanlığın tarihî serüvenine tanıklık eden evrensel bir değerdir. Hz. Âdem’den (a.s.) itibaren vahyin ortak adı olan İslam’ı tebliğ vazifesiyle görevlendirilen nice nebinin hatırasını barındıran Kudüs, İslam’ın çağlar üstü hakikatlerini ve insanlığın ortak değerlerini temsil eden kutlu bir şehirdir.

Kudüs tek başına koca İslam ve insanlık tarihini taşır, 
Üç semavi dinin kutsalı olması, peygamber yurdu oluşu, peygamber kabir ve makamlarının bulunması, vahiy coğrafyası olması ona bu tarihi önemli kazandırıyor.
Hz. İbrahim’in hicret ettiği mübarek mekân, 
Hz. İsmail’in ve Hz. İshak’ın doğduğu, yaşadığı ve vefat ettiği, 
Hz. Yakup’un yaşadığı ve vefatından sonra tıpkı dedesi İbrahim ve babası İshak gibi defnedildi,
Hz. Yusuf’un doğduğu, kuyuya atıldığı Mısır hayatı sonrası vefat ettiği Mısır’dan getirilip defnedildiği yer, Hz. Musa’nın Hz. Harun’la birlikte bir ömür uğrunda yürüdüğü şehir, Hz. Yuşa’nın yakınlarına kadar geldiği, 
Talut’un uğrunda mücadele ettiği, Hz. Davut’un fethettiği, Hz. Süleyman’ın mülkünün merkez beldesi,  Hz. Meryem’in adandığı mescit ve büyüdüğü mihrap, Hz. Zekeriya’nın tıpkı Hz. Meryem gibi ilahî ikrama nail olduğu mekân ve mihrap, Hz. Yahya’nın Rabbani tesmiye ile müjdelendiği mekân ve mihrap, Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya’nın canlarını imanlarına şahit kılarak şehit oldukları, Hz. İsa’nın yaşadığı ve tebliğde bulunduğu, Hz. Rasulüllahın İsra ve Miraç beldesi, İslam ümmetinin ilk kıblesi Kudüs…
Hz. Ömer’in fethettiği ve ilk defa mescit alanını temizleyerek mescidi inşa ettiği, Selahaddin-i Eyyubi’nin haçlılardan kurtarıp fethettiği, 
Yavuz Sultan Selim’in fethettiği ve Sultan Abdülhamit’in himaye ettiği Kudüs… Özelliklerini saymakla bitiremeyeceğimiz Kudüs, Hz. Musa’nın bir ömür yolunda yürürken Kudüs’e vuslat için çabalarken Tevrat nazil olmuştur. Hz. Davud’a Zebur, Hz. İsa’ya İncil Kudüs’te nazil olmuştur. Yukarıda saydığımız diğer peygamberlere vahiy ve suhuf bu bölgelerde indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de adı geçen peygamberlerin çoğunun yaşadığı ve vahyi aldıkları bölgedir. Kur’an kıssalarının önemli bir kısmı bu bölgede cereyan etmiştir. Yani hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de Kudüs ve civarı anlatılmaktadır.
KUDÜS, FİLİSTİN DEVLETİNİN EBEDİ BAŞKENTİDİR
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen, 25 ülkeden 100'ü aşkın Müslüman ilim adamı ve araştırmacının katıldığı “Vahyin Kutsadığı Şehir: Kudüs” başlıklı uluslararası toplantı Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ hocamızın okuduğu sonuç bildirgesine göre kısaca şunları söyleyebiliriz: Kudüs, İslam medeniyetinin tarihsel bilgi ve değerler hafızasıdır. Zira şehre bugünkü kimliğini kazandıranlar, tartışmasız Müslümanlar olmuştur. Tarihinde bir çok milletin hakimiyetinde yaşayan Kudüs, en adaletli ve hoşgörülü yıllarını Müslümanların döneminde geçirmiştir. Şehir, Müslümanların adil ve hoşgörülü yönetimlerinde ezan, çan ve hazanın birbirine saygı içerisinde varlığını devam ettirdiği, dünyanın nadir kentlerinden biri olmuştur. Ancak Kudüs bugün bu uyum ve saygıya hasrettir. Vahiyle kutsanan şehir Kudüs’e barış; peygamberlerin dünyaya miras olarak bıraktıkları küresel adalet ve birlikte barış içerisinde yaşama anlayışının tekrar hakim olmasıyla gelecektir.  
İsrail, maalesef uluslararası hukuka ve BM’nin kararlarına rağmen, bir oldu-bittiyle Kudüs’ün işgalini meşrulaştırmak istemektedir. Hukuk ve adalet dışı aldığı pek çok kararla, şehrin diğer dinler için kutsiyetini inkar eden İsrail, bu inkarın bir tezahürü olarak güvenlik bahanesiyle Müslümanların şehre giriş-çıkışlarını ve yerleşmelerini engellemekte; Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra başta olmak üzere Müslümanların kendi mabetlerinde rahat ibadet etmelerine izin vermemektedir. Bugün ise Filistin halkına zulmederek terör estirerek, vahşet göstermektedir. Bu, uluslararası insan hakları anlaşmalarına, kişi hak ve hürriyetine kesinlikle aykırıdır. Kudüs’ün statüsünü değiştirme girişimleri, şehrin Müslüman kimliğini de yok etmeye sebep olmaktadır. UNESCO kararlarına rağmen, Harem-i Şerif’in altında yapılan sözde arkeolojik kazılar, bilimsel gayelerden çok ideolojik ve art niyetli çalışmalar olup Müslümanların şehirdeki dini ve kültürel mirasına zarar vermekte, geleceğini tehdit etmektedir. İslam İşbirliği Teşkilatının Kudüs konusunda almış olduğu ortak karar ile ABD tarafından teşebbüs edilen Kudüs’ün İsrail’in başkenti yapılma tasarısının BM Genel Kurulu'nda 9’a karşı 128 oyla reddedilmesi Kudüs’le ilgili geleceğe yönelik umutları artırmıştır. Sözün özü; şer amaçlı bu teşebbüs, Allah’ın izniyle hayra dönüşmekte ve İslam Ümmetinin vahdetine vesile olmaktadır. Bizler de bu vesileyle Kudüs’ün tekrar huzur dolu günlere kavuşmasını ümmetin birliğine vesile olmasını cenab-ı haktan niyaz ediyoruz. Rabbimizin selamı rahmeti ve mağfireti tüm İslam aleminin üzerine olsun.

NOT: Bu sayfa hazırlanırken, okurlara doğru ve güvenilir bilgi sunmak adına, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınlamış olduğu eser ve makalelerden faydalanılmıştır.


Günün Ayet-i Kerimesi:

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsra Süresi: 1,)

GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ:
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in eşi Hz. Meymune validemiz bir gün, “Ya Rasulallah! Bize Beyt-i Makdis hakkında bilgi verir misin?” der. 
Allah Rasulü şöyle buyurur: “Orası mahşer ve menşer, yani yeniden diriliş yeridir. Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza bedeldir.” Hz. Meymune: “Peki oraya girmeye gücümüz yetmezse ne yapalım ya Rasulallah” dediğinde Rahmet Elçisi şu cevabı verir: “Kandillerinde yakmak-aydınlatmak için zeytinyağı, yakıt hediye gönderin. Kim bunu yaparsa oraya gitmiş ve namaz kılmış gibi olur.’’ (Ebu Davud, Salat, 14.)

GÜNÜN MISRALARI
Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yer altı nehri çağlıyordu 

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Götür Müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu 
                               Mehmet Akif İNAN

FIKIH KÖŞESİ:
- Oruç fidyesi ne demektir?

FİDYE, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve daha sonra da kaza etmesi mümkün olmayan kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyrulmaktadır. Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır. Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek veya bunun para olarak karşılığıdır. Fidye vermek durumunda olan fakat buna maddi imkânı el vermeyen kimse Allah’tan af diler. Günler uzun olduğu için oruç tutamayan hasta ya da yaşlılar, kısa günlerde oruç tutabilirlerse tutamadıkları orucu kısa günlerde kaza etmeleri gerekir. Bu durumda olan kimselerin vermiş oldukları fidyeler sadaka sayılır. Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde günlük olarak veya Ramazan ayı başında da verilebilir. (2018 yılı Fidye ve Fitre (Sadaka-ı Fıtr) miktarı en az: 19 TL’dir)

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner470

banner477

banner452

banner449

banner487

banner481

banner472

banner479